Medya dünyası gerçekten oldukca zor bir Ekim ayı geçirdi. Cemiyetimiz tarafından yapılan araştırmaya göre: "Ekim ayında (Kışlalı cinayeti dışında) beş gazeteci gözaltına alındı, iki gazeteci tutuklandı, beş gazeteci saldırıya uğradı, iki basın merkezi kurşunlandı, bir gazeteye bombalı saldırı düzenlendi, bir gazete merkezi polis tarafından arandı, üç gazete, bir dergi ve iki kitap için toplatılma kararı verildi. Genel Kurmay Başkanlığı beş gazete ve üç televizyon hakkında dava açtı. İki gazete 3.5 milyar lira tazminata mahkum oldu. Bir gazeteci, bir siyasiden 15 milyar lira tazminat kazandı, altı gazeteci için toplam 14 yıla varan hapis cezası talebiyle dava açıldı. RTÜK ise sekiz televizyona toplam dokuz gün yayın durdurma cezası verdi, 11 televizyonu uyardı ve 11 radyo hakkında toplam 5.5 ay yayın durdurma kararı aldı." Peki bunların dışında neler oluyor derseniz?
Fiyatını yüz bin liraya çıkardıktan sonra, 400 binlik satış rakamlarından 200 binlere düşen Akşam gazetesinde bazı radikal değişikliklere gidilmesi bekleniyor. Yeni Genel Yayın Müdürü Deniz Arman, yeni yapılanma peşinde. Bu arada gazete ve radyo, Topkapı''daki mevcut binadan taşınma kararı aldı. Yeni bina da aynı semtte ve yakın mesafede. Ayrıca gazetenin yeni baskı makinaları da geldi. Ama kurulmasının zaman alacağı belirtiliyor.
Aynı şekilde Yeni Şafak gazetesinin de artık kendi tesislerinde basılıp, hazırlandığını belirtelim. Zaman gazetesindeki yeni yapılanma ise devam ediyor. Zaman gazetesi Genel
Müdürü Naci Tosun da görevden alındı ve yerine Recep Uzunali getirildi. Daha önce de Bülent Keneş haber müdürlüğünden alınmış ve yerine Emin Akdağ getirilmişti. Gazete, geçtiğimiz aylarda,
Mahmut Cebi''nin genel yayın müdürlüğüne getirilmesinden sonra, promosyona tekrar
başlamış ve yapısal
değişikliğe gitmişti. Bu değişikliklerin ve kültürel promosyonların tirajı da olumlu etkilediği belirtiliyor.
Göğüş, Kanal 6''da, Zentürk ayrıldı Geçtiğimiz ay, Sabah gazetesinden çıkarılan Zeynep Göğüş, Korkmaz Yiğit ile anlaştı. Göğüş, Kanal 6 ''da haberlerin ardından yorum yapacak. Kanal 6 ile ilgili bir başka gelişme ise Ardan Zentürk''ün, yönetimle fikir ayrılığına düştüğünü belirterek ayrılması ile yaşandı. Zentürk, Star televizyonunun Genel Yayın Müdürlüğü''nden ayrıldıktan sonra, Mehmet Kurt''un satın aldığı Kanal 6 televizyonuna geçmiş ve bu televizyonun en zor dönemlerinde yöneticilik yapmıştı. Televizyonun Korkmaz Yiğit''e satılışında da etkin bir rol oynayan Ardan Zentürk, Yiğit''in cezaevinden çıkmasından bir süre sonra Holding Yönetimi ile baş gösteren sorunlar nedeniyle Ankara Temsilciliği''ne getirilmek istendi. Zentürk bu kararın ardından, yönetimle arasında "kan uyuşmazlığı" olduğunu söyleyerek istifasını verdi. Ardan Zentürk, Kanal 6''da Strateji adlı bir siyasi tartışma programı da sunuyordu.
Şeref Oğuz Koç topluluğunda Milliyet gazetesi yönetimine Umur Talu ve Yalçın Doğan getirildikten sonra istifası istenen ekonomi sayfası editör ve köşe yazarı Dr. Şeref Oğuz, bir ara Kanal 6 televizyonunda danışman olarak göreve başlamış, ancak kısa bir süre sonra ayrılmıştı. Şeref Oğuz, uzun süre BT Haber Dergisi''ndeki Bilgi iletişim yazıları dışında medya dünyasından uzak kaldı. Nihayet Koç Holding''in yeni atılım dönemi için yaptığı teklifi kabul eden Şeref Oğuz, bu grubun Planlama bölümüne geçti. Hafta başında annesini kaybeden Oğuz''a Allah''tan sabır diliyoruz.
