Kaydet
a- | +A

12 Eylül''ün 20. yılına ayak basmışız. O günleri doğuran çirkin ve kasıtlı olaylar; sonra 12 Eylül''ün getirdiği huzurla beraber kahredici demokrasi-adalet çiğnemeleri... Milleti doğduğuna pişman eden Faşizm''den beter kararlar... Asıl felâket ise bu kara lekelerin, 1950''de bel bağladığımız demokrasiden beri hiç bitmemesi hâlâ sürüp gitmesidir.

Evet Türkiye pek çok ihtilâller, pek çok yersiz darbeler, denli densiz zorbalıklar geçirmiştir. Hükümet buhranları, üçlü hattâ dörtlü koalisyonlar, partilerde parçalanıp yok olmalar bölünmeler hep başımıza gelmiştir.

Birilerine en ağır sövgülerle saldıranlar sonra iktidar ortaklığı yapmışlardır. En haşin sınıf mücadelesi veren Marksistler önlerine atılan mevkiler ve paralarla yumuşayarak en zorba kapitalistlerin hizmetine girmişlerdir.

Velhâsıl Türkiye 1950''den bu yana demokrasiyi kündeleyen her cilveyi yaşamıştır.

Bu kadar cefa ve yönetici çilesine rağmen ve bugünkü aşamada artık geriye dönülüp halk düşmanlığı, dinsizlik baskısı, milleti işsiz ve geçimsiz bırakmak zulmü olmamalıdır.

Bir hayvan terbiyecisi gibi halkımızı tabiatı, fıtratı ve milliyeti dışında değiştirmeye kalkmaya yani kültür ihtilâline artık kimse cesaret edememelidir.

Sovyetler''in bütün ceberrûtuna rağmen, gençleri, aile, din ve milliyet dışı konsomol çeteleri halinde yetiştirmek bile Sovyet devrimcilerini başarısız, gülünç etmiştir.

"Devlet millet zıddiyeti, kavgası ve çatışması..." Bugünden itibaren son bulmalıdır. "Devlet milletin efendisidir, âmiridir" safsatası ve haksızlığı yerine "hizmetkârıdır; yardımcısıdır" ilkesi umumileşmelidir.

Devletin, milletine üstün ve baskın çıkmasının, neticesi işte görülüyor: Ülkede devletin parası, forsu veya iltiması ile, bazı zümre veya müesseselerin semirtilmesi, bankaların batırılması halkın tahammülüne ve şerefine dokunuyor. Kayrılan açıkgöz, soyguncu kişilere karşılık büyük kitlelerin aç, cılız, çaresiz ve işsiz bırakıldığı, bugünkü Türkiye''nin en acı gerçeğidir. Bu sonuç ihtilâlci ve dönek, siyasetçi geçinenlerin idraksizliği ve demokratik terbiye almamaları yüzündendir.

Bu zorlu ve küçümseyici kafaların ilk işi kendi nüfuz ve zorbalığını kabul ettirmektir. Zaman içinde bazı basına, gizli krediler, imtiyazlarla ilâve güç sağlanması da hukuk devletine ağır hakarettir. Bu şekilde medyanın propaganda gücünü, hükümetler, iktidarlar lehine artırıp halkı aldatmasına izin vermek devleti onursuz ve değersiz kılar, uşak tutar gibi basıncılarla nüfuz artırma çabalarından vazgeçilmelidir.

Gazete satmak için dürüstlük ve fikir ve haber namusu yerine asparagas uydurmalar veya incik cıncık tabak çanak dağıtan bir basın esasen medeni milletlerde düşünülemez. Buna kalkışanı basın ve TV yerine koymazlar.

Diğer bir husus; memleket işsizlikten, ekmeksizlikten battığı ölçülerde, faiz-rant vurguncusu, yüz üzerine 500 kârcı zümrenin sayıları artmaktadır. Diyelim 10 milyon işsiz var, 50 milyonumuz da kıt kanaat geçiniyor, çalışıp çırpınıyor... Geriye kalan 10 milyon ise, hiç zahmetsiz, bire milyon kazanıp ABD ve Avrupa halklarına bile parmak ısırtıyor.

Bunlar olacak şey değildir. Bunlar Türkiye''mizi, dünyanın en ilkel, en başıbozuk, en harap, en ümitsiz ülkesi haline getirmiştir. Açık konuşalım bütün bunlar 12 Eylül''lerin ondan önceki ve sonraki açık veya "post modern" darbelerin başımıza açtığı millete de devlete de yaşamaya devam imkânı vermeyen ilkelliklerdir.