Aşağıdaki tarihi yazı İstanbul''un düşman ayakları altında (6 Nisan 1921) İktam gazetesinde yayımlanmış bir Miraç kandili tasviridir; bir değerlendirme ve felsefe zirvesidir. Milli Mücadelemiz başlamıştır. Müslüman İstanbul halkı bu ulu gün dolayısıyla hürriyet, istiklal memleket ve Mehmetçik''e olan sevdasını dualarla göstermektedir.
Mübarek Miracınızı candan kutlarken, o günlerdeki TBMM''nin ordumuzun ve bağımsızlığını yitirmiş halkımızın duygularını iyi anlamanızı dilerim.
Ayrıca bu çerçevelenecek yazının, Mustafa Kemal Paşa''nın yakın arkadaşı Yakup Kadri Karaosmanoğlu''nun kalemiyle yazıldığını da unutmayınız.
"Dün Ayasofya, Bayezid, Şehzade camileri, emsali görülmemiş bir cemaatle doluydu. Kadın erkek, çoluk çocuk binlerce Müslüman, Eskişehir önünde şehit düşen mübarek din ve kan kardeşlerinin ruhuna ithaf edilen mevlid-i şeriflere iştirak için bu mabedlere koşuyorlardı.
Camilerimizdeki bu tezahürat, bize eski zamanları hatırlattı. Dömeke, Golos gibi zaferlerle taclanan 98 Yunan seferinde de böyle sık sık şehidlerin ruhuna mevlidler okunur, Ordu-yu Hümayun (milli ordu) için dualar edilirdi.
....Dün birdenbire kendimi o heybetli cemaatin içinde bulur bulmaz, sandım ki yeniden hayata doğuyorum. 10 yaşımdan 32 yaşıma kadar geçirdiğim meş''um bir devrin bütün o tesirleri, izlenimleri birdenbire üstümden sıyrılıverdi... Gençliğimi dolduran bütün o şüpheler, tereddütler, imânımın zayıf düştüğü o buhranlı anlar, o şeytanî imansızlığın sıtmaları, bu mabedin havası içinde, bu cemaatin sıcaklığında eriyiverdi.
Rabbime bin kere hamd u senâ olsun ki, dünden beri, hakikat ve selâmetin bir cami ile bir cemaat dışında bulunmadığını biliyorum.
Beş-on senedir, Batı''ya uymak için açtığımız bütün o konferans salonlarında, halkı zorla topladığımız o miting meydanlarında görülen şeyler, işitilen sözler, bir hocanın camide okuduğu menkıbenin ve bu cemaatin sükûtu önünde bana ne kadar yavan ve boş göründüler.
Meğer biz, içinden çıktığımız hakiki âlemi bırakıp onun yerine yapma bir âlem icad etmek istemişiz... Ve sınırlarda askerlerimiz bizi Allah Allah! sesleriyle savundukları sıralarda biz, Allah''tan başka şeylere inanmışız.
Dün, ilk defa olarak tam açıklıkla anladım ki, bizim 10 seneden beri bu halka yaptırmak istediğimiz şeyler, birer maymunluktan ibaretmiş. Yönümüzü neden bu camilere döndürmemişiz? Niçin bu cemaati bir sokak kalabalığı haline sokmaya çalışmışız? O cemaat ki, bütün birleşme gücünü dinden alıyor. Ve evi barkı, yurdu vatanı cami''dir. Başı sıkışınca koşup sığındığı, gönlü ferahlayınca gidip toplandığı yer cami''dir. Ne millî kulüplerde, ne ırkî konferans salonlarında, ne de siyasî miting meydanlarında, burada hissettiği emniyeti, huzuru bulabiliriz.
Dün ilk defa, cahil ve tembel bir kitle sandığımız halk, ülkenin aydınlarına bazı ulvî hakikatlerin sırrını öğretti:
Bunlardan biri kalbin akıldan üstün olduğudur. İkincisi, bağlılık ve samimiyet; imân ve milli muhabbet dışında kurtuluş yolu bulunmadığıdır. Üçüncüsü millet ve ümmet kavramlarını birbirinden ayırmamak gerektiğidir."

