Kaydet
a- | +A

Yeni yayın dönemi ile birlikte medya dünyasında başlatılan derlenip toparlanma çalışmaları devam ettiriliyor. Haftanın konusu yine basında haksız rekabet ve Cumhuriyet Gazetesinin Rekabet Kurulu''na yaptığı başvuru. Kurul, hafta başında yaptığı toplantıda da başvuruyu görüşemedi ve ümitler, önümüzdeki haftaya kaldı. Tabii bu arada, yazılı basındaki birtakım dengelerin bozulduğunu da ilave etmeye gerek yok. Yine de, bazı büyük gazetelerimizin can havli ile promosyona ağırlık verdiklerini söyleyebiliriz.

Gazeteci doktor olunca.. Haftanın, medyamızı en fazla etkileyen gelişmeleri ise, sayın Başbakanın Amerika gezisi ile hakkındaki sağlık spekülasyonları idi. Türkiye ve Milliyet gazeteleri, baş yazılarında "Yahu tam Clinton ile görüşecekken, Ecevit hasta demenin zamanı mı" diye tepki gösterirlerken, konu hem medyada, hem de siyasi kulislerde geniş biçimde müşteri buldu. Hatta bazı gazetelerimiz, konu ile ilgili yazan köşe sakinlerini "Ecevit''in hastalığına inananlar-inanmayanlar" diye tasnif bile ettiler. Bu arada arazlardan yola çıkılarak bazı hastalık isimleri de telaffuz edildi.. Öyle ki, sayın başbakan da, gazetecilerin konu ile ilgili bir sorusu üzerine "İşte karşınızdayım. Koyun teşhisinizi" demek zorunda kaldı.

Hürriyet''ten abone atağı Medyadaki diğer gelişmelere gelince: Hürriyet gazetesi, grubun Finansal Forum Gazetesine abone ararken, ilave olarak pazar günleri hariç Hürriyet Gazetesini de promosyon olarak vermeyi planlıyor. Bu aslında, Hürriyet''in ilk defa abone yoluyla okuyucuya ulaşması konusunda atılan ilk adım gibi bir şey. Finansal Forum''un yıllık abone bedeli 45 milyon lira. Ama 20 milyon daha fazla verir, yani 65 milyon lira öderseniz, F.F ile birlikte, pazarlar hariç 312 gün, Hürriyet gazetesi de günü gününe evinize ulaştırılacak.

Daha önce MilHa ve HHA (Hürriyet Haber Ajnsı) gibi iki ayrı ajansı bünyesinde barındıran Doğan Grubu, Mil-Ha''yı kapatıyor. Hürriyet Haber Ajansı, bundan böyle Doğan Haber Ajansı olarak tüm gruba hizmet verecek. Ajansın başına ise Hürriyet''in eski haber müdürlerinden, kokpit yazarı Uğur Cebeci getirildi.

İşçi çıkarmalar sürüyor Kanal E Doğus Grubu''na geçtikten sonra, büyük bir temizlik harekatina sahne oldu. Yaklaşik yüze yakın çalısana tazminatları verilip, teşekkür edildi. Bazıları ise NTV''ye çekildi. Kanal''da şimdilik sadece Nahit Duru kalmış eskilerden. İnter Star''da Deniz Arman''dan boşalan yere Ümit Aslanbay getirilirken Ankara Temsilcisi de, bir süre önce Atv''den BRT''ye geçen Murat Çelik oldu. Deniz Arman''ın yerine gelen Aslanbay''ın dakikalarca süren magazin haberlerini azaltması ve haber bültenlerinde çıplak kadın görüntülerine yasak getirmesi, kanalın haber anlayışında köklü değişikliklere gidileceği şeklinde yorumlanıyor. Kanal 6 Genel Koordinatörü Ardan Zentürk ise Ankara''ya gönderildi. Aydın Özdalga ise yerinde kaldı. Kanalın tüm sorumluluğu ise Serpil Akıllıoğlu''nun üzerinde. Kanal D''den ayrılan Serap Ezgü ise Kanal 6 haberlerde yeni yayın dönemine merhaba diyor. Kanal 7''nin de önümüzdeki aylarda, haber politikasını değiştirip, daha geniş bir kitleye hitap etmeye hazırlandığı belirtiliyor. Bu anlayış içinde alt yapıda da değişiklikler yapılacakmış. Kanal önümüzdeki aylarda, İstinye''deki binasından, yapımı bitecek olan Edirnekapı''daki yeni plazaya taşınacak. Ana haber saati ise diğer kanallara endekslenecek.

Posta Gazetesi satıldı mı? Doğan grubunun rekabet gazetesi Posta iki gündür farklı dağıtım şirketi tarafindan bayilere ulaştırılıyor. Yani, daha önce Yay-Sat tarafından dağıtılan gazete iki gündür rakip Birleşik Basın Dağıtım tarafindan dağıtıma veriliyor.

