Kaydet
a- | +A

Bir hafta boyunca (18-25 Mayıs 1999) Bulgaristan Türkleri ve Romanya''nın Türk Tatar azınlıkları ile işadamı kardeşler, Türk Lisesi öğretmen ve öğrencileri arasında idik.

Belki ta 13-14. asırlardan beri Balkanlar''da yaşayan, oralarda zaferlerimizi, mutlu zengin günlerimizi, çektiğimiz zulümleri, göçlerimizi, hezimetlerimizi, efendilik ve esirliğimizi anlatan manzaralar, tablolar bizi halden hâle sokuyordu.

Kapatılmış, mihrapları kerpiçle örülmüş, minareleri çoktan yıkılmış, ibâdet edeni kalmamış yıkık camiler, suyu akmaz çeşmeler, başkalarının zulmü altında gülmeyi unutmuş, Kur''ân''ı dahi korkuyla okuyan silinmiş insanlar... Şimdi acıyla düşünüyorum: Bu kadar zaferler, fetihler, ışıl ışıl medeniyet, refah ve debdebeyle asırlar boyu yayılmasaydık buralara... Yahut sonucunda böylesine katliâmlara, yoksulluklara, ölüm ıstıraplarına ve hicranlara, esaretlere uğramasaydık. Öyle ama, yine biz gördüklerimizi, ümitlerimizi anlatalım. Her şeye rağmen, (elbette fethederek değil ama) yine de Osmanlı''nın Balkan macerasını yaşamak hülyalarımızı yazalım.

Genç Yahya Kemal''in Açık Deniz''deki hülyalarına yatıp gönül dinlendirmek fena mı?

Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum; Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum. * * *

Duydum akıncı cedlerimin ihtirâsını Her yaz, şimâle doğru asırlarca bir koşu, Bağrımda bir akis gibi kalmış uğultulu... Mağlupken ordu, yaslı dururken bütün vatan, Rü''yama girdi her gece bir fâtihâne zan Hicretlerin bakiyyesi hicranlı duygular, Mahzun hudutların ötesinden akan sular.

Evet, "Balkan şehirlerine" Kırca''ya, Rusçuk''a Şumnu''ya Üsküp''e, Vardar''a, Köstence''ye gidip de bu mısraları kelime kelime, ünlem ünlem yaşamamanın, derinleşmemenin, kaderin ve tarihin anlamı üzerinde ters-yüz olmamanın, hazinleşmemenin imkanı yoktur.

Nitekim, otobüsümüzde, (hemen arkamda), can dostum Rasim Cinisli, habire şiir okuyor, mahzunlaşıyor, seviniyor, yerine göre ben ona takılıyorum, aynı duyguları paylaşarak: -Anlaşıldı Rasim Bey buralar, şu anda kitaplarını okuduğun Yahya Kemal gibi, Necip Fazıl gibi seni de şair etti...

O, ilâve ediyor: "Evet, Yahya Kemal buraların ağıdını yazmış. Üstad Kısakürek ise vatanda gurbet yaşamanın hüznü olan Sakarya''nın bozbulanık kahrını içimize sindirmiş. İkisinden de kurtulup gönül ferahlığına ulaşmanın imkanı yok. Ya şair olmayayım da neyleyeyim.

Bulgaristan''dan Romanya''ya, inanılmaz genişlik ve haşmette bütün Rumeli türkülerinin odaklandığı Tuna''yı geçiyoruz. Ben de onlara döndüm. Çocukluğumda Elâziz''de, yolların orta yerinde durup sakat bacağını bir taşın üzerine koyarak, yaşlı bir savaş gazisi tonuyla kaybettiğimiz Tuna''ya ağlayan ihtiyarı hatırlattım. Ezberlediler. "Plevne''den çıkmayan Gazi Osman Paşa türküsünü söylediler: Gal''adan top atılır mı Millet Rum''a katılır mı Sizi vatan hayinleri Urumeli satılır mı?