Kaydet
a- | +A

"...Türkiye bana göre hem mesleki, hem de kişisel açıdan çekici. Mesleki açıdan harika haberlerin yapılabileceği bir yer. Türkiye hep önemliydi ve şimdi eskisinden daha fazla önemli. ABD için stratejik önemi çok fazla. Ve Türkiye''nin Avrupa Birliği''ne giriş hazırlıkları içinde olması da, burada birçok ilginç şeyin olacağı anlamına geliyor. Kişisel olarak ben ve ailem için büyük bir macera olacak. Ben 27 yıllık gazeteciyim. Türkiye benim ilk uzun süreli dış görevim olacak. Üstelik de hayal edebileceğiniz en mükemmel yer. Çünkü heyecan verici ve farklı. Paris, Londra veya Tokyo gibi kentlere gazeteci olarak giderseniz, yazacak bir şey bulamazsınız. Yazılabilecek olan her şey zaten önceden on, belki de elli kez yazılmıştır..."

Türkiye''yi kim yönetiyor? Yukarıdaki satırlar Amerika Birleşik Devletleri''nin üçüncü büyük gazetesi olan New York Times''in Türkiye Bürosu şefliğine atanan Douglas Frantz''a ait. Konuşmayı Yeni Gündem''den Ceylan Özerengin ile yaptığı söyleşiden aldık. Frantz''ın bu alıntıladığımız bölümün dışında da, Türkiye''ye ve Türk medyasına ilişkin ilginç görüşleri var. En azından dışarıdan birisi olarak "Türkiye''yi köşe yazarlarının yönettiği"ni bilebilecek kadar da ülkemizle ilgili fikir sahibi. Gazetenin Frantz''dan önceki temsilcisi Stephen Kinzer geçtiğimiz günlerde ülkesine dönmüş ve giderayak yazdıkları ile epey baş ağrıtmıştı. Yeni büro şefi bu konuda kesin bir taahhütten kaçınıyor. Yani başımızı ağrıtmama konusunda. Ama mesleki olarak duyduğu heyecanı da saklamıyor.

Saklamıyor da, bizim medyamız habersizlikten kıvranır, ikinci sınıf sanatçı taifesinin aşk trafikleri bile baş sayfalarla, ana haber ajanslarına neredeyse ana haber olurken, bir yabancı meslektaşın ellerini uğuşturup "Ooo.. Haber tarlasına düştüm" diye sevinmesi ilginç geldi.

Bu kadar da olmaz ki! Üstelik bu söyleşinin yayınlandığı gün, mesleğimizin duayeni Demirkent, Salı yazıları köşesinde basının içine düştüğü belirsizliği irdeliyor ve bazı uydurma ve hatalı haberleri de "Bu kadar da olmaz ki" demeye getirerek eleştiriyordu. Her neyse.. Bu kadar özeleştiri yeter diyerek gündemdeki diğer gelişmelere gelirsek. Demirkent''in ifadesi ile "Haber konusunda başarılı olamayan medyamız para kazanma konusunda oldukça başarılı" Duayen bu konuda da, İstanbul Sanayi Odası''nın 500 büyük kuruluş anketini örnek göstermiş ve 500 firma arasında sıralamaya giren sekiz medya kuruluşuna dikkat çekiyor.

En büyük oto kampanyası Mevzu, akçalı konulardan açılınca. Geçen haftanın en önemli olayı Milliyet gazetesinin yeni promosyon kampanyasıydı. 62 veya 76 ay vade ile ve günde 4-6 dolar ödeyerek otomobil sahibi olunabilecek bir kampanya. Üstelik de arabalar 2001 yılı içinde teslim edilecek. Oldukça cazip ve Doğan grubuna da önemli bir gelir sağlayacak olan kampanyadan Milliyetçiler çok umutlu. Tanıtım konusunda da işi bayağı sıkı tutmuşlar.

