Kaydet
a- | +A

Okulların kapanması ve yaz sıcakları ile birlikte gazetelerin de atalete girdiği dönemler iyice geride kaldı. İnsanların tatilde gazete okumadıkları yolundaki görüşün pek de gerçekleri yansıtmadığının anlaşılması üzerine, büyük gazeteler, dağıtım şemalarında yaptıkları ufak değişikliklerle, tatil beldelerinde de okuyuculara ulaşmanın yolunu bulmuşlardı. Tabii, gazeteler bu zoraki rehaveti atlatınca, her güz dönemi, yani tatillerin bitip okulların açılacağına yakın, hamleler yaparak yeni yayın dönemine hazırlanmak gibi bir durum da ortadan kalktı ve basınımız her dem taze olmak zorunluğu ile karşı karşıya kaldı. Durum böyle olunca da, genelde yeni yayın dönemleri arefesinde yaşanan yeni yapılanmalar ve taze başlangıçlar da yıl içine yayılıverdi.

Uzanlar çok hareketli Bu konuda en hareketli grup Uzan''lar. Geçtiğimiz aylarda Fenerbahçe eski başkanlarından Ali Şen''i renklerine bağlayan grup, daha sonra da Galatasarayı bırakıp İtalyanlara futbol öğretmeye soyunan Fatih Terim''e de Türkiye''de daimi adres imkanı verdiler ve spor eleştirileri için Star Gazetelerinde köşe tahsis ettiler. Yıllardır adı Hürriyet ile özdeşleşen ve Hürriyet''in din alimi diye tanınan Yaşar Nuri Öztürk de önce son kitabının özeti ile misafir edildiği Star gazetesi tarafından, önceki gün resmen aileye dahil edildi. Ayrıca Star televizyonunun ana haber bültenine davet edilerek bu söz kesme işi cümle aleme alenen tebliğ edildi.

Uzanlar''ın son bombası ise, bir süredir Kanal D''den ayrılacağı ileri sürülen Uğur Dündar ve Arena Programını Star''a bağlamak oldu. Bu şok transferin resmen ilanından iki gün önce, Yeni Binyıl gazetesindeki köşesinde, Uğur Dündar''ın Kanal D''den ayrılacağı söylentisini kamuoyuna duyuran Selim Akçin onun büyük ihtimalle iki kanal arasında tercih yapacağını ileri sürmüştü. Ertesi günü Star Gazetesini alanlar ise araştırmacı gazetecinin tercihini Uzan''la#dan yana kullandığını öğrendiler.

Dündar da Star''da Geçtiğimiz yıl Kanal D''nin haberler koordinatörlüğünden ayrıldıktan sonra kanaldan da kopacağı ileri sürülen Dündar, herkesi şaşırtarak, ekibi ile birlike kanala Arena Programını yapmayı sürdürmüştü.

Geçtiğimiz günlerde gündeme gelen ajan gazeteci tartışmaları sırasında, arena yapımcılarından bir başka gazeteci arkadaşımız nedeniyle, Hürriyet''in köşe yazarlarından birisi kanlı bıçaklı bir duruma gelip, işe dolayısı ile Uğur Dündar''ı da katınca Dündar''ın grup içindeki huzursuzluğu anlaşılan daha da artmış olmalı. Bu bakımdan kimse onun kanaldan ayrılmasına şaşırmadı gibi.

Çalıştığı kanal ile sıkıntıda olduğu ileri sürülen bir başka ünlü televizyoncu ise Reha Muhtar idi. Onun da, bazı kanallarla, üstelik süper astronomik meblağlar telaffuz ederek pazarlıklar yaptığı ileri sürülüyordu. Hatta yeni kanalı ile ilgili ayrıntılı bilgiler de veriliyordu ki, Muhtar da kanalı ile nikah tazeleyerek söylentileri boşa çıkardı. Patronaj sancısı nedeniyle sık sık ekranları kararan Kanal 6''nın Bilgin Grubu tarafından kiralandığı haberlerinin ardından bu defa da atv''nin elden çıkarıldığı haberi kulislere yayıldı. Ama henüz kesin bir iddia yok. Kamuoyuna duyurulan son gelişme ise Mehmet Ali Erbil''in Kanal D ile 5 yıllık yeni bir anlaşmayı imzaladığı yönündeydi. Grup bu yenilemeyi tüm gazetelerinde haber olarak duyurdu. Ucuz gazete ve cazip promosyon kampanyaları ile sürdürülen tiraj savaşı devam ediyor. Sabah grubu, cep telefonu ile yakaladığı birinciliği muhafaza ediyor. Doğan grubunun artı promosyonları ise sıralamayı henüz değiştirtemedi. Ucuz gazete kampanyası bu arada ilk firesini de verdi. Doğan Grubu, 25 bin liraya sattıkları Asabi gazetesini hafta içinde kapattı ve Gözcü''ye ek olarak vermeye başladı. Gerekçe halihazırda 70 bin satan gazetenin yeterli reklamı alamaması olarak açıklanmış. Reklam da olmayınca gazetenin maliyetinin çok altında bir fiyatla satılması da zarar vermeye başlamıştı. Doğan Grubu''nun Asabinin kapanması ile günlük gazete sayısı sekize düştü.

