Bir memlekette "fikir" olmayınca "fikir hürriyetsizliği" o da olmayınca softalık, yobazlık meydana gelir. Gelişmeyen, bir yaraya merhem olmayan her zihniyet geri ve irticaîdir: Yurdun gerçekleri ve ihtiyaçları karşısında düşüneceksiniz:
-Maddî ve mânevî yükselmemiz için ne lâzımdır, ne değildir? Halkı yoksulluktan, hastalıktan, ahlâksız, vicdansız ve terbiyesiz olmaktan ne kurtarabilir? İşte ileri ve inkılâpçı olmanın düsturu... Bilâkis bizi hürriyetsiz, adaletsiz, düzensiz, ahlâksız bir toplum olmaya yöneltecek fikir ve kötülüğün teşhisi.
Fikrin kısırlaştığı ve kendini açıkça gösteremediği toplumlarda yobazlık hüküm sürer. Diktatörler yobazlara ve yobaz hiziplerine dayanır. Yazılı sözlü bütün matbuatı ve neşriyatı tek-fikir halinde hizaya getirmedikçe diktatörler rahat edemez. İleri ve hür toplumlarda (kanuna aykırı olmayan) düşünceler itham ve ceza görmeksizin birbirleri ile vuruşur ve bundan "barika-i hakikat" doğar. Beyin yıkayıcı her türlü doktrinle yetişenlerin marifeti olan irticaı önleyebilecek tek silâh fikir ve düşünce terbiyesidir.
Her fikir yeni ve ileri olarak doğar. Eğer üzerinde düşünüp çalışmaz, onu asrın şartlarına uygulamazsanız zaman onu geride bırakır. Devlet veya âdet baskısı ile onu olduğu gibi ayakta tutmaya çalışırsanız hür fikri söndürmüş, yobazlığı, bağnazlığı yaşatmış olursunuz...
Bir memlekete maddiyat da lâzımdır, mâneviyat da. Millî yükselişe din başka şekilde hizmet eder, ilim ve teknik başka şekilde.
-Bunlardan ikisi de gereklidir. İkisine de muhtacız. İkisinin de doğru anlaşılması ve yücelmesi yolunda elden geleni yapmalıyız, derseniz yobaz olmayan, iyi terbiye görmüş bir kafanız ve buna yatkın toplumunuz var demektir.
Ama bizim beyler böyle mi yapıyor? Hayır, körü körüne bir kuru kavga, fikirsiz, izansız, gözü bağlı bir mücadele sürüp gitmektedir, bazıları var: "Allah" kelâmından "Mevlid" sesinden cami ve minare siluetinden rahatsız olurlar. Allahı, dini, mukaddes şeyleri alenen inkâr etmekten ilerilik (!) hazzı duyarlar. Bunların karşısında bir başka grup din bezirganlığı ve imân ticareti yapmaktadır.
Telefonun, radyonun, sinemanın "haram ve küfür" olduğuna dair asılsız ve dinle ilgisiz iddialar yürütürler. Mübarek Kur''an''ı bir "fal kitabı" veya nefes iksiri sananlar da çıkar karşınıza, İslâm''ın en büyük ilme, en yeni tekniğe açık bir ebediyet olduğunu farketmezler.
Bu çifte yobazlar karşı karşıya geçmiş hür düşüncenin canına kıyacak şekilde kurşun atışıyorlar. Araya giren vuruluyor. Size de buyur ediyorlar.
-Ya bizdensin ya onlardan. Başka türlü olamazsın! Kimi "irticaya taviz verdin" diyor, kimi "dinden çıkıp kâfir oldun."
-Hayır efendim. Ne mürteciyiz ne de kâfir. Akl-ı selimin bize dönmesi için harcanıyoruz. Ve canımız tende, elimiz kalemde oldukça kötülüğe tâviz vermeksizin uğraşacağız. Bizim ülke edindiğimiz Türkiye''de Kur''an başlar üstünde gezecek. Din ile ilim bağdaşacak yani herbiri kendi sahasını onaracak. Allah, hak ve hürriyet adı vatanımızı hakiki nura garkedecektir.