Bu gelişme, kimi çevrelerce gazetenin satıldığı yolunda yorumlanıyor. Yine yorumlara göre gazete ya Uzan''lara, ya da Erol Aksoy''a satıldı. Tabii bunlar tamamen tahmin ve dedikodu. Maalesef doğrulatmak da mümkün olmadı. Bu arada dağıtım şirketinden bir çalışanın "Yakında Milliyet de bize geliyor" sözlerini de iletelim olsun bitsin. Dedik ya, bizim dünyamızda dedikodu eksik olmaz diye... 50 yıl sonra İzmit''te 50 yıldır günlük olarak yayınlanan Hürsöz Gazetesi, deprem sonrasında yaşadığı ekonomik olumsuzluklar nedeniyle yayın hayatına son verdi.

Centilmenlik bitti mi? Büyük medya grupları arasında, çok zor bir süreçten sonra tesis edilen centilmenlik anlaşması zaten Star''ın yayın hayatına gireceği sırada epey yara almıştı. Ama buna rağmen, hâlâ yürürlükte görünüyordu. Yazılı olmayan bu anlaşma çerçevesinde, büyük gazeteler sadece birbirlerinden adam ayartmamaya değil, birbirleri aleyhine yayın yapmamaya da özen gösteregelmekteydiler. Gerçi, çanak çömlek cinsi promosyon kampanyaları sırasında "Benim tencerem onunkinden sağlam" cinsi rekabeti kızıştırıcı sataşmalar olsa da, iş fazla büyütülmüyor ve serbest piyasa ekonomisinin esnekliği içinde, anlaşma ve uzlaşma devam ettiriliyordu.

Beş dakika derken.. Her neyse, cezaevlerindeki sürpriz eylemlerle başlayan haftanın ikinci günü Hürriyet Gazetesi, manşetini, büyükçe bir fotoğraf ve "Beş dakika önce" başlığı ile, cezaevlerindeki eylemin evveliyatına ayırıp "Bu fotoğraf kan gövdeyi götürmeden tam beş dakika önce çekildi" diye atınca işler karıştı. Bu ilgi çekici manşet haber karşısında, diğer refikleri gibi önce hafif bir burukluk hisseden Sabah''çılar, kendilerini çabuk toplayıp, belge fotoğrafı biraz daha yakından inceleyince rahatladılar. Ortada üzülecek bir şey yoktu. Fotoğraf arşiv fotoğrafı idi ve kendilerini, gazeteci deyimi ile atlatılmış hissetmelerine gerek kalmamıştı. Ama Sabah''çılar işi tadında bırakmak yerine, tutup olayın gerçeğini haberleştirince, yani bir anlamda Hürriyet''çileri "doğru olmayan" haber ve fotoğraf yayınlamakla itham eder bir üslupla, olayın doğrusunu sayfalarına alınca, dediğimiz gibi, yazılı olmayan centilmenlik anlaşması da delinmiş oldu. Sabah gazetesi, Hürriyet''i yalanlayan (tabii nezaket gösterip gazete ismi belirtmediler) haberinde, "5 dakika önce çekildi" denilen fotoğrafın, aslında "en az beş yıllık", fotoğraf üzerinde Star usulü işaretlemelerle, "çatışmada öldü" diye not düşülen kişilerden kiminin yıllar önce "tahliye edilmiş", kiminin de "başka cezaevlerine gönderilmiş" olduğunu kamuoyuna duyuruyordu. (Bu arada Hürriyet Gazetesinin, sorumlu bir habercilik anlayışı çercevesinde, her ne kadar iç sayfada ve dikkatli bir okuyucunun göreceği ölçüler içinde de olsa, durumu kabullenip, ellerinde olmayan bu yanlış değerlendirmeden dolayı okuyucularından özür dilemelerini de meslek açısından son derece olumlu bir davranış olarak gördüğümüzü belirtmeliyiz..)

Habercilik açısından iyi... Özellikle Star gazeteciliği ile pek çok manşet haberin sadece iki gün yaşadığı, üçüncü günü bir vesileyle asılsız çıktığı göz önüne alındığında, büyük gazeteler, birbirlerinin haberlerinin doğrusunu araştırmaya ve düzeltmeye başlarlarsa ortalık iyice neşelenecek demektir.

Doğrusunu isterseniz biz şahsen böyle bir uygulamayı destekleriz.

