Kaydet
a- | +A

Işıkları, mabetleri, fıskıyesi ve yeni onarılmış yapıları ile Eyüp şehri, Fatih''in İstanbul''a, hocası Akşemseddin şanına kazandırdığı bir mübarek beldedir. Eyüp Sultan''sa oranın manevi ve ebedi mürşidi. İşte, bu ramazanın bir gecesinde, halkımız için bereketli iftar sofrası sonunda Eyüplü hemşehrilerimle yaptığım sohbet, benim için ayrı değer taşıyor. Uhrevî ağırlıklı bu şehrin, saygılı, güler yüzlü insanlarına ayrı bir tarih kardeşliği ile ısındım. Çevreye, tarihe, yüce sevgiye dönük gayretlerini övdüm. Bununla beraber Müslüman-Türk çocuklarına verecekleri şefkatli eğitimin üstünlüğünü belirttim. Türkiye''nin büyük mürşidi Eyüp Sultan''a... Yani Peygamber Efendimiz''in "Sancaktarı Ebu Eyyûb''el Ensâri''ye" getirelim. Onun peygamberimizi dünya gözüyle gören şanında anlattığım birkaç menkıbeye bakın:

1420 yılı ramazanın bugün 17. gününe nail olduğumuz hicret''in başlangıcında peygamber efendimizin Medine''yi şereflendirdiği gündeyiz. Medineliler peygamber''in devesinin yularına sarılıyor, O''nu kendi evlerinde ağırlamak istiyorlar ama Resûlullah: -Deveme dokunmayınız, buyuruyordu. Allah''ın kendisine tayin ettiği yerde duracaktır. Ben de oraya ineceğim. İmrenen bakışlar önünde bahtiyar hayvan, süzüle süzüle gidip Hâlid''in yani Ebâ Eyyûb Ensâri''nin evi önünde çökmüş. Peygamberimiz ise "İnşaallah konağımız burasıdır" diyerek Halid''e misafir olmuş. Sonra devenin çöktüğü o yerde bir mescid yapılmasını istemiş. İnşaat sırasında, kendisi de ashâbiyle birlikte çalışmış, eliyle kerpiç taşımış. Mescid''in ve Hâlid''in Türk tarihiyle, Türk ruhiyle ilişiğine bakın şimdi: Allah''ın Habibine evsahibi seçtiği Halid Eba Eyyûb onun şanlı kumandanlarından olur. İslâmın ilk gazâsı, müşriklerin hezîmeti, "vahdet"in kurtuluşu, dinimizin ruhânî dirim savaşı olan Bedir cenginde Peygamberin alemdârı olarak, onun yeşil sancağını taşır. Resûlullah''ın vefatından sonra dahi İslâm fütuhâtının öncü serdarlarındandır. Nitekim: Seksen yaşlarına geldiği bir sırada İslâm ordularının kumandanı olarak İstanbul surlarını kuşatmaya gelir. Konstantiniyye''nin imân kuvvetlerince ikinci muhasarasıdır bu. Lâkin o yılın korkunç kışında kara ve buza dayanıksız çöl çocukları kırılır, ölürler. Serdâr Ebâ Eyyûb Ensarî de o hengâmede şehit düşer. Peygamberi görmüş olan askerlerinin yanı sıra o da İstanbul surları eteklerine gömülür. İşbu menkıbe, 1453 baharında Konstantiniyye''yi İslâmlık ve Türklük adına son defa kuşatan Fatih Sultan Mehmet yiğitlerince bilinmektedir. "Muhammed''in asker kavmi olan Türkler" dinden ve soydan gelen bir heyecan terkibi ile, O''nun"sancaktarı" Halid Ebâ Eyyûb''a ayrı bir saygı ile tutkundurlar. 53 gün süren ve zaferle bitirilen muhasarada Halid''in vak''aları, asker arasında söylenmektedir. İstanbul''un "seçilmiş kumandanı" Sultan Mehmet''çe yapılan son kuşatması, surların yıkılmazlığı karşısında bir aralık gevşemeye yüz tutar. Bunun için asker üzerinde büyük manevi diriliş yapacak bir "keşfe" ihtiyaç olur. Türk-İslâm askerine bir daha öncülük edecek, bu yeni Bedir Gazâsını elindeki Peygamber bayrağı ile zafer ufkuna götürecek bir Ebâ Eyyûb ümidi var. Nitekim Akşemseddin, büyük iç burukluğu içinde mürâkabeye varır. Başı secdede geçen saatler. Kendisi kan ter içinde, başının ucunda manevi keşfi sabırsızlıkla bekleyen Sultan Mehmet. O kadar ki aklı ermezler: "Efendi, kabr-i Eyyûb''u bulamadığı için utancından uykuya vardı" derler. Lâkin bir müddet sonra başını secdeden kaldırır. Yüzü aydınlık ve sakin, genç Sultan''a döner: "-Beyim! Hikmet-i Hudâ, seccademizi tam da kabr-i Eyyûb üzerine sermişiz. Hemen buracığı kazsınlar" der. Toprak beş arşın kazılır ve üzerinde kûfî hatla: "Hazâ Kabr-i Ebâ Eyyûb" kitabesi bulunan sanduka ortaya çıkar.