Duayen geliyor Jet-Pa Holding tarafından satın alınan İntermedya Grubu, yeni bir aylık dergi hazırlıklarına başladı. Derginin adı bir hayli ilginç: "Duayen". İntermedya yöneticileri Duayen dergisinin "kişisel tarih" dergisi olacağını söylediler. Dergide her ay alanında "duayen" olarak kabul edilen ünlüler konu alınacakmış. Devlet kuruluşu Anadolu Ajansı, iki bin yılında uygulayacağı yeni abone fiyatlarını açıkladı. Bir medya büyüğümüz "Göründüğü kadarı ile, devletin ajansı, devletin enflasyon tahminlerine inanmıyor" diye yorumlamış yeni tarifeyi.. AA''nın yeni yıl abone tarifesi, neredeyse yüzde yüzden de fazla artırılmış... Dünya gazetesinin Haber Merkezi Müdürlüğüne, gazetenin Araştırma Müdürü Murat Onay getirildi. Onay''dan boşalan yere de Fatma Altınışık münasip görülmüş. Haber eski müdürü Suzan Peker ise Yazıişleri Müdür Yardımcısı olarak görev yapacak. İstihbarat şef yardımcısı usta gazeteci Erol Gönenç''in de Araştırma servisine çekildiği belirtiliyor.
NTV''den milenyum yayını NTV, 31 Aralık, saat 14''ten itibaren 24 saat boyunca 170 ülkeden canlı yayın bağlantısı kurmaya hazırlanıyor. Bu konuda MTN (Millenium Television Network) ile bir anlaşma imzalandı. Dünya yeni bin yıla girerken NTV''nin milenyum yayını Fiji adalarından başlayacak ve Hawai''de noktalanacak. Kanal tarihi anlaşmayı, hafta içinde düzenlediği bir toplantı ile duyurdu. Milenyum etkinlikleri içinde, Sultanahmet Camii''nden mevlid ve sema gösterisi, Ayasofya''dan da klasik müzik yayını var. Projenin yapımcılarından David Leaf "Tüm insanlık canlı yayında. Sizin zengin tarihçeniz, muhteşem camileriniz, kültür mirasınız ve en önemlisi insanınız, Türkiye''yi diğer ülkeler içinde daha önemli kılıyor" diyor. Gösteri, TV ve internet vasıtası ile 3.5 milyar insana ulaştırılacak.
Türker İnanoğlu''nun sahibi olduğu Süper Kanal''da, tasarruf amacıyla haber merkezi lağvedildi. Kablodan yayın yapan kanalda, paket yayınlarla gün kurtarılmaya çalışılacakmış. Kablolu yayın yapan TV 8''in Yayın Yönetmenliğine gazeteci Turan Yavuz getirildi. Yavuz, Washington Amerikan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü mezunu ve mesleğe 1974 yılında Reuters''in Ankara bürosu''nda başladıktan sonra, 1982-85 yılları arasında Tercüman gazetesinin 1985-95 yılları arasında da Milliyet''in Washington temsilciliğini yapmış, son olarak da Kanal 6''nın haber koordinatörlüğünü üstlenmişti. Bol ödüllü ve kitaplı gazetecilerimizden olan Yavuz, "Exile in Büyükada" adlı, henüz gösterime girmemiş olan bir filmin yönetmenliğini de yapmış.
Magazinci TRT Haftanın bir diğer ilginç gelişmesi ise, izleyicilerinden gelen talebe daha fazla direnemeyen devlet televizyonu TRT''nin de magazinciliğe soyunması. Sabah gazetesi, konu ile ilgili haberinde "Ancak bu program biraz farklı. Program sunucusu, göbeği açık, ya da dekolte kıyafetli bir genç bayan değil, koyu renk takım elbiseli bir delikanlı. Ayrıca sunucu Beyaz''a, Beyazıt Öztürk, Tarkan''a, Tarkan Tevetoğlu diyerek resmi bir dil kullanıyor.." diye yazıyor.
