Kaydet
a- | +A

Gazeteci, yazar ve bilim adamı Ahmet Taner Kışlalı''nın, 21.10.1999 tarihinde Ankara''daki evinin önünde bombalı bir suikast sonucu öldürülmesi biz insan hakları inisiyatif çevrelerini derin bir endişeye sevketmiştir.

Bilindiği gibi yaklaşık 10 yıl önce Prof. Muammer Aksoy''un öldürülmesi ile başlayan bir dizi faili meçhul cinayetler zinciri, Sivas, Başbağlar ve Gaziosmanpaşa olayları gibi çok sayıda masum insanın ölümüyle sonuçlanan her yönüyle provokatif amaçlı olduğu aşikar olan olaylar, Türkiye''yi 12 Haziran-28 Şubat sürecine, bilinçli bir şekilde getirmiştir.

Toplumsal hafızayı biraz zorlayıp 12 Eylül sürecinin hazırlandığı günler bir nebze hatırlandığında benzer olay ve seri cinayetlerin ne kadar sistemli bir şekilde gerçekleştirildiği çok açık olarak görülecektir. İpekçi, Türkler, Sazak ve Hamid Fendoğlu isimleri, Çorum, Maraş ve 1 Mayıs Taksim mekanlarının neyi çağrıştırdığı iyi düşünülmelidir.

Dünya istihbarat uzmanları tarafından çok açık bir şekilde bilinen ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında birçok dünya devleti gibi Türkiye''de de örgütlendiği sabit olan dış merkezli Kontr-Gerilla çetesinin Türkiye''ye de yüksek makamlarını işgal eden insanlara dahi namlu uzatma cüretinde bulunduğu söylenmiştir.

Uğur Mumcu, Can Dündar gibi araştırmacıların, Bülent Ecevit, Sadık Avundukluoğlu gibi politikacıların değişik zamanlarda yaptığı açıklamalar dahi bu konunun ne kadar vahim olduğunu göstermektedir.

Bugün hemen bütün Avrupa ülkelerinde, sözkonusu çetenin uzantıları, sorumlusu oldukları olayların, hiçbir ayrıntısı gizli kalmaksızın ortaya çıkarılmış olup suçlular adalet önünde hesap vermiştir. Bu ülkeler içinde bir tek Türkiye, bu çetenin üzerine gidememiştir. Uluslararası insan hakları ve hukuk zemininde güvenirliliğimiz bu yüzden zedelenmiştir ve itibarını yitirmiştir.

Tanzimat''ta gazeteci Hasan Fehmi''den günümüze kadar uzanan bu tür cinayetlerin ve olayların, devleti yönetmek, ele geçirmek veya elde tutmak aracı olarak kabul görmesi sözkonusu olamaz.

HDR, Avrupa''da faaliyet gösteren üyelerinin çoğunluğu Türkiyeli insanlardan oluşan bir insan hakları örgütüdür. Avrupa''da yarım yüzyıla yakın bir süredir yaşamaktadır. Bu örgüt yöneticileri, aynı sorun karşısında Avrupa devletlerinin bu sorunu nasıl çözdüklerini çok yakından müşahede etmiştir. Buradaki devletlerin bu operasyonları gerçekleştirmesi ve bu çeteleri temizlemesi, halkların devletlerine karşı, güvenini tazelemiştir.

Türkiye yeni bir bin yıla bu haliyle girmemelidir. Bugün işbaşında olan başbakanın geçmişte bu güçlerin bizzat mağduru olması ve A.T. Kışlalı ile olan yakın dostluğu bu olaylar karşısındaki sorumluluğunu bir o kadar daha artırmaktadır.

Türkiye bütün kesimleriyle bu menfur odakların ortaya çıkarılması hususunda hükümete destek olması şarttır.

Bu tür olayların çözümlenemediği sürece sorumluluğun devlete yıkılmasından korkulur.

(Duisburg 21.10.1999)