Kaydet
a- | +A

Doğan ve Uzan grupları arasındaki kavgayı geçen haftalarda duyurmuştuk. Zaman zaman tansiyon düşürülür gibi olsa da kavga hâlâ devam ediyor. Son olarak, Sermaye Piyasası Kurulu, Mali polisi de işin içine sokarak Uzanlar’a ait iki enerji kuruluşunu incelemeye alınca bu vesile ile iki grup, birbirlerini hırpalamak için yeni bir fırsat bulmuşlardı.

Yayınlar daha çok patronları hedef aldı ve ölçüsüz bir yayın başlatıldı. İlginç olan bu saldırı kampanyasında, karşı taraf ile bir ölçüde kavgası olan bazı köşe yazarları ve çalışanların da kullanılmasıydı. Olay böylesine yayılınca, üslup ve ölçü iyice kaçmış oldu. Son birkaç gündür tansiyon tekrar düşürülmüş gibi.. İki taraf da işi hakaret ve tazminat davaları ile sürdürecek bundan böyle.

İki grubu karşı karşıya getiren günlük gelişmeler bulunsa da kavganın temelinde belli bir oranda bir yaşam kavgasının yattığı ileri sürülüyor. Bu rekabet ise sadece medya ile sınırlı değil.

Kavga ne zaman başladı? Kuva-yı Medya dergisi iki grubu karşı karşıya getiren çatışmanın geri planını incelerken ilginç sonuçlara ulaşmış. Buna göre: “Kavga, Uzan grubunun yazılı medyaya adım attığı Star gazetesinin Doğan grubunun amiral gemisi Hürriyet’in tirajını yakalaması üzerine Doğan grubunun kontrolünde bulundurduğu dağıtım şirketinin Star gazetesinin dağıtımını durdurmasıyla başlamıştı.

Bu engelleme üzerine fiyatını 100 bin liraya düşüren ve kendi dağıtım şirketini kuran Uzan Ailesi, Star gazetesini bakkallar aracılığıyla tüm Türkiye’ye dağıtarak tekrar piyasada tutundu.

Reklam pastasına ortaklık Trilyonluk reklam pastasında fiyatları yarı yarıya düşüren Star daha sonra Hürriyet’in en büyük gelir kaynağı küçük ilan fiyatlarını Hürriyet’in 1/3 fiyatına düşürerek bu alandaki pastanın bir bölümünü de kendisine çekmeyi başardı.

Bu gelişmenin ardından Hürriyet’in Almanya’da basıldığı matbaayı da satın alarak Doğan grubunun gazetelerini bozuk basmaya ve dağıtmamaya başlayan Uzanlar, Hürriyet’in basılabileceği bütün matbaaları da uzun süreli kontratlar yaparak kapattılar.

Doğan grubu bu operasyonla Avrupa’da darbe yemiş oldu. Uzan grubu bununla da yetinmeyerek Doğan grubunun prestij unsurları Uğur Dündar, Yaşar Nuri Öztürk gibi isimleri transfer etmeye başladı.

Yazılı medyada bu gelişmeler yaşanırken Uzanlar, Doğan grubunun trilyonlarca liralık teşvik alarak girdiği internet yatırımı e-kolay’ın pazar payını önlemek için de 5 dolarlık webbee paketlerini piyasaya sürdüler.

Cep telefonu piyasası İki grubun birbirleriyle kapıştığı bir diğer sektör de cep telefonu oldu. 3. GSM cep telefonu ihalesine giren Doğan grubu sahibi olduğu yayınlarda halen Telsim GSM lisansını elinde bulunduran Uzan grubuna “sabit ücret ve servis kalitesi”ne yönelik saldırılarda bulundu. İhaleyi kaybeden Doğan grubu, Telsim’in rakibi Turkcell ile ortaklaşa yatırımlara yönelerek promosyon kampanyalarında Turkcell ürünlerini pazarlamaya başladı.

Elektrik sektörü de iki grubun paylaşamadığı alanlardan biriydi . Uzanların uzun bir süredir ÇUKUROVA, KEPEZ ve RUMELİ elektrik şirketleriyle boy gösterdikleri enerji alanına Doğan grubu da Zigana ve İsedaş şirketleriyle girdi. Bu durum iki grup arasında çatışmanın alevlenmesine neden olan faktör olarak değerlendirildi.

Finans sektöründe ise gerek borsa gerekse de bankacılık alanında yıldızları bir türlü barışmayan iki grubun en büyük kavgayı TV ve radyo reklamları pazarında yaşadıkları kaydedildi.

