Kaydet
a- | +A

Dün, bugün ve yarın, Türk''ün bahtı İstanbul''la iç içedir. Zevkimizin, neş''emizin payitahtı İstanbul''dur. Zevksizlik de, koyu ormanlara düşen "kel"ler gibi, memlekete İstanbul''dan yayılır.

İstanbul, mesut, ferah ve hoş ise, Erzurum''lunun da, Van''lının da, "serhatlı"nın da yüzü güler. İstanbul''da acı birşeyler oldu ise Anadolu''suna Rumeli''lisine ağlamak yaraşır.

Nedîm, "Kâlâ-yı maarif satılır suk''larında" demiş. Yani İstanbul''un, çarşı pazarında, sokaklarında bile bilgi ve hüner kumaşı satılır. Ne ince söz, ne yüklü mânâ... Fakat bilgisizlik, cahillik marifetsizlik, bir de İstanbul''u sardı mı, Türklüğün tutunacak bir dalı kalmaz.

Camilerinin herbiri bir tecellî dağıdır, doğru. Yani "Tûr-ı Sinâ" gibidir. Lâkin o nurlu imân dağlarını bir de münafıklık, ayrıcılık, siyaset ve lâkırdı sardı mı, Türk milleti kime gitsin, hangi âlime, hangi vâize inansın?

Türklüğün yeryüzünde en büyük eseri İstanbul''dur. Medeniyetimizin zübdesi, özü, maketi İstanbul''dur demek yeridir. Her sanatımız, her hüner ve fennimiz, orada zirveleşti. İnce minareden, Yeşil''den Süleymâniye merhalesine İstanbul''a geçtik. Musıkîdeki, nakıştaki, hat''taki; yelkencilik, kayıkçılık, kumaşçılıktaki; ordu kudreti, donanmacılık ve memleket idaresindeki hamlemiz, gelişmemiz de gözle görünmez ama,Yeşil ile Süleymâniye''nin hacim farkı gibidir.

Kendisini alan ve yeniden yapan milletin "alınyazısı" olmuş bir başka şehir yeryüzünde gösterilemez:

Ancak İstanbul alındıktan sonradır ki Türk devleti büyümüş ve üç kıt''a üzerinde bir vatan kurmuştur. Ancak İstanbul işgal edildiği gündür ki, Türk devleti maddeten yıkılmış, yeniden hız almak üzre Anadolu''ya sığınmıştır. Ve ancak İstanbul kurtarıldıktan sonradır ki, yeni devletimiz Cumhuriyet, Ankara''da kurulabilmiştir.

Camilerde, yazılarda, türkülerde, eğlencede, giyim-kuşamda medresede... Zevk ve ilim yükselişinin bayrağını daima İstanbul açtı.. Ne yazık ki, her türlü zevkimizin ağız tadımızın ve millî üslûptan taklide geçişimizin de sorumlusu İstanbul''dur. Betonlaşma, arıklaşma, kuraklaşma, geçmişi imha, geleceğe aldırmazlık, "benden sonra tûfan" bencilliği, moda acaipliği, millî, dinî, manevî "motif"lere ilgisizlik vs. de, kendilerine hep İstanbul''u başkent ve mesnet yapmışlardır.

Ağaçsızlık, pislik, duygusuzluk, dil bozukluğu, kendi kendimize yan bakış, eğer İstanbul''dan çıktı ise, bunların en güzel, en yeşil, en duygulu, en tatlı, en sevdalı olan "zıt"ları da yine İstanbul''da bulunmaktadır:

"O mânâyı bul da bul

İlle İstanbul''da bul."

İstanbul''un Türk tarihinde, İslâm dininde, Türklük ve İslâmlığın dâvâsında, Van''dan Budin''e ve Hicaz''dan Mısır''a kadar bütün vatandaşlarının rüyasında aldığı yüce şekil ve mânâyı ölçüp biçmeden bu muammalı ve "cennet içre cennet" şehrin geleceğini kurmamalıyız.

İstanbul, çember çember düşünülerek: Türklük-İslâmlık ve insanlık içindir. Lâkin Türk ve İslâm çizgilerini iyice belli etmedikçe onun insanlığa da bir faydası olmaz; çünkü "orijinalitesi kalmaz.

Kubbelerle ebedileşen, ezanlarla ulvileşen, çağlarla abideleşen İstanbul''un, yarın da dünkü kadar büyüleyici olabilmesi bu mülk''e sahiplik şerefi bahşedilen bizlerin hakkıyle Türk-İslâm olmamıza bağlıdır.