Yılmaz''ın hedefi büyük Bir dönem, Güneş gazetesini satın alarak gazete patronluğuna soyunan Trabzonspor Kulübünün başkanı Mehmet Ali Yılmaz, daha sonra gazeteyi Asil Nadir''e devrederek medya ile ilişkisini kesmişti. Ta ki geçen yıl mahalli bir karadeniz gazetesini alana kadar. Yerel Karadeniz Gazetesi, Yılmaz ile yeni bir kimlik kazandı. Yılmaz, şimdi Karadeniz''i bir temmuz itibariyle Türkiye genelinde dağıtmayı planlıyormuş. Yani tekrar ulusal bir gazete patronu olma yolunda. Yılmaz''ın özellikle Güneş''ten gelen bir tecrübe ile bu defa daha ihtiyatlı adımlar atacağı belirtiliyor. Karadeniz gazetesinin tecrübeli gazeteci Suavi Kaptan''ın yönetiminde büyük hedeflere koştuğu belirtiliyor. Son dönemlerdeki yayıncılık anlayışı ile dikkatleri üzerine çeken ve kulvarında kaliteli gazetecilik yapan Yeni Şafak, hafta içinde görüntüsünü de yenileyerek çıktı okuyucusunun karşısına. Daha bir güleryüzlü ve magazin ağırlıklı yeni yapılanma bakalım yeni okuyucu da getirecek mi? Bu arada her habere esprili başlık zorlaması ile işlerini biraz da zora soktuklarının farkındalar mı?

Köşelerden inciler İmajinasyonunuzu biraz geliştirin lütfen, her şeyi ben anlatmamayım size.

Ruhat Mengi 16 Haziran /Sabah

Ben derin devleti hiç görmedim.

İlker Sarıer 16 Haziran /Sabah

Buradan yaptığım "Teker teker gelin" çağrım yankı bulmadı, hepsi birden saldırıya geçtiler...

Fehmi Koru 16 Haziran /Yeni Şafak

Bizi bu köşede muhafaza eden Akşam Grubu yönetimine minnet borcumuzu tekrarlıyoruz.

Burhan Ayeri 16 Haziran /Akşam

Evet evet, mürekkebinin şehveti ve sayfasının işvesiyle bizi tensel bir ilişkiye götüren gazetelerin yerini hiçbir şey tutamaz.

Hadi Uluengin 17 Haziran /Hürriyet

Tamam da, kırılan gururunu kim tamir edecek?.. Yüce Divan''da yargılanmıştı diye belleklere yerleşen o izleri kim silecek?..