Yıllardır Uzanlara ait hisse senetleriyle ilgili soruşturma yürüten ve bu hisse senetlerini gözaltı pazarında tutan Sermaye Piyasası Kurulu’nun bu süre zarfında hiçbir eylemde bulunmazken tam kavganın alevlendiği sırada bu kuruluşlara “gece baskını” düzenlemesi ve baskın talimatını veren SPK Başkanı Muhsin Mengütürk’ün Doğan grubu tarafından “Cesuryürek” ilan edilmesi dikkat çekti .

İki grup arasındaki kavgayı değerlendiren Güneri Cıvaoğlu, karalamaların önlenmesini önererek medyanın kamuoyundaki itibarının korunmasını istiyor ve sermayenin medyayı bir silah olarak görmesinden yakınıyor du. Cıvaoğlu, bu çıkar çatışmaları arasında medya ile birlikte çalışanların da prestij kaybedip, yıprandıklarını belirterek tarafları akılcı davranmaya çağırıyordu. Nezih Demirkent ise, kişisel çıkarları mesele yapan medyanın toplumun çıkarlarını gözardı etmesinden endişeliydi.

Sabah’ın el boyamayan baskısı İki grup arasında kıyasıya bir mücadele yaşanırken, Bilgin grubu olayların dışında kalmaya özen gösteriyor. Grup bu arada yeni teknoloji ile desteklediği gücünü sergilemek peşinde. Hafta içinde yeni baskı tesislerini tanıtan ve ele bulaşmayan kalitede baskı hedefleyen gazete özellikle bu yeniliğini vurgulamaya çalıştı. Bu arada Hürriyet’ten ayrılan iki spor yazarı Ziya Şengül ile Sanlı Sarıoğlu’nu da bünyesine katan grup, Sabah’ın yakaladığı birincilikten de oldukça memnun. Doğan grubu ise yeni promosyon atakları ile Sabah’a kaptırdığı satış birinciliğini tekrar kazanma derdinde.

Gazeteciye kimlik tescili Geçtiğimiz haftalarda bu sütunlarda konu ettiğimiz bir aksaklık da ortadan kalkmış görünüyor. Bakanlıkça tanzim edildiği halde, kimlik yerine kullanılmasında zaman zaman problemler çıkan basın kartlarının, artık “Resmi bir kimlik belgesi” sıfatı taşıdığı, bakanlık tarafından tüm kuruluşlara yapılan bir duyuru ile tescil edildi. Bir anlamda sadece bir indirim kartı gibi algılanan ve biz gazeteciler için çok anlamlı olan basın kartlarının artık resmi kimlik hüviyetinin kabulü oldukça sevindirici. Hele hele bazı özelliklerini ve avantajlarını kaybeden basın kartları bir anlamda iadei itibara kavuşmuş gibi oldu. Artık Hıncal Uluç da “Ne işe yarar bu kartlar” diye sormak zorunda kalmayacak.

Medyada yaz temizliği mi? Barometre gazetesine göre basında her yıl yaşanan yaz dönemi işten çıkarma operasyonları başlamış. İddialara göre Milliyet’in 120 kişiyi işten çıkarmasının ardından Hürriyet de maaşlara yaptığı yüzde 10-12’lik zammın ardından yaklaşık 32 kişinin işine son vermiş. Gazete yöneticileri ise olayı emekliliği gelmiş personele bu haklarını kullanma fırsatı vermek olarak değerlendirmiş.

Atv’de yeni yüzler Atv’de Hakan Aygün’ün, Kanal 6 haber merkezi yöneticiliğine kaydırılması ile boşalan Kahvaltı Haberleri’nin sunuculuğuna Didem Tolunay getirilmiş. Kariyerine İzmir Yeni TV’de başlayan ve HBB’deki haberleriyle adını duyuran Tolunay, ATV Avrupa yayınlarında görev yapıyordu.

Televolelerden vazgeçebilir miyiz? Televole kültürünün Türkiye’deki yerleþik deðerlerin pek çoðunu sarstýðý ve sosyal ve ruhsal travmalara neden olduðu yolundaki tartýþmalar hýz ve taraftar kazanýrken, televizyon kanallarýmýzdan biri, artýk televole programlarý yapmayacaðýný açýkladý . Bu kez tartýþma, gerçekten televole programlarýnýn o kadar da zararlý olup olmadýðý yönüne kaydý. Hafta içinde, Atv Haber Sorumlusu Ali Kýrca ile yapýlan bir söyleþinin sorularýndan birisi de bu konudaydý. Kanl D yöneticilerinin aksine Kýrca olaya daha bir tedbirli yaklaþýyor. Kýrca’ya göre Televole, Türk televizyonlarýnýn önemli bir buluþu ve dünya televizyonculuðuna bir nevi armaðaný.

