Dün Romancı Hasan Kayıhan''ın, ileri sandığımız Avrupa''yı takdim satırlarını size yazmıştım. Makalesine bugün devam ediyorum. Bize Batı muammasını, yepyeni değerlerle açıklayan romancımıza teşekkürlerle.
Şeyh uçmaz Önce, "Batı Kültürü" denilen şeyi ele alalım. Batı kültüründe san''atın, şiirin, hikayenin, romanın, sinemanın, müziğin, mimarinin, resmin inceliği, zenginliği, yaşama sevincini ifade edişteki üstünlüğü iddiasından işe başlayalım. Bunu söyleyenlerin Batı''yı, Batı''daki kültürleri ve sanatları nereden, nasıl ve ne kadar tanıdığını doğrusu bilmek isterdim. Ama söyleyiş tarzlarına bakılırsa, işin içinde gene bilinmeyenden yani Doğu''dan korku ve kaçmak isteyiş seziliyor. Doğu''da her şey kabadır, vahşidir, basittir, zevksizdir, kısırdır, güdüktür, karamsardır... Ne bir Şekspir, ne bir Leonardo, ne bir Mozart, ne bir Moller, ne bir Balzac ne bir Goethe''si vardır. Öğülecek nesi vardır Doğu''nun incisi denilen İstanbul''a bakın! Ellerine geçirerek çağ kapatıp çağ açmakla öğünenler ne eklemişler Konstantinapolis''e? Mısır''dan getirilmiş birkaç taş, Çaldıran''dan aparılmış bir taht! Başka? Yazık! İstanbul''un bir tek taşına büyüklüğü tartışılmaz bir mülkü feda eden Nedim''in kemikleri sızlıyordur mutlaka. İstanbul''u çorak, zevksiz, koskocaman bir köy haline getiren kafa, gözden ve gönülden ne kadar yoksun olduğunu ancak böyle gösterebilirdi. Batılı pek çok seyyah, fetih öncesi İstanbul''unun baykuş yuvası halinde olduğunu anlatır notlarında. Daha fetihten önce inşa edilen Rumeli Hisarı''na bakan bir göz, bu cihangir gazilerin bu diyarı sanki nazlı bir sevgili gibi gördüklerini, onu incitmemek, dalından koparmadan koklamak için ne büyük çaba sarfettiklerini hemen anlar. Tabiat, o dev yapıya rağmen kendi benliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Hep bu anlayışla çalışan insanlar, fethin hemen ardından o viranelikte "güzide bir bahar" yeşertirler. Camiler, türbeler, hanlar, hamamlar, caddeler, su yolları yedi tepeyi öyle bir sarar ki, "dünyanın incisi" ifadesi dünya dillerine ancak bundan sonra girer. Yeryüzünün hiçbir yerinde Süleymaniye gibi dev cüssesine rağmen güneşi içine doğduran, Sultanahmet gibi göklere tırmandığı halde ufku kapatmayan, Piyale Camii gibi adeta kanatlanmış bir kuş hafifliğiyle uçmağa durmuş bir yapı göremezsiniz. Topkapı''ya şöyle bir bakın, dilerseniz Bağdat Köşkü''nün dibine sokulun da öyle bakın... Dördüncü Murat gibi öfkesi burnunda bir cihan padişahının toprağa bu kadar hafif, bu kadar sessiz, bu kadar sevdalı basışındaki hali anlamak için o insanlardaki mayayı, ruhu, dünya ve ahiret anlayışını, hadi "batılıca" söyleyelim, ideolojiyi, sistemi, doktrini bilmek gerekir. Şunu da bilmek gerekir ki, Şekspir''i Şekspir, Mozart''ı Mozart, Goethe''yi Goethe yapan milletleridir. Bu adamların hiçbiri yaşadıkları devirlerde ülkelerindeki kral, kraliçe, dük mük hiç kimseden en küçük bir destek görmüş değillerdir. Açlıkla savaşmışlardır üstelik. Ama sonraki nesiller kendi kültürlerini, kendi dünya görüşlerini, hatta dillerini dünyaya hakim kılma mücadelesinde onları bir bayrak gibi göklerde tutarak yürümüşlerdir. Onlar, onları büyük saydıkları için büyüktürler. Neden büyük sayılmaları gerektiğini, kendi ölçülerini koyarak, bizi bu ölçülerle bakmaya alıştırdıkları için büyüktürler. 