Editörlerin özlemi ve... ürkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli bile "Ne olacak bu medyanın hali" demeye başladığına göre, anlaşılan bizim vehimlerimizden de öte bir arıza var ortada. Böyle bir girişten sonra, gazete sütunlarına da yansıyan bir dizi olumsuzluğu gündeme getireceğimizi bekleyenleri biraz hayal kırıklığına uğratacağız. Zaten bunların bir bölümünü sadece yutkunarak geçiştirdiğimiz için, olayı yine bir başka yönünden tırtıklayacağız. Yıldız gazetemizle başlayan, yeni yayıncılık anlayışına taktığımız cümlenin malumu. İlginçtir, biz eleştirdikçe, aziz medyamız da inadına bu yeni anlayışı taklitten geri kalmamakta. Bu cümleden, fotoroman habercilik resmen tuttu. Hatta, zaman zaman bizimkiler bile, ucundan köşesinden, fotoğraflara balon iliştirmeye başladılar. Derken eski merak kafiyeli başlıklarla, tutulan reklam spotlarının, her cins habere başlık yapılması uygulamaları da yayılma istidadına girdi. Gerçi bazen öylesine cuk oturtuluyor ki, laf aramızda biz bile şapka çıkarmak zorunda kalıyoruz. Böylesine sevimsiz, iç karartıcı gündemden, daha aklı başında, insana ferahlık verecek haber ve başlık çıkarmak zaten başlı başına bir problem. .Ama, espri yapalım, yumuşatalım derken, işin öyle bir cılkı çıkmak üzere ki, bildiğiniz gibi değil. Meslek erbabı iyi bilirler. Editörler, yazı müdürleri, önlerine gelen bir haberi, başlıklar yayına hazırlarlarken, bazen öylesine ilginç espriler yakalar, öylesine ilginç yaklaşım yolları bulurlar ki, kaydedilip kitap yapılsa bestseller olur. Ama iş tadında bırakılır ve gazetenin yapısına, konunun tabiatına ve dahi günün mana ve ehemmiyetine uygun bir sunumla haber gazetede yerini alır. Bazen bulunan espri ya da yaklaşım öylesine caziptir ki, editör "Ah şimdi öyle bir gazete olacak ki, bu haberi bu espri ile yayınlayacaksın" diye kendi kendine hayıflanır. Hayıflanır zira, o haberin, o şekliyle yayınlanması, bizatihi habere hatta haber ahlakına da terstir. Ama özlem devam eder:.. "Ah öyle bir gazete olsa.." Bir habercilik ki... Galiba, sonunda öyle bir gazetemiz de oldu . Medyaya bir yıldız gibi doğan bir gazetemiz, tüm tabuları ve dahi doğruları yıkmakta kararlı gibi. Gazeteyi bir vesile elinize aldığınızda (Bir süredir genel dağıtımın dışında tutulduğu için, alışılmış adreslerin dışında satılıyor) günün gündemini farklı bir kıyafetle karşınızda bulabilirsiniz. Ya da haberin o haber olduğunu anlamanız için epey bir gayret sarfetmek zorunda kalabilirsiniz. Mesela, perşembe gününün manşeti "Bogart Bekir" uçuk gazeteciliğin çok renkli bir örneği olmaya namzet. Bekir-Merve Yıldırım çiftinin, balayı için Fas''a gitmelerini konu alan haber, ünlü Casablanca filminin oyuncuları Humprey Bogart ile İngrid Bergman''la özdeşleştirilirken, fotoğraflara iliştirilen konuşma balonları ile yakalanan espriler doğrusu mizah ustası Gani Müjde''yi bile kıskandıracak evsafta. Ya da en azından biz böyle tarif edelim. Bir başka örnek...
