Elazığ Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı Meftune Güler''in "Harput Efsaneleri" adlı kitabı sayın Elazığ Valisi M. Lütfullah Bilgin''in de yardımları ile ELESKAV''ın 15. kitabı olarak yayımlandı. Çok sevdiğim bu kitabın önsözünü bizzat ben kaleme aldığım için kitabı incelediğinizde benim düşüncelerimi de göreceksiniz. İsteme adresi (Türk Edebiyatı Vakfı Vali Saim Çotur İşhanı 2. Kat Tel: 0424 238 83 06 Elazığ) Şimdi bu nefis efsanelerden iki tanesini sizin zevklerinize sunuyorum:
Perili Hafız Perili Hafız, Saray Hatun Camii''nde müezzinlik yapar, gür ve güzel sesi ile tanınırdı. Seher vaktinde alaca karanlıkta, karşılıklı iki camiden birinde Perili Hafız, diğerinde Serverzade ile karşılıklı salat ve selâm okumağa başlayınca halk hayran hayran dinler, sonra vecde gelir ağlardı. Kurşunlu Camii''nin minaresinden Serverzade, Saray Hatun minaresinden Perili Hafız, ufukları tutunca yazın damlarda yatanlar huşu ile uyanır, Yaradan''a hamd ü senalar ederlerdi. O sesler, halkta çok hazin mânevi akis bırakmıştır. Yazın bağ evlerine taşınan Harputlular dahi sabah namazına onun gür ve hüzünlü sesi ile uyanırlarmış. Bu güzel sesli hafızın, oğullarından biri İstanbul''da oturyormuş. Hoca rüyada oğlunu evinin büyük caminin yakınında olduğunu görmüş. Hasret ile de oğlunu ve gelinini görmek için İstanbul''a gitmiş. Çevredekilere: "Hafız, sen İstanbul''u bilmezsin. Elinde adres dahi yok nasıl bulursun" demişlerse de dinletememişler. "Allah kerim" diyerek yola çıkmış. Rüyasında gördüğü camiyi aramaya başlamış. Kimine göre Fatih kimine göre de Süleymaniye Camiî''ni görünce rüyasında gördüğü cami olduğuna karar vermiş. Doğrudan bir caminin misafirhanesine gitmiş ve geceyi orada geçirmiş. Sabah ezanında da caminin müezzininden izin alarak ezan için minareye çıkmış ve başlamış güzel sesiyle salâ vermeye... Sabahın tatlı uykusunda olan gelinin kulağına kayınpederinin sesi gelir gibi olmuş. Yatağından doğrularak başlamış bu hazin ve yanık sesi dinlemeye... Çok dinlemesine gerek kalmadan: "Uyan uyan baban burada" demiş. Perili Hafız''ın oğlu ezanı dinleyince babasının İstanbul''da olduğunu anlamış. Hemen yatağından kalkmış, hanımıyla birlikte camiye gidip misafirlerini evlerine getirmişler.
Yedi kardeşler Çocukluğumuzda yazları bağ evlerinde geçirirdik. Bazı geceler büyüklerimizin izni ile yataklar damlara serilir ve orada uyurduk. O zamanlar gökyüzü bugünkünden daha güzel, daha parlaktı. Binlerce, yüzbinlerce kandilin parladığı uçsuz bucaksız büyülü bir kubbeydi bizim için. Herkesin bir yıldızı vardı ve her yıldız kaydığında bir kişinin öldüğüne inanılırdı. Biz çocuklarsa her yıldız kaydığında içimizden erişilmesi güç dilekler tutardık. Yıldızların birer adı bir de hikâyesi vardı. Büyük Ayı yıldızının adı bizim ellerde "Yedi Kardeşler"di. Kimseleri olmayan öksüz yedi kardeşin bir gün anneleri ölmüş... Yoksul ölülerin cemaati az olur ya... Yetimlerin annelerini de son yolculuğa uğurlamak için hiç kimse gelmemiş, kardeşler, çaresiz annelerinin tabutunu kendileri çinlemişler (omuzlarına almışlar) üç küçük kardeş de arkalarından cemaat olmadan mezarlığa doğru ilerlerken Allah onların, annelerine bu saygısını beğenmiş, onların gayretini, mavi gökte birer yıldız yaparak ödüllendirmiş. Bulutsuz gecelerde, gökyüzüne ve yıldızlara bakınız. Büyük ayı yıldız kümesine daha fazla dikkat ediniz: Orada büyük ayı yıldız kümesine bir dikdörtgen ve arkasında sıralanmış üç yıldız göreceksiniz. Benim gibi annelerini küçük yaşta gömen yetimleri hatırlayacaksınız.

