Bir medya ki... Vatandaşın derdine çare arayacak yerde, namuslu vatandaşı, normal görevliyi zarara sokacak, mahvedecek ihbarlar, müzevirlikler peşinde koşar...
Bir medya, yani sözde basın yayın ki...aslında mücadele etmesi gereken birtakım güçlü zalimlerden, mafya ve politika alçaklarından emir alarak haysiyetli insanları, şöhretinden, kazancından, hayatından eder...
Bir medya ki...bilmem ne zıkkım yayınlar ki millete kötülük eden yolsuzları, vurgun şampiyonlarını, yalancıları, tepemizde sömürge memuru gibi şişinen hizipleri teşhir ile ıslâh edeceği yerde, bunlarla vuruşan fikir ve dava sahiplerini hapse tıktırmakla, süründürmekle, işkence yaptırmakla görevli sayar kendini...
Herhalde başka düşmana, bölücüye, katile, şerefsiz vicdan satıcıya hâcet yok... Yalnız bu medya, bir ülkeyi batırmaya yeter. Ama tabiî sırf mazlûm milletimizi değil, o medyayı kullanan despot güçlüleri de vurguncu para babalarını da batırır...
Bu tasvir ettiğim medyayı tarife ne hâcet? Mısır''daki sağır sultan dahi çevirdiği yüzlerce senaryo ile seyredip okumuştur onu.
Hiç olmazsa gece yarıları 100 kişilik silahlı baskınlara uğramış gazeteci arkadaşlarımızın boğazlarına yapışılarak yakalandıklarını görmüştür. Bir camide veya eş dost arasında gayet olağan bir sözünden dolayı yakalanmış, nezarete konulmuş, sonra tekrar çıkarılıp Ankara''ya, İstanbul''a yollanmış bir meslektaşımızın gözyaşlarını görmüştüm. Faydalı bir dernekte fikir hizmetine çalışan bir Türk vatandaşı olmanın kahrına uğrayanlarla tanışmaktadır.
Coplar altında yaka paça götürülen, severek okuduğu bir gazeteciyi görüp gözlerini kapamıştır.
Bahsettiğimiz "medya"nın keyfi veya çıkarları icabı kapatılan bu gazeteci fikir adamı, insan hakkı derneği üyesi arkadaşımız gece yarıları, delilsiz, sebepsiz evlerinde basılırlar.
O medya, kendi ihbarı sonucu yakalanan bu vatandaşlara keyfi isterse 10 yıl, isterse hattâ idam hükmü yakıştırır ve pervasız "15 yıl hapsi isteniyor" diye yazar. Anlı şanlı reziller olan bu ispiyoncular ve hempaları, onların soy ve sülalelerine, hayat ve mesleklerine, karı kızanlarına, oğul evlâtlarına istedikleri iftirayı yapmakta hür ve şerbedlidirler. Yazarlar ve bir ceza görmezler. Bu adamcağızlar sanki devletin, kanunun, törenin vatandaşları değildirler. O medya isterse yazar. Ana avrat söğer de, hükûmet, meclis, savcı seyrederler.
Sonra bir gün işitirsiniz ki meslektaşımız, okuyucumuz, öğrencimiz... Kendisine isnat edilen idamlık (!) iftira suçundan bir iki sorgudan sonra salıverilmiştir. Ama o iftiracı medya, bu adam, öldü mü, sağ mı, serbest mi tutuklu mu diye, hiçbir ses vermez. Bu rezilliği niye yaptın? diye soran okuyucularına da cevabı yoktur. Becerdiği işten doğan lânetleri, inkisarlar da zaten, mürteci laflarıdır. Umurunda mı?
Efendim o müdür, o sayfa sorumlusu ve o sözümona yazar, bahşişini, terfiini, âferinini peşin almıştır.

