Kaydet
a- | +A

Türk Dili dergisinin Ağustos 2000 tarihli 584. sayısında, seçkin hocamız Prof. Orhan Okay''ın: İnsanlığın Ortak Adları''nı araştıran bir incelemesini milli kültürümüz yönünden de çok faydalı buldum. Değerli hocamız, bu yazının sonunda, hepimiz gibi, kinsiz savaşsız bir insaniyetçilik emeli taşıdığını bakın ne güzel anlatıyor.

Yazımın başlığı "İnsanlığın Ortak İsimleri" idi. Burada bir niyetim, ad bilimi alanında ihmal edilmiş olduğunu sandığım bu konunun dikkate alınması teklifidir. Başka bir niyetim de bir çeşit ümanizme yol açmak. İnsanların bitip tükenmeyen ihtirasları, kavgaları, yok yere dökülen kanları karşısında, medeniyetleri, millî kültürleri ve sınırları korumak şartıyla birtakım ortak beşerî değerler üzerinde yoğunlaşmak mümkün değil midir? Tevfik Fikret''in "Ebnâ-yı beşer birbirinin kardeşi, hülyâ/Olsun ben o hülyâyâ da bin canla inandım" mısraları gerçekleşmeyecek bir ütopyanın tesellisini de taşımıyor mu?"

Ne yazık ki incelemenin tamamını, uzunluğu sebebiyle size sunmam imkânsızdır. Türk Dili dergisinin son Haziran ve Eylül sayılarında imrenerek okuyacağınız yazıların yanısıra ufuk açıcı bu yazıyı da mutlaka okumalısınız.

"Hıristiyan dünyasında, özellikle katolik milletlerde kilisenin toplum hayatına hâkim olduğu çağlardan başlayarak günümüzde de devam ettirilen dinî bir gelenek, çocuklara Hıristiyan azizlerinin adlarını vermektir.

Bu yüzden batılı ülkelerin daha da yaygın olarak katoliklerin çoğunda insan adlarının sayısı zannederim beş yüzden fazla değildir. Buna mukabil islâm ülkelerinde böyle bir mecburiyet olmadığı için birbirine benzer, benzemez pek çok isim kullanılmıştır. Peygamberimizin, doğan çocuklara kötü ve çirkin isim konmaması tavsiyesi bu adların fazla sınırlandırılmadığını göstermektedir. Bununla beraber İslâm milletlerinde ''abd''la başlayan, ''din''le biten isimler, bu arada Peygamberimizin ve sahabelerinin adları yaygın olarak tercih edilmiştir.

Osmanlı kültüründe on dokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar çok defa Arapça, nadiren Farsça, ender olarak da Türkçe isimler yaygın iken, yüzyılın sonuna doğru doğan çocuklarda âhenkli Farsça isimler, hatta biraz daha Avrupaî olarak ses bakımından Fransızlar''ın, İngilizler''in, kullandıklarını çağrıştıran isimler görülmeye başlar. Bunlarda Edebiyat-ı Cedide yazarlarının rolü muhakkaktır. Böylece, rastlayacağınız bir ismin meselâ Süha''nın, Pervin''in, Jülide''nin, Nalân''ın, Bihter''in, Nihâl''in en erken 1895''ten sonra doğmuş olabileceğine rahatça hükmedebilirsiniz.

Bir başka akım, Türkçülük dolayısıyla başlayan tarihî Türk adları modası, Cumhuriyet''in ilk yıllarında daha öz Türkçe adlara doğru gelişir. Böylece karşılaşabileceğiniz Erdal, Erol, Yılmaz, Özden gibi adların Cumhuriyet''ten önce doğmuş birine ait olamayacağını rahatça iddia edebilirsiniz.

Konumuzun önemli bir bölümü de: Musevî Hiristiyan ve İslâm milletleri mensuplarında bazıları nadir, fakat birçoğu yaygın olarak kullanılan isimlerdir. Şüphesiz hepsinin kaynağı Kitab-ı Mukaddes ve Kur''an ile bunların etrafındaki dinî metinler ve rivayetlerdir.

Burada zikredeceğim kişi adlarının Türkler''de kullanılmış olmasını esas alarak aynı adların Musevi ve Hıristiyanlar arasında da kullanılanlarını seçtim.

Bu ortak dinî adların başında büyük meleklerin adları gelmektedir. Dört büyük melekten Azrail adının, ölüm meleği olduğu için kullanılmamış olması tabiîdir. Cebrail adının da Türkler''de kullanıldığını ben bilemiyorum. Ancak Aydil Erol''un Adlarımız (Ank. 1989) adlı kitabında zikrediliyor. Diğer meleklerden İsrafil ve Mikâil fazla yaygın olmasa da Türkler''de kullanılmaktadır. İsrafil''in Hıristiyan kültüründe karşılığı Seraphim ve Serafim''dir. Mikâil''in karşılığı ise Fransızlarda Michel ve Michele, hem erkek hem de kadın adı olarak kullanılır, diğer Hıristiyan milletlerinin dillerinde de Michael, Michal, İngiliz telâffuzuyla Maykıl şeklinde en çok rastlanan adlardandır.

İlk peygamber ve ilk insan Hz. Adem''in adı Türkçede bu şekliyle, batı milletlerinde fazla bir değişikliğe uğramadan ortak olarak Adam şeklinde kullanılıyor. Adem''in oğullarından Hâbil adı da bizde nadirdir. Bunun karşılığı Abel Hıristiyanlarda biraz daha yaygındır.

Tevhid inancının büyük peygamberlerinden olan Hz. İbrahim''in adı ise her üç dinin mensupları tarafından çocuklara verilen en yaygın ad olmalıdır. Türklerde, unvanıyla beraber Halil ibrahim olarak da verilmiş olan bu ad, Hıristiyan ve Musevî kültüründe, Abraham, Abram, Avram! olarak yaygındır. İbrahim''in oğullarından İshak, İzak ve İsaac olarak İsmail ise İsmael ve Şmoel olarak konulmuştur. Yakub peygamberin adı ise Jakop, Jak ve Yako diye bilinmektedir. Yakub''un oğlu Yusuf peygamberin adı ise Türkçe''de, güzelliğini de hatırlatacak şekilde Yusuf Cemal, Yusuf Cemil, Yusuf Ziya gibi çift adlar hâlinde kullanılırken diğer din mensupları arasında Joseph, Yosep, Yasef, Hoze, Osep şekil ve telâffuzları görülmektedir.

İsa peygamber adı nadir olarak yalnız Müslümanlar arasında kullanılmakta, bunun karşılığı olan Jesus veya Yesu Hıristiyanlarca ad olarak konulmamaktadır.

Hz. Havva''nın Eve, Eva şekilleri gibi Hz. İbrahim''in zevcesinin Türklerde Sârâ, nadiren Sâre, batıda Sarah veya Zarah. Hz. Süleyman kıssası dolayısıyla Belkıs, Hz. Yusuf dolayısıyla Züleyha (Zeliha, Zilha), Hz. Musa''nın annesi Asiye adları ise yalnız Müslümanlar''da ve Türkler''de kız çocuklarına konulmaktadır.