Kaydet
a- | +A

(1962 yılında ABD Yale Üniversitesi''nde 26 yaşında profesör olarak o günden bugüne dünyanın en genç profesörü olarak tanınan, ender bilginlerimizden sayın Oktay Sinanoğlu''nun, yazılarını nerede görsem, büyük zevk ve istifade ile okuyorum. Millî kültürümüz üzerine, daima ilim, vatan sevgisi, bağımsız bakış ve heyecanla eğilen bu eşsiz Hoca''nın "Halk Kendine Benzeyene Saygı Duyar" adlı bir makalesine Eğitim (Temmuz 1999 yıl 2) Dergisi''nde rastladım. Kültür ve irfanımıza, yaptığımız ağır kötülükleri sayıp dökerken gençlerimize faydalı ve geniş ufuklar gösteren bu yazıdan bütünlük taşıyan bir bölümü sunuyorum. Yazının tamamını okumanızı dilerim.)

Biz tarihte hiçbir millete nasip olmamış derecede büyük imkânların ortasında oturuyoruz. Dünyanın yeniden merkezi hâline geldik. Tarihî gelişmeler bizi o noktaya yeniden sürükledi. Önümüze Allah yine bu imkânları koydu, ama sorumluluk da verdi. Haritaya bakın, bir tarafta koca Türk dünyası, bir tarafta Balkanlar ve bizim onlara önderlik etmemiz işten bile değil. Bir tarafta İslâm dünyası ve Karadeniz ülkeleri. Türkiye bütün bunların merkezinde ve büyük imkânlarla karşı karşıya. Evet, şartlar müsait, millet de müsait. Millet uyanmış. Özellikle gençler hızla yetişiyor, her şey müsait. Ama Türkiye''nin başına belâ olan iki bin kişi. Bunlar sinsi sinsi Türkiye''yi içeriden tüketiyorlar. Bizim muhakkak Avrupa''yla iş yapmamız gerekli. Ama haysiyetli bir şey olması lâzım. Bizim çıkarlarımızı koruyan bir şey olmalı. Norveç, İsviçre misali, böyle olabilir. Buna da kimse hayır demez. Ama bizimkiler, "Biz onurlu şey istemiyoruz. Biz ille sömürge olacağız" diye tutturmuşlar. O dediğim iki bin kişilik takım. Halbuki yapılması gereken, Batı ile Gümrük Birliği''ni gerçekleştirirken, Karadeniz ülkeleriyle, Balkanlar''la, Türk dünyası ve İslâm ülkeleri ile benzer teşebbüslere gitmeliyiz. Alternatifsiz kalmamalıyız. Böyle olunca Batı ile daha onurlu ve ilkelerini bizim belirleyeceğimiz bir temas sözkonusu olabilir. Pazarlık gücümüzü korumuş oluruz. Özal''ın böyle bir gayreti vardı. Türkiye''de 40 senedir gelmiş geçmiş kültür bakanlarına ve bağlı müdürlüklerine bakın. Bunların kültür politikası şundan ibarettir. Türkiye''de meselâ, Selçuklu tarihi üzerine araştırma yapanlara para vermemek. Bizans tarihi üzerine araştırma yapanlara bol para vermek. Turizm ağıyla Türkleşmiş yer isimlerini tekrar Yunanca''sına çevirmek. Bunların hepsi biribirine bağlı şeyler. Yâni belli bir çevre Türkiye''yi yok etmek konusunda dışarıyla beraber canla başla çalışıyor. Bunların politikası millî kültür gelişmesin, millî kültür lâfı olmasın, tarih olmasın, üniversitelere tarihî şahsiyetlerimizin ismi verilmesin. Meselâ bir Karatay, Uluğbey ismi veremiyorsunuz. Halbuki Karatay Medresesi 1200 yıllarında Avrupa''ya gök bilimi ve matematiği öğreten yerdir. 20 sene evvel Anadolu''da bir zat şunu söyledi: "Anadolu''da bir âdet vardır. Bir ağa bir oğlunu Halk Partisi''ne, diğer oğlunu da Adalet Partisi''ne sokar. Hangisi kazanırsa işim görülsün diye düşünür. Şimdi bunu bizim ağa akıl ediyor da, ABD mi akıl edemeyecek?" Bizim de gördüğümüz kaç senedir budur. Bir şaşırtmacılık oyunundan ibarettir. Halk ve gençler, genellikle bilmezler. Sol parti geldiği zaman onu emperyalizme karşı bir güç zannederler. Sağ geldiği zaman birileri de bunu milliyetçilikle karıştırır, sevinirler. Halbuki hâkim güç daima kimi sağ pozunda, kimi sol pozunda, kimi dindar, kimi laik, kimi Atatürkçü pozunda gözüken bahsettiğim iki bin kişi hep aynı takımdır. Onun için hangisi gelirse gelsin hiçbir şey farketmez. Bu seçim de millete maç göstermekten ibaret.