BBD ciklet pazarlayacak Gazetelerin yaptıkları bu gibi kampanyalarda mevzuat gereği öne çıkan dağıtım kuruluşları (geçtiğimiz günlerde, üç büyük gazetenin "birlikte fiyat düşürme" operasyonu nedeniyle ağır bir de fatura ile karşı karşıya kalmışlardı) bu işi benimsemiş olmalı ki bu defa gazetelerden bağımsız mal pazarlamaya soyundular. BBD, Orbit çikletleri ile bir anlaşma yaparak ülke çapında sakız dağıtımını üstlenmeye hazırlanıyor. On ana bayi ile pilot bir uygulama başlatıldı. Bu tutarsa sırada pil gibi malların dağıtımı da var.

Çukurova''dan atak üzerine atak Turkcell ile adını duyuran Çukurova grubu medya dünyasında da emin adımlarla ilerliyor. Akşam, Güneş, Bulvar gazeteleri ile Alem dergisi ve Alem FM ve Show TV''nin sahibi olan grubun bu defa da ATV''ye pey sürdükleri belirtiliyor. İddialara göre Mehmet Emin Karamehmet''in geçtiğimiz günlerde Dinç Bilgin ile bir yemekte görülmesi de iddiaları doğrulamakta imiş. Söylentilere bakılırsa Çukurova ATV''nin yüzde elliden fazlasını ele geçirmiş ve Bilgin grubu ile daha fazla bu işi götürmek istemiyormuş. Dinç Bilgin''in Kanal 6''nın frekansını kiralaması da Çukurova''cıların bu tutumuna bağlanıyormuş. Karamehmet''ler ile ilgili bir başka söylentiyi de geçtiğimiz hafta yayınlamış ve Digiturk''un Teleon ile ortaklığı iddiasını gündeme getirmiştik. Ve zaten digital yayın konusunda oldukça sağlam bir yapıya sahip olan Uzanlar''ın niye böyle bir ortaklığa ihtiyaç duyacaklarını anlayamadığımız için, iş yalnızca söylentide kalacak gibi demiştik. Ama geçtiğimiz günlerde medyayı gözleyen bir internet sitesinde benzer bir haber yer aldı. Burada da Digiturk''un Uzanlar''la işbirliği konusunda anlaştığı ileri sürülüyordu. Bu kadar dumanın çıktığı yerde nasıl bir ateş yandığı ileride belli olur. Hele hele Star''da başlatılan naklen yayın müjde anonsları, bu sahada yeni bir hareketliliği haber veriyor.

RTÜK''ün işi zor Yine bu arada RTÜK ile digitalciler arasındaki kavga da sürüyor. Son olarak Diğiturk''u kapatmaya giden RTÜK''çülerin kuruluşun Telekom ile yaptığı anlaşma önlerine çıkarılınca yüz geri döndükleri anlatılıyor. Kimileri ise bu kapatma işinin iktidar ortağı bir partinin etkililerince önlendiğini ileri sürüyorlar.

Barometre satılıyor mu? On yıla yakın bir süredir haftalık olarak yayınlanan ekonomi gazetesi Barometre''nin satılacağı belirtiliyor. Medya ile ilgili kimi haberi sütunlarından takip ettiğimiz Barometre ile ilgili haberi ise internetteki Jurnal Net''ten öğrendik. Kanal E''yi Doğuş grubuna satan Hakan Çizem, Barometre için de çeşitli gruplarla pazarlık yapmakta imiş. Sabah grubu bünyesinde kurulan gazete, kuruluşta büyük rolü olan Can Aksın''ın Akşam''dan ayrılıp tekrar yayının başına geçmesi ile oldukça iyi bir atak gerçekleştirmişti. Ama reklam gelirlerinde yeterli artış sağlanamayınca Aksın, genel yayın müdürlüğünü bıraktı. Aksın ile birlikte gazetenin medya editörü Sinan Sayrugaç da görevden ayrılınca bütün yük yazı müdürü Fahri Alakent''in üzerine yığıldı.

