Aşağıdaki vak''adan anlayacağınız gibi devlet de hükûmet de başkalarının değil, yalnız milletindir. Demokrasilerde değil, en despot rejimde bile bu bir gerçektir. Milletin rızasına uymayanlar asla devam etmez. Uzun sürmeyip başaşağı giderler.
İsmet Bozdağ dostumuz, bir ömrü dolduran fikir çilelerinin verimi olarak yeni kitabı Kültür İhtilâlimiz''i yazdı. (Tekin Yayınevi, Faks: 511 11 22) Bu kitap Osmanlı''dan, Tanzimat''tan tek-parti ve demokrasi devirlerinden, bize tahlilli ibretler sunuyor.
Menderes ve Bayar''la ilgili şu kıssada örnek devlet adamlarımızın laiklik, vicdan hürriyeti, sorumluluk ve izzeti nefis (onur) portreleri çiziliyor. Her zaman, her şeyin bu kadar ayağa düşmediği anlaşılıyor.
9 Mart 1951. Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu anlatıyor:
Birikmiş işlerim vardı. Başbakanlıkta çalışıyordum. Telefon çaldı: Cumhurbaşkanı''nın, Başbakan''ı aradığını söylediler; "bağlayın" dedim. Sayın Bayar, çok yüksek tonda bir sesle şöyle diyordu:
-Nedir bu yaptığınız!.. Devlet''in radyosunu Camiye çevirmişsiniz!.. Bu konuda kiminle mutabıksınız acaba?.. Eğer Demokrasiden anladığınız bu ise, yanıldığınızı göreceksiniz!..
Efendim, benim bunlardan haberim yok!.. Başvekaleti aradığınızı söylediler, emirlerinizi almak için huzurlarınızdayım!..
-Sizin haberiniz yoksa, kimin haberi var?.. İcraatınızın içinde: "Radyo''yu Camiye dönüştürmek" olmamalıydı!..
dedi ve telefonu yüzüme kapattı.
Ben, Başbakan Yardımcısı olduğum halde, Radyo''da Mevlid okunması kararı alındığını bilmiyordum. Başvekil, Basın Yayın Genel Müdürü Halim Alyot''u çağırıp kendisine talimat vermiş... Radyo da, bu talimat gereği, "Mevlid" akşamı münasebeti ile yayına geçmiş. Evet, böyle olmuş ama, bir Cumhurbaşkanı, bir Başbakan Yardımcısı''na telefonu açıp hakaret ederse, üstelik telefonu da yüzüne kapatırsa yapılacak tek iş vardır: İstifa etmek...
Ben de öyle yaptım.
Hemen oracıkta istifamı yazdım ve Başvekil''in, Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü ile birlikte olduğu Ankara Palas Oteli''ne gittim ve olayı kısaca anlattıktan sonra istifamı verdim!
Menderes:
-Bu konu, senin istifanı değil, Bakanlar Kurulu''nun istifasını gerektirir. Devlet Başkanı ile fikir uyuşmazlığı içindeyiz. Ben, biraz sonra Çankaya''ya çıkıp, "Kabinenin istifa ettiğini" bildiririm! Bu konu hepimizi aşar!
Adnan Bey arabasına bindi ve Çankaya''ya çıktı.
Orada kendisine, "İstifasının kabul edilmediğini" ısrarla söylemişse de fikrinde direnmiş!.. Hatta, Bayar: "Samet benim oğlum gibidir. Ben, babasının arkadaşıyım. Şimdi, çağırayım ve gönlünü alayım!.." biçimindeki teklifleri de reddederek:
-Beyefendi... Bu bir gönül kırılması olayı değil.. Samet sizin oğlunuz, ben de sizin oğlunuz sayılırım. Ama bu bir gönül kırılması olayı değil ki, "Gönül alarak" geçiştirilsin!.. Bu, bir prensip anlaşmazlığıdır. Fikirlerinize saygım var. Ancak bendeniz, zatı devletiniz gibi düşünmüyorum!.. Demokrasi, benim gözümde; vicdan hürriyetini de içine alan bir "hürriyetler sistemi"dir. Dünyanın bütün ülkelerinde ve hatta bizim gibi laik devlet olan Fransa''da bile radyoları, kiliselerindeki âyinleri halka duyururlar. Türkiye''de tek bir radyo var: O radyo da dinen kutsal kabul edilmiş bir günde mevlid naklediyor. Benim vatandaşım dinleyecek ve Devletinin kendisinden olduğunu anlayacak!..
Bayar, ne kadar olayı kapatmaya çalıştıysa da Menderes''in direnmesini kıramamış, böylece ayrılmışlar...
Menderes, Çankaya''dan çıktıktan sonra beni evimde telefonla buldu ve şunları söyledi:
-Kabine istifa etti. Sen vekilimsin.

