Türk dünyasının büyük kaybı Ebulfez Elçibey''i Doğu Türkistan lideri İsa Yusuf Alptekin''le birlikte yâdetmiştim.
Merhum İsa Bey de bizim gibi Türkiye''nin Türkistan''ların, İran-Turan Kerkük ve Rusya Türklüğünün azabını yüreğinde katlanılmaz yük gibi taşıyordu.
Tıpkı, pek çok alçakların kahırlarına artık dayanamayarak genç yaşında ölümcül hastalıkla yitirdiğimiz Elçibey gibi...
Bağrındaki Doğu Türkistan acısını hemşehrisi, evlâdı vatandaşı olan gençlerde de görmek istediğim İsa Bey, ıstırabının tesellisini, deryâdil şairimiz, Fuzûlî''de bulurdu. Sık sık davâ adamı sancısını belirten şu mısralar da Fuzûlî''dendi:
"Dost bîpervâ, felek bîrahm, devrân bîsükûn
Dert çok hemdert yok, düşmen kavî, tâli zebûn"
(Yani: Dost bize aldırmaz, felek acımaz, devran durmadan döner... Derd çok, dert ortağı yok, düşman güçlü, talih boynu bükük bir köle.)
Bu çaresiz, korumasız, düşmanı bol, kurtarıcısı da mevcut olmayan, düşkün durum, Türkiye''de hepimize musallat olmuştur.
Milletlerin varlık ve geleceği, zor zulüm ve dikta yönetimlerinde başımıza gelenleri yani zorbalığı temsil eden grupların eline düşmüş görünüyor.
Bu bakımdan Fuzûli''nin ve içli insanların yakınma sebepleri, bugünün medeni dünyasında baht ve talihle değil hukuk devletinin yokluğu ile yorumlanıyor.
Allah''ın ve kitabın dışında kendi bencil zorbalıkları ile halkın, kanunlu mücadelesini öneriyor. Özgür girişimleri tavsiye ediyor.
Kişilere mahsus bahtsızlık, şanssızlık meseleleri, elbette, Fuzûlî''deki gönül şikayetlerinin teması olmaya devam edecektir. Ama günümüzde halkın şikâyetleri, medenî ülkelerde, hukuk devleti ve demokrasi sayesinde ortadan kaldırılıyor.
Bu bakımdan kara bahtımızdan yakınmak, yine şiirlere, türkülere esas olabilir. Ama, yönetimin ortaya koyduğu haksızlıklara, yolsuzluklara, açlıklara, eğitimsizliklere anarşi ve asayişsizliklere çare olamaz. Bunun için sadece mücadele söz konusudur.
Bu görüşümü birkaç örnekle belirteyim. Kapıcımızı yarım kilo peynir alması için, bakkala gönderdik. Şaban, hayretle döndü geldi. Bakkalın dükkânını o gece açmışlar. Peynir ve taze yiyecek, kahvaltılık diye ne varsa götürmüşler. Görünüyor ki insanımızda yönetimsizlik yüzünden çok tehlikeli bir açlık başlamıştır. Başka alâmetler de çoktur.
Son zamanlarda gıda yerleri bilhassa soyuluyor. Hırsız şebekeleri, her yerde ısrarla iş başı etmişler.
Akrabamdan bir gencin hiçbir eşya bulunmayan bekâr evi, inanır mısınız ki 15 günde iki defa soyuldu. Çalınacak bir şey yok ama, birkaç kere kilit parası hattâ kapıyı demirleştirmek için çocuk bir maaşını harcadı. Bu yaz, oğlumuzun penceresinden iki defa girme girişimi oldu. Komşuda ve apartmanımızın alt üst katlarında (zavallı Türkçemizde) "başarısız suikast" dedikleri üzre kimi "başarısız" kimi başarılı soygun teşebbüsleri görüldü.
Gönül ve talih işlerine karışmak bizim işimiz değil. Şairin: "Gönüldendir şikâyet kimseden feryadımız yoktur" dediği mutlu ve dürüst çağlar geçmiştir. 2000''li yılların insanı ise; hırsızlıkla, haksızlıkla, arsızlık, adaletsizlik ve hürriyetsizlikle en koyu mücadeleyi yapmadıkça veya yapanları toplum için desteklemedikçe netice alamaz. Mehmet Akif''in şu mısralarına bakın: "Çiğnerim, çiğnenirim Hakk''ı tutar kaldırırım."
Yunusları, Akifleri okuyarak Müslüman ve Türk olmak ne güzel.

