Laikliğin vatanı Batı''dır. Irkların, dinlerin, mezheplerin çoklukla bir arada yaşadıkları toplumlar, ister istemez, bir ucundan demokrasiyi hedefliyorlar. İslâm dininin en büyük devleti olan Osmanlı da, Batı''nın hızla ilerlediğini, buna karşılık devletimizin de süratle gerilediğini görerek, 1876''dan itibaren demokrasiyi (Meşrutiyet) seçmiştir. Fakat Meşrutiyete, daha sonra Cumhuriyet ve hatta 1950''lerde demokrasiye geçmek kolay olmuştur.
Bugün dahi, bilmem kaçıncı genel seçimleri yapmamıza rağmen demokrasi, akıl almaz zorluklara, çıkarcılık engellerine, dar kafalara, taassuplara takılarak gerilemiştir. Anayasamızda, kanunlarımızda, adalet sistemimizde, bol bol sayılan "hürriyet, özgürlük" laflarımıza rağmen, aklın, mantığın sınırları dışında basın, TV, medya onursuzlukları sürüp gitmektedir. İnsanlığın beşbin yıllık gururu olan adalet bile, çok kez adaletsiz, ahlak dışı, dikta ve hizip oyunlarının elindeki işkence teşkilatlarıdır. Bu neden böyledir? Tabii, bir arayışta yüzlerce sebep bulunabilir. Demokrasi için önce geniş halk kültürü, sonra derin aydın kültürü, bunları besleyecek karakter, siyasi ahlak ve hoşgörü önde gelen ihtiyaçlardır. 100 yıldan beri, çok aradığımız halde, demokrasiyi, çağdaşlığı besleyecek bu nimetler bulunamamıştır. Tersine, ticari, ilmi, milletlerarası ilişkiler arttıkça, demokrasiyi kurtaracak niteliklerin gittikçe azaldığı görülmektedir. Ama, bir türlü demokrat olamayışımızın, hatta bu rejimde sürekli gerilememizin temel sebeplerinin başında laiklik''teki, laik zihniyet''teki, gerilik, bulanıklık ve yanlışlıklarımız gelmektedir. Hatta denilebilir ki Batı demokrasilerine vasıl olamayışımızın temel sebebi Batı laikliğini asla kavrayamayışımız veya hazmedemeyişimizdir. Aşırı dindarlıktaki taassupların yumuşatılması için Batı''da laikçilik baş çaredir. Oysa, bizde uygulanan, ucube taassub, bazı din zümrelerinde görülen ve şikayet edilen taassuptan, hoşgörüsüzlükten, bağnazlıktan bin kat daha fazladır. Demek ki mesele, Batı demokrasilerinin en üst koruyucusu olan laikliğin, yanlış ve çok defa kasıtlı kullanılmasından ileri geliyor. Bugün kanuna ve mantığa sığmayacak ölçülerde yanlış laikçilik anlayışı hukuka ve demokrasiye dayalı adaletimizi şaşırtıyor. Bu bağnazlık, bazı kapitalistlerin büyük iş adamı görünenlerin kara niyetli despot ruhlu kişilerin sömürme veya şer aleti olarak halkımızı incitmektedir. Üstelik iş hayatımızı bitirmekte ve birtakım parti ve zümreleri birbirine düşman etmektedir. Demokrasinin gelişmesi milletimizin çağdaş medeniyete ulaşması, cumhuriyetimizin güçlü devletler arasındaki yerini alabilmesi için laikçilik adına yapılan saldırıları kanunlarla önlememiz şarttır. Bu eşsiz yurdun, bu çilekeş milletin parlak geleceğini düşünmek bütün evlatların boynuna borçtur.

