Kaydet
a- | +A

Geçen hafta "Medya enkaz altından canlı kurtuldu" dediydik. Nazar değdirdik.Yaşamın durduğu bir süreçte, görevi başında olan medya, darbeyi daha sonra aldı. Acılı vatandaşın ekranlara yansıtılan feryatları, kimilerini rahatsız edince, bir televizyon kanalımıza, rekor kapatma cezası verildi.

Sonra da valiliklere birer genelge gönderilip "Medyaya mukayyet olun" denildi. Sağlık Bakanımız da altısı ulusal yaklaşık on kadar televizyon kanalı için RTÜK''e suç duyurusunda bulundu. Veli Göçer zaten tüm kanal ve gazetelerden şikayetçi. Hadi onlarınki anlaşılabilir de. Halkın gözü, kulağı medyaya reva görülen bu tavrı anlamak mümkün değil Anlaşılan büyük felaketin şokunu hâlâ atlatamamışız

...... Peki ya medyadaki bu birlik ve beraberliğe ne demeli. Düne kadar reyting uğruna birbirinin gözünü oyan televizyon kanalları, tiraj için birbirine giren gazetelere ne oldu. Sabah Gazetesi ile Akit aynı manşetleri atıyor. Yeni Şafak''ın haberi Radikal''de yansıyor. Tarihin en büyük yardım kampanyası için tüm gazeteler biraraya gelip güç birliği yapıyor. Haberler paslaşılıyor, bilgiler paylaşılıyor. Çarpıklıklara karşı birlikte tavır alınıyor, sorunların üzerine birlikte gidiliyor. Tabular yıkılıyor. Medya mensubu olmak hiç bu kadar sorumluluk, bu kadar heyecan vermemişti. ...... Eğrisi-doğrusu ile.. Türk medyasının üstlendiği tarihi görev sırasında, aksaklıklar da yaşamadık mı? Tabii ki evet. Enkaz altından gelen canhıraş feryatlar, yaşanan onca acılar karşısında medya insanının da insan olduğunu unutup siyasi bir kararla o insanları susturmaya kalkıyoruz. İnsaf... Doğru, meslek ilkelerimiz "Üzüntü, sıkıntı, tehlike, yıkım, felaket ya da şok halinde insanlar söz konusu olduğunda gazetecinin olaya yaklaşımı ve araştırması insani olmalı, gizliliklere uyularak, duygu sömürüsünden kaçınılmalıdır" der. Ama elini vicdanına koy RTÜK, felakete karşı gerçekleşen o muhteşem dayanışmada, enkaz aralarından dünyaya ve diğer bölgelere ulaşan o feryatların hiç mi katkısı olmadı. Hele hele yetkililer hâlâ el yordamı, cep feneri ile ayakkabılarını ararken.. ...... Yapılacak şey, kanal kapatma kararını iptal etmek ve varsa arızayı meslek kuruluşlarının yargısına bırakmaktır. Medyayı cezalandırarak, bir büyük utancın izlerini silemeyiz. Deprem sonrası acziyetimizin rövanşını, depremde ayakta kalan kurumlardan soramayız. Gazetemizin kampanya sloganı ile herkesi basiretli davranmaya davet ediyoruz: Haydi Türkiye için el ele, gönül gönüle...

Tekzip Geçtiğimiz haftalarda "Haftanın fotoğrafı" başlığı altında, Zaman Gazetesinde yer alan bir fotoğrafı iktibas etmiş ve "üzeri gazete ile örtülmüş bir cesedin yanında denize girenler"e bakıp "Galiba insanlığın ölümü de bu tablonun içinde" diye ahkam kesmiştik. Bize büyük acılara da mal olsa, bir felaketin ardından yaşanan büyük dayanışmayı, inanılmaz insanlık örneklerini, toplumca sergilenen birlik ve bütünlüğümüzü gördükten sonra, geçtiğimiz haftalarda, bir münferit olay üzerine verdiğimiz hükmün ne kadar yanlış olduğunu anlıyor ve kendi kendimizi tekzip ediyoruz.

''Bizi eleştirin ama..'' Felaket ile birlikte tüm imkanlarını seferber eden ve başarılı bir imtihan veren medya, bir dönem hayli zayıflamış olan itibarını yeniden yükseltmeye başladı. Gazetelerde çıkan haberlere kuşkuyla bakanlar, artık gazetelerdeki haberlere bakmadan yapamıyorlar.