Kýrca “Televolelerde espri amacýyla yapýlmýþ bazý görüntüleri izlerken bir þikayetim yok. Ama Türk toplumunun ahlaki yapýsýný ve ahlaki yapýnýn hangi sosyal dengesizlikler üzerinde yeþerdiðini düþündüðümüz zaman durum deðiþebilir. Bir azýnlýðýn “Dolçevita” veya “Pompei’nin son günleri” biçiminde yaþýyor olduðunu sýk sýk ekranlara getirmek bazý kesimlerde nasýl bir etki yapar, doðrusu bilemiyorum. Ama burasý Türkiye, sürpriz geliþmeler de olabilir” diyor. Kýrca’nýn sürpriz geliþmelerden kastý ise ilginç. “Ýlle de saðlýksýz sonuçlara yol açmayabilir”.. Ve tabii hemen ardýndan da ilave etmiþ. “Kimbilir böyle bir sonuç da baþlýbaþýna saðlýksýz bir sonuçtur..” Ne diyebilirsiniz ki.. Kýrca’da haklý.. Zira insanlarýmýzýn beyni yýllardýr öylesine iþlendi, öylesine bombardýmana tutuldu ki yaþamýmýz bizatihi televole olmuþ durumda... Tabii, Bu iþin esprisi. Kanal D’ciler olumlu bir kararla televoleciliðe artýk prim vermeyeceklerini açýkladýlar. Ama görünen o ki, reyting kavgasý içinde daha uzunca bir süre televole tipi yapýmlardan kurtuluþ yok gibi.

Köþelerden seçmeler Önce kendim, sonra sevdiklerim için. Mesela bir türlü “saygýn” bir kadýn olamadým ben. Sarý püskül saçlarýmý kafatasýma yapýþtýrýyor. Sonra da kýzýl peruðu yerleþtiriyorum. Ama bir þey eksik. Hâlâ yeteri kadar “saygýn” deðilim! Sarýþýndan kýzýla terfi etmek yetmiyormuþ.

Ayþe Arman/25 Haziran /Hürriyet

Cumhurbaþkaný Sezer, sistemin bam teline bastý.

Zülfü Livaneli/1 Temmuz /Sabah

Belçika, Fehriye Erdal’ý gönderecek dost bir ülke arýyormuþ. EURO 2000’de yendik ya, katiyen bize göndermezler.

Pakize Suda/24 Haziran /Hürriyet

Evrenin muhteþem düzeni teknik çomaklarla dürtülmeseydi, belki de genler bu denli hastalýklý olmayacaktý! Kendi bozduðumuzu mu onarmaya çalýþýyoruz yoksa? Bu benim görüþüm, karþý çýkabilirsiniz tartýþmaya hazýrým.

Ayþenur Yazýcý/1 Temmuz /Milliyet

Haftanýn incisi:

Futbol imparatorluðu “Ortak özelliðimiz var.. Futbol topunu görsek, Diyarbakýr karpuzu, hentbol topunu görsek, Hindistan cevizi zannederiz... Ben de yazdýydým.. Vaktiyle.. “Spor yönetimi”... 780 sayfalýk kitaptý. Profesör olduydum o çalýþmamla.. Bazýlarý arkamdan konuþtuydu..”Mekteb-i Mülkiye-i Fünun-u Þahane’de böyle bir kitapla profesör olunur mu” diye. Sporun bir siyaset olduðunu anlattým o çalýþmamda. Spora “Kýsa pantolonlu adamlarýn koþuþturmasý” olarak bakýlamayacaðýný, organize politika, organize kumar ve organize fuhuþla birlikte dünyanýn en eski ve örgütlü beþ toplumsal kurumundan biri olduðunu anlattým.. Sevgili Serhan.. Eline saðlýk.. Sporun kuvvet ve kudretini hatýrlatýyorsun bize.. Hangi lider, hangi meydanlarý, televizyon ekranlarýný doldurur bu kadar?” Kurthan Fiþek’in, Serhat Hürkan’ýn “Yýkýlmayan imparatorluk: Futbol” kitabý ile ilgili deðerlendirmesinden

Az sigara, çok gazete Daha çok insanýn gazete okumasý için geçtiðimiz yýllarda bazý baþarýlý kampanyalara imza atan Ýzmir Gazeteciler Cemiyeti “Üç eksik sigara iç, bir gazete al” sloganýyla yeni bir kampanya daha baþlattý. Sigara ile mücadele konusunda da oldukça yararlý olan böyle bir kampanyaya bakalým destek veren baþka kuruluþlar da çýkacak mý?