Rauf Tamer 16 Haziran /Sabah

Sahi, cesetler nerede? Hafta içinde Londra mahreçli bir haber insanı tedirgin edecek kadar dehşet içeriyordu. Bir TIR kamyonu içinde kaçak olarak ülkeye girmeye çalışan altmış kadar Çinli''den ellisekizi havasızlıktan boğularak can vermişlerdi. Gerçekten korkunç bir dram. Ama haberin bir ayağı eksikti. Ne bir ceset fotoğrafı, ne bir ambulans ya da olay yerini gösterir her hangi bir fotoğraf ve görüntü vardı haberi destekleyen.. Durumun garipliğini konu yapanlardan birisi Hulki Cevizoğlu oldu. Cevizoğlu, "Cesetler nerede?" başlıklı yazısında, facia ile ilgili olarak "Ölenlerin sayısı 58 mi, 158 mi? Gerçekten havasızlıktan mı öldüler; kavga sonucu mu öldüler; kendilerini iltica vaadi ile kandıran tüccarlarla aralarında çıkan para sorunu nedeniyle mi öldürüldüler; iltica etmelerini engellemek isteyen İngiliz polisi tarafından mı öldürüldüler; aralarında çocuklar var mıydı.." sorularını sorduktan sonra, bu olay Türkiye''de gerçekleşmiş olsaydı, bizimkiler bir yana batı medyasının nasıl olayı tek tek fotoğraf fotoğraf yayınlayacağını ve ceset görüntülerinin nasıl dünyanın gözüne sokulurcasına ana haber bültenlerinde defalarca gösterileceğinin altını çizdikten sonra "Ortada sayısının 58 olduğu ileri sürülen cesetler var ama haberin, tabii cesetlerin fotoğrafı yok. Niye yok? İngiltere''de olduğu için yok.. İngiliz gazetecileri fotoğraf çekmeyi bilmiyor mu? Biliyor.. Peki neden çekmiyor? 1- Polis izin vermediği için çekmiyor 2-İngiliz basını ülkesini koruduğu için yayınlamıyor" diye soruyor ve "Hangi cevap doğru olursa olsun, yapılan habercilik yanlış" diye yazıyordu.

Revizyon ihtiyacı Batı medyasının Türkiye ile ilgili ön yargılı ve planlı tutumunu tartışacak değiliz. Bu açıdan Cevizoğlu''nun kanaatlerini ve teshisini paylaşmamak olası değil. Ama yine de, ve biraz da birkaç ay geriye giderek, Hizbullah operasyonu sırasında gazete sayfaları ile televizyon ekranlarını günlerce işgal eden dehşet ötesi ceset görüntüleri, işkence yöntemi grafiklerini hatırlayınca, habercilik anlayışı konusunun da sanki biraz revizyona muhtaç olduğunu düşünüyoruz. Üstelik, bu görüntülerin nasıl batı medyası tarafından da alınıp sayfalar ve ekranlar dolusu ülkemizin imajını oluşturacak bir şekilde kullanılmış olmasını da işe karıştırmadan. Salt habercilik tekniği ve etiği açısından tartışamaz mıyız. Yani habercilik adına illa kanlı canlı görüntülere, kavgalı, saldırılı sahnelere mi ihtiyaç olmalı mı. Gazeteci her olumsuz görüntüyü, her dehşet sahnesini birebir kamuya yansıtan bir ucu kamera diğer ucu ekran ve gazete sayfası olan bir alet mi olmak zorunda. Objektivite sadece pislikleri görüntülemek anlamına mı geliyor. Bizce, İngiliz medyasının nedeni belli tutumu kadar, bizim kendi kendimizi sorgulamak zorunda olduğumuz gerçeğini de kabullenmemiz gerekiyor. Eğer iletişim fakülteleri öğretim üyeleri not alacaklarsa biraz da bu konuyu not etseler iyi olur. İnsanların gazetelerin üçüncü sayfalarını neden hızlıca çevirdiklerini, bazı TV kanallarının ana haber bültenlerini nasıl geçiştirdiklerini anlamaya çalışsalar iyi olur. Evet, ülkelerine iltica etmek için gelen 58 yabancının ceset fotoğraflarını yayınlamadıkları için İngilizleri "yukarıdaki ihtimaller içinde" eleştirebilir ve mesleki olarak tedirgin olabiliriz. Ama, aynı insanların mahkemelerde sanık fotoğrafları çekmediklerini, çocuk suçluların resimlerini yayınlamadıklarını, hatta eli kelepçeli fotoğraf bile çekmekten kaçındıklarını, dedikodu ve doğrulanmayan haberlere sütunlarını açmadıklarını da görmezden gelemeyiz. Ne dersiniz? Tartışmaya değmez mi?

Yılın itirafı: Show TV''yi neden satmış Milliyet Gazetesi''nden Meliha Okur, yazısında işadamı Erol Aksoy ile yaptığı sohbeti anlatıyordu. Neden TV şirketindeki hisselerini sattığını soran Meliha Okur''a, Show TV''nin eski sahibi Erol Aksoy "Ne yapayım. Reha Muhtar''la başedemedik" diye cevap vermiş.