(Dün, bu konuda yani "şehvetten ibaret kadın, ekonomiden ibaret insan olmaz" anafikrine bağlı olan yazıma, bugün de devam ediyorum.)
Dünya yüzünde, kadınlığın eşlik, analık, kardeşlik şerefini altın mahfazasında saklayan aileye karşı davranışlar, kadını o şerefe layık görmeyerek küçültmek, horlamak bir "mal" gibi görmek, onun bayağılaşmasını istemek gibidir.
Sanki Türkiye''nin ve dünya insanlığının bugün hiçbir meselesi, sıkıntısı kalmamıştır da, kadınların "cinsel özgürlüğü, nikah ve aile bağından koparılması, cinsî çoğulculuk ve çeşitleme telaşı kalmıştır. Kadını tanımayan, onun ancak aile içinde mutlu olduğunu bilmeyen kimselerin bakışı olabilir bu... Nitekim, milyonlarca Türk kadını (millet gibi) sessiz dururken onun adına, aile bağlarından uzak veya rahatsız kimseler konuşmaktadır. Eğer gerçekten "cinsel özgürlüğe" kadın ve erkek hürriyetlerine inanıyorlarsa, yalnız kendileri adına konuşsunlar.
Ailesizler, nikahsızlar serbest aşk düşkünleri gibi, aile, nikah, inanç, mensuplarına da söz hakkı tanısınlar.
Türkiye''de yalnız, anormalin sesi çıkıyor, normale söz hakkı tanınmıyor. Bu nasıl bir "özgürlük"tür? "İlericilik" bu kadar basit ve haksız şeyler üzerine mi kurulmuştur.
Bir kere dünyada nikahtan vazgeçmiş, aileyi, evi, çoluk çocuğu boşlamış hiçbir millet yoktur. (1917 Bolşevizminden sonra bu insanlık dışı sistem denenip vazgeçilmiştir.) Bu hale düşürülmüş olan bazı küçük "sosyete"lerden duyulan ise sadece kin, düşmanlık, hastalık ve yalnızlık şikayetleridir. Tazeliğinde, erkekten erkeğe koşsa bile daha orta yaşında bile ilgisiz, evlatsız, kimsesiz bırakılan kadınların ıstırabı bu sözde "çağdaş sosyete"lerin yüz karasıdır. Bu tutum, feminizm adı altında ilk çağlardaki gibi sorumsuz, bencil çapkın yaşamak isteyen birkısım erkek soyunun, kadını alçaltmaya dönük bir çapkınlık hilesi dahi olabilir. Çünkü kadınları kayırmak anlamına "feminizm" değil, kadını eğlence aleti yapmaya kalkan bir hareket tarzıdır. Bu sebeple normal kadınlar tarafından savunulamaz, düşünülemez.
Batı''nın bazı milletlerinin dar sosyetelerinde, zevke, eğlenceye, şehvete, kazanca ait gördüğümüz, her şeyi "medeniyet" sanmayalım. Gerçek medeniyet aile sağlamlığıdır. Türk ailesi, Tanrı''nın ve geleneğin lütfu olan, öyle özlenilecek bir cevherdir ki, eğer biz onun üzerine titrersek, yarın, kendini arayacak olan Batı, yitirdiği medeniyet örneğini bizde bulacaktır.
İnsanın ve insanlığın şerefli ve muhafazakâr yarısını teşkil eden kadınlığa bir çeşit "Famo-ekonomikus" gözüyle bakan demeçler, oturumlar, yazılar, romanlar ve oyunlar, kanların deli aktığı yaşlarda körpe gençlerin ilgisini çekebilir.
Onu yazan adileştirici eserler kapışılır, yapanlar, yazanlar şöhret ve para kazandıktan başka birkaç masum genç kız ve kadını da yuvalarından ve insan haklarından soğutabilirler.
Ancak insan ruhunun büyüklüğüne, hanımların değerine aykırı bir tutumdur bu. İnsan nesli hiçbir zaman bir zevk aleti hafifliğiyle horlanamaz. Kadını, aileyi ve insanı yaşamaya sıcaklık veren sevgi, sorumluluk, huzur, yücelik ve ahlak fonksiyonlarından ayırmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