Aykut vefasızlığı kaldıramamış Magazin basınının önemli kalemlerinden Aykut Işıklar, Akşam gazetesinden ayrıldı. Geçtiğimiz aylarda Galatasaray-Arsenal maçını takip için gittiği Kopenhag''da fanatiklerin hücumuna uğrayıp ağır şekilde yaralanan Işıklar, kendisine yeterli ilginin gösterilmediğini belirterek gazetesine kırgın olduğunu açıklamıştı. Sonunda gazetesi ile bağlarını tamamen kopardı. Işıklar önümüzdeki ay bir başka gazetede yazmaya başlayacakmış.

Meslekten kaçanlar da var Işıklar psikolojik nedenlerle gazetesinden ayrılırken bazı medya mensupları da değişik gerekçelerle medyadan kopmaya başladılar. TV8''de görev yapan Tülay Yıldırım, televizyonculuğu bırakıp Bersay Halkla İlişkiler firmasına geçti. Burada medya ilişkileri yönetmen yardımcılığı yapacak. Sabah gazetesinin ekonomi servisinde teknoloji haberleri yazan Özlem Aksoy da medyayı terkederek Siemens''in Halkla İlişkiler Müdürlüğü''ne geçiyormuş.

Yeni Binyıl''a nazar mı değdi? Benzer bir sıkıntı ise Sabah grubunun Yeni Binyıl gazetesinde yaşanmakta imiş. Yayın Danışmanı Şemsi Yücel''in ardından, Ortadoğu röportajları ile tanınan savaş muhabiri ve uluslararası ödüllü Ramazan Öztürk''ün de görevine son verilmiş. İki yazara da biraz soğuk davranıldığı gelen haberler arasında. Ayrıca bu ayın biri itibarıyla yazı işleri ve bağlı servislerden toplam 15 kişinin gazete ile ilişkisi kesilmiş. Bir on kişinin daha da eylül başında çıkarılacakları iddia ediliyor. Benzer iddialar grubun ana gazetesi için de söz konusu. Ama sadece iddia tabii.

32. Gün''e taze kan Hazırladığı belgesellerle büyük ilgi uyandıran Rıdvan Akar, 32. Gün''ün yayın yönetmenliğine getirilmiş. Daha önce ATV''de haber araştırma ağırlıklı programlar yapan Akar, bundan böyle Mehmet Ali Birand ile çalışacak.32. Gün programının CNN Türk tarafından yaptırılan bir araştırma doğrultusunda yeniden düzenleneceği ve ayda iki kere yayınlanacağı belirtiliyor. 23 Eylül''den itibaren izleyici karşısına çıkmayı planlayan 32. Gün ekibi şu sıralar harıl harıl ana sponsor aramakta imiş.

Nokta''ya son nokta konuldu Nokta Dergisi''nin isim hakkı yeniden Masum Türker''e geçmiş. Ahmet Özal döneminde borçlarından ötürü Hıbır''cılara geçmiş olan isim hakkı İnter Press''ten atılan 19 kişi ile Masum Türker arasında ihtilaf konusu idi. Geçtiğimiz gün sonuçlanan mahkeme kararı ile, Türker eski personel alacaklarını ödeyerek Nokta''nın isim hakkını tekrar elde etmiş. Aynı şekilde Ekonomik Panorama Dergisi ile ilgili anlaşmazlık da devam ediyor. Eski çalışanlar, dergiyi kiralayan Doğan grubu ile pazarlık masasına oturmak için çabalıyorlar

Kanal 6''nın yeniden doğuşu Bilgin Grubu tarafından kiralanan Kanal 6 tekrar yayınlarına başladı ve oldukça da iddialı gidiyor. Özellikle ATV ve Türker İnanoğlu beraberliğinin ekranlara yansıdığı ileri sürülüyor ve talihsiz kanalın nihayet iyi bir yola girdiği söyleniyor. Kanal 6''nın eski yöneticilerinden Andan Zentürk ise TGRT''ye danışman oldu. Deneyimli ismin önümüzdeki günlerde iddialı bazı projelere imza atacağı belirtiliyor.

