Millî Eğitim Bakanı; ödevler, çocuklara verilmesi gerekli ve "gereksiz" bilgiler, okullarda devlet otoritesi, millete memlekete yönelmesi gereken eğitim vs. üzerine konuşmalar yapıyor. Şu halde, memleket çapında bir yeni ve gerçek "şûrâ" toplayarak, "millî" eğitim SİSTEM''imizin esaslarını kurmalıyız. Düşünceleri ve öğütleri "heves" olmaktan kurtarıp kolay değişmeyen sağlam esaslara bağlamalıyız. Türkiye''de nesiller, 150 yıldan beri, herhangi bir sisteme ve millî amaçlara yönelik olmaksızın tesadüfen okutulmakta, başıbozuk ve hedefsiz salınıverilmektedir. 150 yıldan beri, hâlâ bir adım ileri gidememiş olmaktan şikayetçi isek, bunun sebebi, terbiyede, eğitimde (özellikle ilkokulda) asla bir karara oturmamış olmamızdır. Okullarımız ayrı, milletimiz ayrı yönlere doğrulmuş gibidir. Türkiye''de her nesil (olağan nesil farkları çizgisini çok aşarak) adeta ayrı bir millet olup çıkmaktadır. Yüz yıldan beri Fransız, Alman, Amerikan ve Rus sistemlerine özenerek çocuklarımızı çar çur ediyoruz. Onları, ataları gibi Türk-İslâm sentezinde ve çağın ilerisinde, ilim teknik ufuklarına doğru açarak yetiştirmek, bazılarımızın aklından geçse bile, ulaşılamayan bir hayal gibi duruyor. Türk çocuklarına millî şahsiyetlerini vermek; ana dillerini, vatan coğrafyasını, içinden geldikleri, büyük tarihi, ruhlarına işleyen edebiyatı, şiiri, mimariyi, resmi, sanatı öğretmek ve sevdirmek lazımdır. Fransızların Fransız çocuklarına, ABD''nin Amerikan çocuklarına, Çinlilerin Çin çocuklarına... yaptıkları işte bundan ibarettir. Bunun için yeni kutuplar, yeni "modeller" keşfine hacet yoktur. Fikir adamlarımızın, basınımızın, eğitimimizin, öğretmenlerimizin kafalarını yalnız bu noktaya yöneltmek dahi yalpalayan gemimizi düzeltebilir. Bir de sevgi meselesi var... Bir de o elvan çiçek çocuklarımızın korunması, aşağılık duygusuna, kine, düşmanlık ve boynu büküklüğe düşmeden yetişmeleri gerekiyor. Çünkü onlar, ancak kendi nefislerini yendikten, birbirlerini ve yaşamayı sevmeye başladıktan, selam alış verişini öğrendikten sonra, vatana, ilme ve millete hizmet edebilirler. Yoksulluk ve sefalet her insanda acıdır, yürek paralayıcıdır. Ama "milletin elvân çiçekleri ana babanın bir tanesi" dediğimiz çocuklardaki, genç kız ve delikanlılardaki boynu büküklük, renk sarılığı ve perişan kıyafet kadar elem verici hiçbir şey olamaz. Yalnız insanlık ve merhamet noktasından söylemiyorum. Çocuklarını sefalete mahkum eden millet, sağlam gelecekleri artık kimden ve nasıl bekleyebilir? Öyle ise milletin bütün çocuklarını hayatın fırtınaları karşısında yalnız ve çaresiz bırakmamak, onlara yoksulluk ve yetimlik acısı çektirmemek zorundayız. Millî geliri hayli yükselmiş orta refah seviyesi dün ile kıyaslanmayacak noktalara gelmiş olan yurdumuzda, bazı çocukların kimsesiz, aç, çıplak dolaşmaları 70 milyonumuzun boyunlarına levha gibi yazılıp asılacak korkunç ayıbımız bilinmelidir. Çocuklar gülmelidir, ruh sağlığına kavuşmalıdırlar, haksızlık, adaletsizlik denilen şeyi okuldan, aileden başlayarak öğrenmemeli, kötülüğü kanıksamamalıdırlar.
Yoksa, sonunda onlar da zalim olurlar. Korkarız, gelecekteki kanlı düşmanlıklar bugünleri dahi aşabilir. Varlıklı kimseler kendi çocuklarını şımartmamak ve fakat yoksul çocukları mümkün ölçüde gözetmek hatta şımartmak terbiyesine koşulmalıdırlar. Çocuk denilen gonca, tebessümlerle açılır.