Yine aynı nüshanın ikinci birinci sayfasında, yine tam sayfa işlenen, Anıtkabir meczubu ile ilgili haber, artık mizah boyutlarını bile aşmış gibi. "Beyin ameliyatı" başlığı ile ve "Tedavi için Anıtkabir''e geldi. Doktorlar şefkatli kollarına aldı, cerrahi operasyon yaptı. Alnına telsizle vurdular, rahatladı" altbaşlığı ile verilen haberle, yakalanan boyut karşısında ürpermemek mümkün değil. Bir ara tüm bilgisayarları felç eden Çernobil virüsünün, bu yıldız gazetemizin sayfa terminallerinde gizlenmiş olabileceği gibi bir ihtimal aklıma gelmiyor değil. Ama asıl endişem, tüm yerleşik değerleri ve tabii bu arada meslek etiğini de ti''ye alan bu yeni anlayışın, tıpkı Çernobil gibi, tüm medyayı da etkilemesi ihtimalinden dolayı. Umarım her yeniliğe açık medyamız, bu yeniliğe de balıklama atlamaz.
Yönetmenimiz uyuyor mu? Özel televizyon yayıncılığımız, biraz da yılların TRT deneyiminin getirdiği birikimle ve tabii ilk harçları atan eski TRT''cilerin katkıları ile, acemilik sürecini yaşamadan yarışa bayağı ileri bir noktadan girmişti.. Hele hele gelişen teknolojinin de yardımıyla, bugün Türk kanalları, uluslararası arenada da boy gösterip, rekabete giriyorlar. Dünya televizyon devleri, artık ya kendilerine Türk partner buluyor ya da bizzat aramıza girmeye çalışıyorlar. Peki, her şey dört dörtlük mü. Değil elbet. "Görüntüyü kurtarsa" da, içeriği kurtaramadığımız cümlenin malumu. Teknolojik parıltılara rağmen, teknoloji dışı kalitede epey eksiklerimiz de var. Saymaya kalksak sütunlar yetmez. Onun yerine, "Görüntüyü kurtaramamak"la ilgili bir ufak tesbitle yetineceğiz. Haftanın konusu, İnsan Hakları Heyeti ile Berlin''e giden bir milletvekilimizin, resmi toplantı yerine, başka türden toplantılarla vakit geçirdiği üzerine idi. Haber, neredeyse bir kampanya boyutunda medyanın gündemine oturunca, televizyon kanallarımız da tartışmaların dışında kalamadılar tabiatıyla. Ve bir kanalımız, suçlanan milletvekili ile heyette yer alan ve suçlamalarda tanıklığına başvurulan bir hanım milletvekilimizi de, canlı telefon bağlantıları ile programına konuk etti. Porno görüntülü canlı yayın! Şimdi gelelim "Yönetmenimiz uyuyor mu?" başlığımıza. Televizyon haberciliğinde, bazı canlı ya da arşiv görüntüler, ki bunlar haberle ilgilidir, yeri geldikçe ekrana düşürülür. Devamlı olarak, haberi okuyan spiker gösterilmez. Bunun sırasını ve vaktini de, yönetmen dediğimiz görevliler ayarlar. Tabii bu dediğim kabaca böyle. Televizyoncu bir arkadaşınız varsa, size süreci daha detaylı ve teknik terimlerle anlatabilir. Biz yine konumuza dönelim. Haber sunucusu, hakkındaki iddialarla ilgili, suçlanan milletvekiline telefonda söz veriyor. Sayın milletvekili, yana yakıla anlatıyor ki, ortada bir yanlış değerlendirme hatta komplo vardır. Anlatmasına anlatıyor da, ekran tam kare ve devamlı olarak, porno gösteriler yapan bir seks kulübünden alınmış arşiv görüntülerle dolu. Altta bir yazı "Falanca milletvekili ile canlı bağlantı" Ekranda, oldukça müstehrek seks şov görüntüleri. (Olayda , milletvekilinin ileri sürdüğü gibi, bir komplo yoksa bile yayında resmen komplo var.) Aynı fon, tanıklığına başvurulan bayan milletvekilinin, canlı konuşması sırasında da değiştirilmiyor.. Bayan milletvekili Alman yetkililerle temaslarını anlatıyor. Ekrandaki görüntüde, bir Alman dilber, "magazinci tabiri ile yürek hoplatmakla" meşgul. Ve hiç kimse, kanalın sorumlusu dahil, o dakikada telefonda dert anlatmakta olan sayın milletvekilleri de dahil, "Kardeşim bu ne sorumsuzluk. Benim konuşmamın üzerine ne hakla seks şovu görüntüleri döşüyorsun" demiyor... Konuşmasını kesmiyor. Ya da yönetmeni uyarmıyor.. İlginç değil mi?