Medyamızın, bir gece içinde değiştiğini, tüm hatalarından arındığını söylemek tabii ki mümkün değil. Bir takım eski alışkanlıkların, eski hastalıkların devam ettiği de bir gerçek. Ama genel olarak bir değerlendirme yapıldığında "İyi ki gazeteler var" dememek mümkün değil. Nezih Demirkent ustanın Salı Yazısı da bunu vurguluyordu. Demirkent "Hâlâ medyayı eleştirenler var. Bundan sonra da olacaktır. Ancak her seferinde tekrar edilmesinde yarar olan bir olgu " Ya medya olmasaydı" sorusudur. Toprak altında günlerce yaşayanların, kurtuldukları halde bakımsızlıktan ölenlerin, hazır fırsat doğdu diye soygun yapmaya kalkışanların ve rahat koltuklarına oturarak ahkam kesenlerin bir gün topluma hesap vermek zorunda kalacakları asla unutulmamalıdır. Bunun tek takipçisi medya olacaktır. Kötü müteahhidi tanıtan medyadır, yardım bekleyeni tanıtan yine medya olacaktır. Bizi istediğiniz kadar eleştirebilirsiniz, ancak varlığımızın önemini asla gözardı etmeyiniz. Bizim de aramızda birkaç soysuz varsa buna imkan tanımayın. Bunun çaresi sadece onlara ilgi göstermemek, ürettiklerine talip olmamaktır. Gelişen toplumlar bunu yapmaktadır. Günahımız ve sevabımızla kötü günler yaşadık, yaşamayı sürdürüyoruz. Türkiye''nin el ele vermesini isteyenler, öncelikle iletişime saygı duymalı ve insanları habersiz bırakmamalıdır. Son depremde bunu bir defa daha yaşadık. İki gün boyunca dünya ile ilişkilerimiz koptu ve ne olduysa o sırada oldu. Biraz daha haber, biraz daha umuttur, biraz daha güçlü olmak, daha fazla haberleşmektir "

Neler oluyor Büyük felaket sürecinde medyada neler olup bitiyor sorusunu fazlaca kurcalayamadık. Tabii ki, kimi gelişmeler, kimi çalışmalar yaşanıyor. Ekonomik zorluklar nedeniyle bir süredir yaşanan işçi çıkarmalar devam ediyor. Yeni yayın dönemleri için hazırlıklar da keza. Ekonomimizin aldığı ağır darbe nedeniyle, eylül ayında start alması beklenen kimi yeni yayınlar rafa kaldırıldı. Televizyonların bazı yeni dizi ve program hazırlıkları da ertelendi. Özellikle, sanayimizin aldığı darbe yüzünden, planlanmışlar dışında, medyanın ana gelir kaynağı reklamlarda azalma ve sorunlar yaşanıyor. Deprem haberlerini iletebilmek için medya büyük harcamalar yaptı. Bütün bunların bir faturası olacak gibi.. Medya kuruluşlarında yaşanan kimi sıkıntılar ise, hepimizi etkileyen son felaket nedeniyle ikinci plana itildi. Medyada deyim yerinde ise tam bir seferberlik hali yaşanıyor. Ama sorunlar bitmiş değil. Kulislere ve gazete sütunlarına kadar yansıyan bazı bilgiler ise şöyle: Birinci futbol ligi maçlarının naklen yayınını Teleon''a kaptıran CİNE 5 abonelerini kaybetmemek için atağa geçmiş.. Maç yayınlarından boşalan yayın akışı Mehmet Ali Erbil, Cem Yılmaz ve Ferhan Şensoy gibi ünlü isimlerle doldurulmuş.. atv''de yayınlanan ve Türkan Şoray ile Şener Şen''in rol aldıkları "İkinci Bahar" adlı televizyon dizisinin de yeni dönemde CİNE 5''te yayına sokulması için kıyasıya bir pazarlık yapıldığı gelen haberler arasında. Perihan Abla, Bizim Mahalle ve Bizimkiler gibi çok sevilen yerli dizileri ekranlara kazandıran TRT''cilerin "Konu komşu" adlı yeni bir mahalle dizisi hazırladıkları ve 15 Eylülde izleyici karşısına çıkacakları belli oldu. Bu yeni dizide, geçtiğimiz günlerde kendinden çok genç bir meslektaşı ile evlenen tiyatrocu Halit Akçatepe''nin de rol aldığı bildirildi. Milliyet''in Bila kardeşlerinden Hikmet Bila''nın NTV''de göreve başlayacağını ve kanalın çıkaracağı dergide de yazacağını daha önce duyurmuştuk. Bila geçtiğimiz günlerde NTV''de işe başladı. Zaman Gazetesinde ise sessiz sedasız bir nöbet değişimi yaşandı. 5 yıldır Genel Müdür ve Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yapan Hüseyin Gülerce, bayrağı Mahmut Çebi''ye devretti. Gülerce, bazı diğer görevleri yanında yazar olarak gazeteye katkı yapmaya devam edecek. Çebi, Genel Yayın Yönetmenliği''nden önce muhabirlik, sayfa sekreterliği, haber müdürlüğü, yazıişleri müdürlüğü ve yayın koordinatörlüğü görevlerinde bulunmuştu..