Etik-tetik tartışmaları... Sigara paketlerinin üzerine, kanun zoruyla iliştirilen "Yasal uyarı: Sigara sağlığa zararlıdır" ibaresi gibi bir ifade, üstelik de çok anlamlı bir taahhüt cümlesi, eskiden gazete logolarının altında mutlaka bulunurdu. Burada "Bu gazete basın ahlak yasalarına uymayı taahhüt eder" diye yazılırdı. Sonraları nedendir bilinmez, bu ibare teker teker başlıklardan silindi. Uzunca bir boşluk sürecinden sonra, basın ahlak yasasının yerine kaim olacak "Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi" kaleme alındı. Logo kenarlarına herhangi bir kayıt düşülmedi (bazı gazetelerimiz iç sayfada künye altlarına ufak harflerle bir not düşmüş iseler de...) ama, gazeteler ve tabii yeni bilişim argümanları görsel medya kuruluşları da prensip olarak bu yeni kurallara uymayı kabullendiler. Bu yeni yasanın, adı yasa da olsa, herhangi bir yaptırım gücü filan yok tabii. Ayrıca tüm yasalarda olduğu gibi, subjektif değerlendirmelere, hatta bir kerecik ihlallere de açık. Ama yine de, bir yasamız olması biz medya çalışanları için önemli ve nankörlük hakkımız yok.

Haber kaynağı açıklanır mı? Bunca girişi yapmamızın sebebi son günlerde yaşanan ve "Basın etiği" tartışmalarına neden olan bazı gelişmeler. Bunlardan birisi "Gazetecinin haber kaynağını gizleme hakkı" ile ilgili. Hatırlayacağınız gibi, BRT televizyonunda yayınlanan bir haberde, ülkemizin en tartışılan bürokratlarından Bursa Valisi Orhan Taşanlar''ın merkeze alınacağı ileri sürülür. (Haber bir süre sonra hem doğrulanıp hem gerçekleşecektir) Haberin yayınından sonra, devreye giren Taşanlar, kanalın yetkililerine başvurup, kaynağın kimliğinin öğrenilmesini ister. Kanalın üst düzey yetkilisi de, aralarında kalacağı teminatı ile, haberi yapan muhabirden kaynağı öğrenir ve Taşanlar''a iletir. Genç muhabir, güvenerek kaynak açıkladığı yetkilinin bu davranışı üzerine işi haysiyet meselesi olarak görür ve istifa eder. Muhabirinin bu soylu davranışını onaylayan haber müdürü de aynı şekilde görevi bırakır. İşte hafta başından beri, meslektaşlarımız bu vesile ile meslek etiğini tartışıyorlar. Kaynak aktarımında rolü olduğu ileri sürülen kanalın Ankara Temsilcisi Nazmi Bilgin ise, yana yakıla, bu konuda aracılık etmediğini savunuyor.

Zanlı mı, katil mi? Yasanın bir başka kuralının ihlal edildiği yolundaki tartışmalar ise İstanbul''da yaşanan bir adli olay sonrası, gazetelerin kendilerini yargıç yerine koyarak, henüz zanlı mevkiindeki kimi gençleri satanist katiller olarak ilan ve afişe etmesi üzerine başladı. Feci bir cinayet sonrası, (yine malum yasa kuralları içinde tasvip edilemeyecek şekilde) kanlı, canlı vahşet fotoğrafları eşliğinde, yasal olarak suçlulukları kesinleşmemiş gençlerin "katil, canavar" diye tanıtılması ve toplumda infial ve dehşetin yanısıra, tepki de doğurabilecek yayın yapılması ikinci bir tartışma konusu oldu. Bu arada, Antalya Yeni İleri Gazetesinde yer alan ve Marmara depreminde yaptığı konutlar yıkılan bir turizmcinin, olayı kurcalamaması için bir gazeteciye rüşvet verdiğini iddia eden haberle ilgili olarak Antalya Gazeteciler Cemiyeti''nin Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusu yaptığını da duyuralım. Cemiyet, varsa böyle bir gazetecinin adının açıklanmasını istiyor..

Hayırlı köşe yazarı Percy Ross 83 yaşında Amerikalı bir dolar milyoneri. Ross aynı zamanda da yaklaşık 800 gazetede köşe yazısı yayınlanan bir yazar. Ve tam 17 yıldır da bu görevini sürdürüyor. İyi de hayır bunun neresinde derseniz. Ross "Milyonlarca teşekkürler" başlığını taşıyan köşesinde, kendisine yazıp, sorunlarını anlatanlara, dert yananlara bol bol para göndererek karşılık veriyor. Aslında, arada bir para yerine akıl verdiği de olmuyor değilmiş ama, Ross bugüne kadar, ihtiyaç sahiplerine milyonlarca dolar (galiba 30 milyon dolar) dağıtmış. Zaten, köşe yazarlığına soyunması da, muhtaçlara ulaşabilmek içinmiş. Dediğimiz gibi Ross bu işi tam 17 yıldır sürdürüyor. Lakin artık yardım için ayırdığı servetin de sonuna gelmiş. Hazıra dağ dayanır mı. Hayırlı köşe yazarı "Hayatımın son günlerini para dağıtarak geçirmeye karar verdiğim için bu işe başladım. Ama bu kadar uzun yaşayacağımı tahmin etmemiştim" diye yakınıyor.