Kaydet
a- | +A

Devletlerine, çıkarsız hilesiz hizmet eden, halkını seven esirgeyen, ona karşı gururla küstahlık, nankörlük etmeyen, kâmil insanlara devlet adamı deniyor. Ben de ömrünü milletinin yücelmesi, maddi manevi refahı, halkının adalete, fazilete kavuşması için çalışarak geçiren insanlara millet adamı diyorum. Onlara "Hakkını ve Halkını" bilen uydurma değil hakiki aydın gözüyle bakıyorum. Onlar, kıyâmete kadar sevilecek, türbeleri yapılıp da duası alınacak adamlardır. Nitekim milletimiz de onlara "Allah Adamı" kutsî ruhlar diye bakar.

Son günlerde üst üste Hakk''a kavuşan millet adamlarından çok sevilen birinden; avukat Yusuf Türel Bey''den sözediyorum. Gönlümce derin isteklerimden biri, uzun yıllardır hasta olan bu insanlık örneği beyefendiyi, evinde ziyaret etmek idi. Hatta geçen haftalardan birinde, evinin önünden geçerken telefon açmış hal hatır sormuş ve yakında kendisini görmeye geleceğimi söylemiştim. Yusuf Bey daima samimi pürüzsüz sesi ile "çabucak beklediğini, göresi geldiğini" söylemişti.

Biraz da sitem karışığı, acele fakat metanetle beklediğinin ma''nası anlaşıldı. Yazık ki geç kaldığımı, ruh sızlatan acı ile 2 Eylül Cumartesi TV''nin sabah haberlerinden öğrendim. O saate kadar bilmiyordum temiz ve metin ruhlu dostumla o telefon meğer son konuşmammış. Vefat etmiş ve hatta cuma günü ikindi namazı, Şişli Camii''nde, kılınıp Eyüp Sultan mezarlığına gömülmüştü. Yetişemeyişim, bana büyük hasret acısı verdi. İyiliğini dostluğunu yakından bilen halktaki ve politikadaki hayranlarına değerli hanımına evlâtlarına başsağlığı dilerim. Benim istediğim gibi:

Onu "nasıl bilirsiniz?" ilâhi sorusuna "iyi biliriz!" diye cevap veren kadirbilir dostlarımız Korkut Özal, Nevzat Yalçıntaş, Ali Coşkun, İbrahim Bodur, Süleyman Yalçın, Sabahattin Zaim, Mustafa Erkal ve daha pekçok arkadaşlarımın hayırlı hizmetleri devam etsin dilerim.

İstanbul''da hocalığa ve gazete yazarlığına başladığım yıllarda, hele Ramazan ayları, Yusuf Bey''in Çarşamba''da kurup, büyük hizmet okulu haline getirdiği İmam Hatip iftarlarına davet edilir yurdun seçkin bilginleri ile sohbetin tadını çıkarırdık. Çoğuna sevgili merhum dostum Ayhan Songar''la beraber, Hoca''nın teşvik ve iltifatlarına da mazhar olmak ne mutluluk imiş.

Geçenlerde, Diyanet İşleri Başkanlığı''nın

Bosna-Hersek''te düzenlediği Dördüncü İslâm Şurası''nda da Yusuf Türel''in devamlı hatırladım. Çünkü bu seçkin Müslüman da Bosnalı idi ve kaybettiğimiz bu mümin insan bize neler anlatmıştı.

1930''larda, Cumhuriyet hükûmetimiz adına, bir heyetle beraber o sevimli Osmanlı yurdu Bosna''yı resmen ziyaret etmişti.

Orada korumasız terkettiğimiz Müslümanlar''ın, Ankara''dan gelen Türk heyetine nasıl büyük hasret ve samimiyetle sarıldığını ama giden heyetin onların ihtiyaç ve samimiyetlerini anlamakta çok yaya kaldıklarını hüzünle anlatırdı.

Nihayet, genç ve çalışkan öğrencilerimizin her çeşidine ne ölçüde, şevkle yardım ettiğini de ben bilirim "İlim Yayma Cemiyeti"ni nasıl yaşattığını iyi bildiğimiz Yusuf Bey''in bir başka görüşünü de başımıza gelen darbelerin bilmem kaçıncısından sonra hatırlıyorum.

Milliyetçi gençlerimizin (sırf komünistlere karşı) denge olsun diye tıkıldıkları bir cezaevine beni de götürmüştü.

Milliyetçi gençlerin avukatlığını beş parasız üzerine almıştı. Onlara her anlamda yardım eden Yusuf bey, onlara delilsiz, yargısız yapılan infaza beni de şahit tutmak istiyordu.

O seçkin insanın, ihtiyar gözlerinden damlayan yaşları ve çocuklarımızın çaresiz hallerini bugün bile unutamıyorum. Milletini gönülden tevazuu ile seven her münevvere cennet mekânlar olsun.