Ah bu reyting kaygısı Reyting adına yapılan sorumsuz yayıncılık bir faciaya daha neden oluyordu. Bilindiği gibi geçtiğimiz yıllarda bir eski sinema sanatçımızın ekranda yer verilen ve genelde aile dramları üzerine kurulan sözde haber programları yüzünden bazı acı olaylar meydana gelmiş ve televizyoncularımız biraz daha dikkatli hareket etmeye başlamışlardı. Yeni bir facia ise son anda önlendi. Alo Reha Muhtar adlı programda afişe edilen iki kadın, haksızlığa uğradıklarını düşünerek yanlarına çocuklarını da alıp kendilerini köprüden atmaya kalktılar ve son anda engellendiler. Gerekçe, yapılan gizli çekimlere rağmen ispatlanamayan ama yayınında sakınca görülmeyen karalayıcı bir iddia idi. Televizyonda olmadık bir suçlama ile karşılaşan iki kadın, kurtuluşu hayatlarına son vermekte aramışlardı. Ne diyelim, biraz daha dikkat mi?

Çolakoğlu Doğuş''tan kopuyor mu? Önceki gün medyaya yansıyan bir haber, ünlü televizyoncu Nuri Çolakoğlu''nun Doğuş grubu ile ilişkilerini koparacağı iddialarını taşıyordu. Söz konusu haberde Show TV ile NTV''nin kuruluşlarında büyük emeği bulunan ve özellikle NTV Doğuş grubuna geçtikten sonra gerçekleştirdiği büyük atılımlar ve MSNBC ile işbirliğinde gösterdiği performansla tanınan Çolakoğlu''nun istifanın eşiğine geldiği ileri sürülüyordu. Haberde birkaç ay önce icra kuruluna da getirilen Çolakoğlu''ndan, aktif işlerden çekilip sadece icra kurulu üyesi olarak yol göstericilik yapması istenince onun da gruptan kopma noktasına geldiği ileri sürülüyor. Yine haberde yaşanan sıkıntılarla ilgili bazı iddialara da yer verilmişse de, bizi ilgilendiren Nuri Çolakoğlu gibi bir ismin, çok şey yapıp, çok şeyi de yapmaya hazırlandığı gruptan ayrılacak duruma gelmesi. Bakalım. Belki de bazı anlaşmazlıklar büyütülmeden giderilebilir. Yoksa Çolakoğlu''nu kapmak için fırsat kollayan epey kuruluş var.

