Bizim için, 21. yüzyılın olgunlaşma çiçeklerini gönüllere sunan milletlerarası toplantı AGİT''tir. İstanbul''u parlak dünya başkentleri ile yan yana koyan bir medenîler buluşmasıdır. AGİT: Yüzyılımızın misafiri çok beklenen lideri de Bill Clinton. Garip şeydir, AGİT toplantısını da, onun baş konuğu Bill Clinton''ı da içimden doyasıya ağırlamak geliyor. Yücenin bahşettiği bu imkân ve fırsatlarla üçüncü binyıla girişimizde ayrı uğur var gibi geliyor. Daha önemli bir devlet, daha az düşmanı daha çok dostu olan bir millet rahatlığı ile 21. yüzyıla girebileceğimiz ümidi bende kökleşiyor. Evet, 1700''lerden beri aradığımız, uğraştığımız, belki yüz defa hayal kırıklığı ile yıkıldığımız Demokrasi (=Meşrutiyet, Cumhuriyet) hayalimiz bu toplantıdan sonra gerçekleşecekmiş gibi geliyor. Sonra adalet, hukuk üstünlüğü, insan hakları, uyulan kanunlar, refah, sevgili halkımıza karşı saygı, muhabbet, nezaket... Bunlar yığın yığın gelecek. Sonra, herkese sevinç veren bu AGİT''te Avrupalı devlet adamlarıyle beraber bana bazan Amerikalı bir kardeş gibi sevimli, açık kalpli, içten duygularla donanmış gibi gelen Bill Clinton''ı düşünmek ayrı huzur veriyor.
AGİT''le yapacağı konuşmaya bir çeşit hazırlık olarak Georgetown Üniversitesi''nde Türkiye''yi bugüne kadar hiçbir yabancı devlet büyüğünden duymadığımız bir insaniyetle öğüyor. Clinton ilk kez bizi anlayan ve araştırıp inceleyip yakından tanıyan bir dünya devleti başkanı olarak konuşuyor:
"Türkiye''ye gittiğim zaman 20. yüzyıl tarihinin büyük bir bölümünün (1. Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında Osmanlı İmparatorluğu''nun yıkılması ile oluştuğunu söyleyeceğim" diyor.
Gerçekten baştan başa Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar, Hicaz, Kudüs, Azerbaycan hatta Kuzey Afrika''da, Osmanlı devletimizin boş bıraktığı coğrafya ve tarih alanlarını düşünsek yeter. Diğer ülkeleri hiç saymasak da... Dünyanın hâlâ çözemediği Avrupa-Asya konularını düşünsek dahi Bill Clinton''ın Osmanlı''ya verdiği önemde ne kadar haklı olduğunu kavrayabiliriz. Cümlesinin tamamında, Clinton''ın, Osmanlı''yı hiç düşünmeden Hıristiyani düşmanlık ve sömürgeci çıkarcılığı ile yıkan kınayıcı görüşü geliyor: "Avrupalı güçlerin verdikleri kararlarla beter ettikleri" 20. yüzyıl tarihinin önümüze serdiği karışık durumu, İstanbul''da anlatacağını söylüyor. Ona göre "Avrupalı Güçler", Osmanlı''yı yıkmakla, çok açık bir kısa görüşlülük örneği vermişlerdir. Clinton, AGİT toplantısında ve daha sonra, Batı''nın, aynı yıkıcı ve bağnaz hataları yapmaması gerektiğini hatırlatıyor. 21. yüzyıl, 20. yüzyılın felâketlerinden, faşist, komünist cinnetlerinden, esirlik ve savaş dolu günlerinden, açlık, düşkünlük ve ölümlerinden ders almalıdır. Bu yüzyılda, taassuptan ve demokrasi dışı sürünmelerden Türkiye''nin de ders alması gerektiğini vurgulayan Sayın Amerikan Başkanı, Avrupa ve Ankara için de gerekli olan şu vecizemsi hükümler ile özetliyor: "Eğer Türkiye, istikrarlı demokratik, laik ve Müslüman bir ulus olarak, Avrupa''da tam yerini alabilirse gelecek günler daha iyi olacaktır." Dikkat ediniz, Clinton, demokrat, laik ve Müslüman bir Türkiye''yi birbirinden hiç de uzak ve kaynaşmaz olarak görmüyor. Hatta, daha önemlisi Türkiye''nin Müslüman kimliğini, 21. yüzyılda, (şimdiye kadar Türkiye hususunda, büyük yanlışlıklar ve kötülükler yapmış olan) Avrupalılar''a da dünya dostluğu şartı olarak öneriyor. Bizde bile hâlâ laiklikle batılı ve Müslüman olmayı kaynaştıramayan 20. yüzyıl başı kafalar bulunduğuna göre, Clinton''ı böyle bir izan içinde görüp sevmemek kabil mi?

