Kaydet
a- | +A

Bir aydır, milletimize, zelzeleden beter zelzele korkusu çektiren, abartan ilim ve karâmet ukalâlarına bir ibretli destan da Dede Korkut anlatsın bugün. "Deli Dumrul" bir kere, edebiyatımızın gün güzel destan hikâyelerinden biridir ya...ayrıca da göçebe Oğuz insanlarının ruh aynası gibidir. Dumrul pâk temiz bir insan olmakla birlikte beyliğine, servetine, nüfuzuna mağrur "diktacı" bir tabiattır. Çok ülkede halkların başına musallat olan, "Allah''tan da kuldan da korkmaz" başbelâsı kuvvet ve iktidar zümrelerini temsil eder. İslâmiyetin, Oğuzeli''ne ve Ortaasya''ya daha yeni yayıldığı çağlardayız. Dumrul Rabbülâlemini daha yarım yamalak tanıyor. Bu destanın, biraz da Yüce Rabbi ve meleklerini cahil Oğuz gençlerine daha iyi anlatmak için düzenlendiği de akla gelir. Bir kısmını özetleyeceğim. "Deli Dumrul"u lütfen o gözle okumalısınız. Deli Dumrul adındaki yiğit, bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmıştı. "Geçeninden otuz akça geçmeyeninden döve döve kırk akça alırdı"

"Bendan deli (yiğit) benden güçlü er var mıdır? Varsa çıksın savaşsın! Tâ ki kahramanlığım, Rum''a, Şam''a ün salsın" diye yapar bunu. Meğer bir gün, köprüsünün yanına konmuş bir obadan, bir güzel yiğit Allah''ın emriyle ölür. Ağlama feryat kopunca Deli Dumrul dörtnala yetişip: "Benim köprümün başında bu gürültü nedir?" diye kızar. -Hânım! bir yahşi yiğidimiz öldü, ona ağlıyoruz, derler. -Bre yiğidinizi kim öldürdü? -Vallahi bey yiğit Allahü Teâla''dan buyruk oldu, Al Kanatlı Azrail ol yiğidin canını aldı? -Bre Azrail dediğiniz ne kişidir ki adamın canını alıyor? diye köpürüp döner. Deli Dumrul, evine döner, fakat bu ağır sözleri Allah''a hoş gelmez. "Bak bak! Bre Deli! Benim birliğime şükretmiyor" buyurur: "Ey Azrail var, o delinin gözüne görün, benzini sarart, canını hırlat!" Deli Dumrul, kırk yiğitle yiyip içerken, ansızın Azrail çıkagelir.

"O anda, görür gözleri görmez, tutar elleri tutmaz olan Dumrul, şöyle çağırmaya başlar: "Bre ne heybetli kocasın Kapıcılar seni görmedi Çavuşlar seni duymadı Titredi benim canım, cûşa geldi Ağzımın içi buz gibi, kemiklerim tuz gibi oldu" Melek ona kızar: "Hani deli! Azrail elime geçse de öldürsem, yahşi yiğitlerin canını ondan kurtarsam diyordun. Şimdi de senin canını almaya geldim? Benimle cenk eder misin, yoksa verir misin tatlı canı? diye sorar. Akılsız Dumrul hâlâ direnir: "Bre Azrail, seni dar yerde arıyordum, geniş yerde elime geçtin" der. Kara kılıcını sıyırıp, Azrail''e vurmaya kalkar. Melekse bir güvercin olup pencereden uçar gider. Deli Dumrul, daha da kudurarak, "Yiğitlerim, Azrail''in gözünü öyle korkuttum ki, geniş kapıyı bıraktı, dar bacadan kaçtı" diye kah kah güler. Tam öyle övünürken, Dumrul''un göğsü üzerine Azrail basıp konar. Gelenin niceliğini o zaman anlayan mağrur Deli, yalvarmaya başlar: "Bre Azrail aman

Tanrının birliğine yoktur güman. Ben seni böyle bilmezdim Hırsızlayın can aldığın duymaz idim. Beylikten usanmadım, yiğitliğe doymadım! Canımı alma Azrail medet! Dumrul daha sonra, Azrail''in tenbihi ile Allah''a yalvarır. Allah onu bağışlar. Uzun maceralardan sonra, Dumrul''un şu muhteşem övgüsü ile destan biter: "Yücelerden yücesin... Kimse bilmez nicesin! Çok cahiller seni, gökte arar, yerde ister Sen, ancak mü''minler gönlündesin Daim duran cebbâr Allah! ... Aç görsem doyurayım senin için Çıplak görsem donatayım senin için Keremi çok kaadir Tanrı!"