Hepsi dört yazar gerisi ne yazar? Radikal Gazetesi Genel Yayın Müdürü Mehmet Y. Yılmaz, köşesinde, Türkiye''de yazar olarak sadece dört kişiyi kabul ettiğini belirtip ve (tevazu içinde kendisini gizleyip) bunları da Çetin Altan, Perihan Mağden, Mine Kırıkkanat ve Can Dündar olarak açıklayınca, birçok meslektaşımız tepki gösterdi. Tepkileri anlamak mümkün. Zira Yılmaz, meramını ifade ederken "En beğendiğim dört yazar şunlar" dese, "Olur a. Zevk meselesi. Herkesin zevki kendine" denilip geçilecek. Ya da aynı dörtlü ile ilgili olarak "Okumadan geçmediğim dört yazar" yahut "En popüler köşe erbabı" filan dese yine de kurtaracak. Ama, "Ben kargadan başka kuş tanımam arkadaş" misali. "Türkiye''de sadece dört yazar var " derse, yani anlaşılacak şekilde "Gerisi faso fiso" demeye getirince işin rengi değişiyor. Ama henüz kavga boyutuna varan bir tepki yok. Bazılarımız ise, yazar diye tescil edilen dört isimden ikisinin Radikal''de yazdığına dikkat çekerek, Yılmaz''ı duygusallıkla eleştirdiler. Ama neticede herkes, ben de yazarım demek yerine, anlaşılan birisinin çıkıp "Yahu, Yılmaz. Çok ayıp ettin. Filanca, filanca da yazar değil mi?" demesini bekliyor. Ve galiba kavgayı da arkadaşlarımızın bu ilginç tevazuu önlüyor. İlginç bir diğer yön ise mezkur dörtlüden birisinin "Aman estağfurullah" dememesi. Gerçi, en azından sanal yolla gelen kimi tepkiler nedeniyle, Yılmaz "Köşe yazarlığı başka, yazarlık başka. Ben Yaşar Kemal''i, Ahmet Altan''ı filan nasıl yok sayarım" mealinde bir tavzihte bulunup, "Hükmünü, sadece köşelerde yazarları gözönüne alarak verdiğini" açıklamak zorunda kalmışsa da, ilk sözlerini biraz daha vurgulamaktan öte gidememiş durumda.. Şahsen bu köşede işi sütun doldurmaktan öte gitmeyen bir medyacı olarak, bu sınıflamadan payımıza bir şey düşmese de, kimini büyük bir tiryakilik, kimini de güven ile takip ettiğimiz bir düzine köşe erbabına yapılan bu haksızlıktan bayağı tedirgin olduk. Gerçi, yılların eskitemediği köşe sahiplerinden Hasan Pulur ağabeyimiz, zamanlaması itibari ile Yılmaz''a cevap yerine geçebilecek bir yazısında, gazetelere yansıyan bir söyleşide, "yıllardır Hasan Pulur''u okurum" diyen üniversite birincisi delikanlının babasının sözlerinden duyduğu keyfi saklamamış. Ama dediğimiz gibi öyle kavga çıkaracak bir tepki henüz gelmedi. Yoksa, listeye giremeyen köşe erbabı da Yılmaz''a "Biz de seni tanımıyoruz mu?" demek istediler. Bakarsınız kavga bundan sonra kızışır..

Köşelerden inciler

Okuyucularımdan o kadar enteresan konular geliyor ki, bazen kendi kendime, "İnsan aklı nelere kadir yarabbim" diyorum.

Ahmet Vardar/27 Temmuz/Sabah

Digitürk sayfaya kocaman bir ilan vermiş. Bize de yazacak bu kadar yer kalmış. İlana çok sevindim tabii.

Can Ataklı/25 Temmuz/Sabah

Bakın bu yaşa geldim, ben hayatımda bana böylesine bakan kızlara rastlamadım...

Hıncal Uluç/26 Temmuz/Sabah

Ben içmediğim halde Kulüp rakısının üzerindeki İhap Hulusi''nin çizdiği smokinli adam desenini çok severim.

Ertuğrul Özkök/28 Temmuz/Hürriyet

Karşısına çıkan her aynaya bakanlardanım. Çevremdekilerden çekinirsem yan gözle, çekinmezsem de rahatlıkla kendime bakarım... Aynalar yetmez, vitrinlere de bakarım. Ayna vazifesi üstlenen vitrinler çok hoşuma gider.

Elif Ergu/28 Temmuz/Sabah

Özlem Yıldız sonunda doğru yolu buldu. Daha doğrusu yaptığı hatayı çabuk anladı. Hakan Ural''la olan büyük aşkını gözyaşları arasında noktaladı. İnanın çok sevindim. Demek ki yine de akıllı kızmış. Ben ne kızlar bilirim burunlarının doğrusuna giderler. Ne küçük ne büyük sözü dinlerler.

Erdoğan Sevgin/28 Temmuz/Sabah

Haftanın transferi: Mehmet Nuri Yılmaz''ın "İslam dünyası da demokrasi ile tanışacak. Artık kanlı mı olur, kansız mı" sözleri üzerine heyecanlanıp, haberi "Bu sözler İslam dünyasında çok tartışılacak" başlığı ile manşetlerinde götüren ve daha sonra da olayın takipçiliğine soyunan Sabah gazetesi, her gün bir demeç almaktansa Diyanet İşleri Başkanı Yılmaz''ı yazar kadrosuna dahil edip pratik bir çözüm buldu. Gerçekten nerede ise 15 gündür, gazete "İslamda reform" başlığı altında konuyu sayfalarından eksik etmiyordu.