Kaydet
a- | +A

17 Ağustos''tan beri ülkemizi "Derdistan"a çeviren büyük âfetten beri, aklımız fikrimiz, zaten gün gösteremediğimiz çocuklarımızdadır. Onları boynu bükük gördükçe her yaşta olanına, ayrı ayrı yüreğimiz yanıyor. Billâhi, zelzelenin de etkisiyle, doğuşlarından bütün tahsil kademelerine kadar bütün yavrularımıza karşı bir utanç sarıyor içimizi.

Sanki gözlerini yıldırmak için mi "dünyaya getirdik?" diye kaygılanmak bize huy oldu.

Üniversitelerin hâli, ciltler dolduracak ayrı bir faciadır. Liselerin, ortaokulların, ilkokulların, meslek liselerinin kayıt dertleri başka, sınıflarına yerleşip çalışmaya başlamaları başka polisiye heyecanlarla doludur.

Öğrenci, öğretmen, müdür, müfettiş misiniz? Hepinizin, acaip kurallar, formaliteler, azgınlıklar, şaşkınlıklar, içinde çalışması başarılı olması akla sığmaz problemlerdir.

Acı söz ama, birilerinin küçük çıkarları için milyonlarca talebe, maddi manevi işkencelere konuluyor. Meselâ sorunuz: "Bu fıkara ülkede, çoğu kahvaltı bile bulamayan biçare yavrularımız için şu "ders kitabı" zulmü ve israfı nedendir? Ya kitapçı önlerindeki şu kuyruklar, kararsızlıklar veya kitapların zamanında yetişmemesi güç, yetişmez ders kitabı fiyatları nedendir? Her yıl bu kitaplar neden değişiyor? Büyük kardeşin veya yakın akrabanın, kullanılmış kitaplarını, küçüklerin de okuması biçiminde olan, tutumluluk geleneğimiz, kimlerin çıkarları için feda ediliyor? İsraf ekonomisinde biz, (yanlış taklid ettiğimiz) Amerika''yı geçtikse, kimlerin sırtına binerek geçtik? Hukukçu yöneticilerimiz, bizim yoksul velileri yarış beygiri mi sanıyorlar?

Ya hele o milyonlarca ana babayı çileden çıkaran "Eğitime Katkı Payı" ve ondan bin beter vurgunları kapsayan haraççılık nedir? Yani elli milyondan başlayıp 200''lere kadar çıkarılan mecburi bağış neyin nesi?

-Hocam sana da mı, güzel Türkçemizi unutturdular? Hiç bağış ile mecburiyet kelimeleri bir arada kullanılır mı? Yani mecburluğun ve zorun, bağışla ve bahşişle alâkası nasıl olur?

-Bilmem öyle diyorlar. Okuldaki filan derneğe bağış yapmaya mecbursun, yoksa yeni başlayacağın mektep için çocuğun kaydını yapmam.

Sızlanan okuyucum üç çocuk babası, az maaşlı, feleği şaşmış biri idi. "Yalvardık, yakardık; gelirimiz kazancımız, aylığımızdan ibaret, bari 30 milyona razı olun eve götürecek ekmeğin derdindeyim dedim. Olmaz, noksansız elli vereceksin dediler.

-Peki kim çıkarmış bu mecburluğu bu kanunu? Milli Eğitim Bakanı''nı sık sık dinliyorum: Kayıt için, okula hiçbir ücret ödemiyeceksiniz, diyor.

-Öyle ama beğim, dinlemiyorlar işte. Sayın Bakanın o sözlerini ben de hatırlattım, "Canımızı sıkma şimdi, okulun şu kadar ihtiyacını Bakan Bey, ödüyor mu bize?" dediler.

Bu sözler üzerine, nazım geçen bir okul müdürüne biraz çıkışarak sordum. "Aynen işittiğin ve herkesin de bildiği gibidir. Gerçekten, odun kömür, kalorifer, temizlik vs. tahsisatımız yok. Okul-Aile Birliği, velilerden alabildiği kadar almaya mecbur.

-İyi de kardeşim, açıkça kanun çıkarıp gücü yeten her veliden, belli bir miktar almayı; kayıt bahşişi veremeyen çocuklarımızın da, bu çeşit haraçlardan bağışlanmış (muaf) tutulması adaletini düşünemiyor musunuz?

-Siz geçen yıl da, daha önceki yıl da, buna benzer şeyler yazmıştınız. Büyüklerimiz herhalde daha iyi düşünürler?