24''lü ses yapımıza rağmen 8''li ses düzenleriyle kulaklarımızı doldurdukları için Beethoven, Dede Efendi''den büyüktür. San''atı gökkubbeyi dolduracak kadar muhteşem olan Mustafa Itri, kendisini acemice taklit eden Mozart''tan kendi soydaşlarının "sayesinde" büyük değildir. Yukarıda da söylediğim gibi, o soydaşları ki, Cumhuriyet devletinin kurucusu atalarının ufkunu bile "Akdeniz''e" döküp yendiği düşmanlarının mozolesi ile kapatmışlar, ona dedelerinin "yedi kandilli süreyya" ile bezenmiş türbelerinin bir benzerini bile çok görmüşlerdir. Zira batıcıdırlar. Batıcı olmalarına bir diyeceğimiz yok, olsunlar, olsunlar ama, batıyı doğru anlasınlar, doğru anlatsınlar. Mesela şu "Batı kültürü" ifadesi! Bu kavram sadece bizde değil, Batı''da da kullanılıyor. Ama sadece birkaç şey konu edildiğinde, mesela Avrupa''da otomobil kullanma kültürü, Avrupalılarda tatil kültürü, Avrupalıların kahvaltı kültürü gibi, Batı''nın her yöresinde insanların otomobil kullanmadaki "ortak" kültürel özellikleri arasında sayılabilecek neler vardır? Yolun sağından gitmek (İngiltere itiraz ediyor!), hayati tehlike söz konusu olmadıkça düdük çalmamak (İspanya ve İtalya''ya sarı kart!), bir kaza meydana gelmişse şoförlerin kavga etmemesi (sarı kartlılar oyun dışı), park yasağı olan yerlere (Almanya''da 30-DM) veya durma yasağı olan yerlere (Almanya''da 50-DM) park edilmiş arabalara kesinlikle ve mutlaka ceza yazılması, trafiği engelleme ihtimali varsa çekilmesi (Almanya''da 210-DM). Görüldüğü gibi, bu dar alanlardaki söze bağlı genelleme eğiliminin gerçekte ne ölçüde "genel" olduğunu da tartışmak mümkündür. Bu kavramın bu tür sınırlı kullanılışı, biraz da orijinal olma isteğinden ya da kültür kavramının "moda" oluşundan başka bir anlam ifade etmez. Gerçekte, "batı" diye bir kültür yoktur. Batı''da, resmi ve gönüllü kuruluşlar vasıtasıyla herbiri kendi özelliklerini korumak ve etki alanlarını artırmak için didinen kültürler vardır. Bu kültürler, yaygın isimlendiriş geleneğine göre kendisini doğuran, yaşatan, geliştiren milletlerin adıyla anılır. İngiliz kültürü, Fransız kültürü, Alman kültürü gibi... Eğer bir millet, bir coğrafya parçasının tamamı üzerinde tek başına yaşıyorsa, o coğrafyanın kendi ebedi vatanları olduğunu vurgulamak maksadıyla, kültürlerini bu coğrafya ismiyle anarlar. Ada kültürü, Çizme kültürü, Orta Avrupa kültürü gibi.. Ama bunu yaparlarken bir zamanlar oralarda yaşamış milletleri, mesela İngilizler Keltler''i, İtalyanlar Normanlar''ı, Almanlar Hunlar''ı yadetmek düşüncesini akıllarına bile getirmezler. Böylesi hafiflikler nedense (.. yoksa, gönüllü kültür köleleri mi var?) Sadece Anadolu kültürü dendiğinde düşünülür. Bir İngiliz''e, Fransız''a hatta değişik ırklardan oluşan Hollanda veya İsviçre vatandaşlarından birine, herhangi bir konuda konuşurken "sizin batı kültüründe.." diyecek olsanız, sözünüzü hemen keser. O yüzden, bu kültürleri kimse ne mozaiğe ne de bukalemune benzetir.