Yayın Koordinatörü Ahmet Kurucan da bayrağı Bülent Korucu''ya emanet etti. Kurucan, yayın danışmanı ve yazar olarak devam edecek. Bülent Korucu, daha önce yazıişleri müdürlüğü görevini sürdürüyordu.

Star Televizyonu ve Gazetesi''nin sahibi Cem Uzan''ın bir oğlu oldu.. Alara Uzan''ın bir hafta önce Amerika''da sağlıklı bir erkek çocuk dünyaya getirdiği, Uzan çiftinin oğullarına, bir trafik kazasında yaşamını yitiren, Türkiye''nin ünlü rallicilerinden Renç Koçibey''in ismini verdikleri öğrenildi. Daha önce pazarlık safhasını duyurduğumuz bir el değiştirme olayı da sonunda gerçekleşti. NTV''nin patronu Ayhan Şahenk Kanal E ile ilgili pazarlığı bitirdi ve iki televizyon sahibi oldu. Yani Kanal E, artık Şahenk''in. Kanalın ekonomi ağırlıklı yeni bir yapıya kavuşturulacağı ve oldukça iddialı yayın yapacağı belirtiliyor. Anlaşmanın önceki gece imzalandığı öğrenildi

Bu tepki de bir gerçek Medyanın itibarı arttı, diyoruz ama, zaman zaman toplumun incitildiği ve bazı hastalıkların devam ettiği de anlaşılıyor. Aşağıdaki mesaj internet vasıtası ile pek çok adrese ulaştırıldı. Mesajdaki kişiselleştirmeyi tasvip ettiğimizi ya da etmediğimiz ayrı bir bahis. Ama bu tip duygular ve düşünceler yaşanıyor ve ifade ediliyor. Bunu sağlıklı bir toplum için gerekli gördüğümüzdür anlatmak istediğimiz. Aşağıdaki ifadelere katılırsınız, katılmazsınız. Ama toplumumuzun hassasiyetini göstermesi açısından ibretli bulduk ve iktibas ettik. İnternetteki mesaj şöyle: "Böylesine bir felaketin yaşandığı dönemde bile, ana haber bultenini magazin haberlerine çeviren, deprem hakkında Hülya Avşar ve Nadide Sultan gibi "sanatçılarla!" röportaj yapan, bu da yetmezmiş gibi densizliği, dangalaklığı ve reyting endişesini ön planda tutan medya maymunu(.....)''a karşı başlatılan kampanyaya desteğinizi bekliyoruz! Ve 2 gün sonra da enkazdan çıkan bir arkadaşımızı karşısına alıp "Enkazın altında ne işiniz vardı" gibi salakça soru da sorar bu densiz gerzek.

Bunlara bir ders vermeliyiz ve bu kampanyayı yaymalıyız. Lütfen ve lütfen bu mesajı yayın. 30 ve 31 Ağustos günleri televizyonlarımızı açmayalım. Reyting neymiş görsünler, halkça bu birlikteliği yapıp bunlara bir ders vermeliyiz." Evet mesaj böyle. Biz yine de "Açın televizyonlarınızı, alın gazetelerinizi. Ve bir kere daha sorun "Ya medya olmasaydı" deriz..