30 Eylül Cumartesi, hatırı sayılır bir dinleyici-seyirci kitlesi önünde Kubbealtı Akademisi''nin 30. yılı kutlandı. Dolayısiyle bu akademinin seçkin simaları ve onların ilim, ahlâk ve sanattaki üstün gayretleri yâdedildi. Samiha Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi, Nihat Sami Banarlı, Nermin S. Pekin, İlhan Ayverdi ve bilgin, sanatkâr, yazar olarak iz bırakmış daha pekçok aydınlar, yeniden aramızda bulunup manevi huzurları ile toplantımızı şereflendirdiler. Aynı gün büyük hukuk ve dava adamı Ali Fuad Başgil hocamız, şanına uygun değerlendirmelerle Ergun Göze, Yılmaz Altuğ ve Rasim Cinisli beylerin muhabbet ve talakatları ile yeniden hürriyet bayrağımız oldu. Hepsi birbiri kadar değerli olan bu konuşmacılardan, son konuşan ve Başgil''in en genç öğrencilerinden olan Rasim Cinisli yaşadığı o karanlık günleri hazin tablolar halinde canlandırdı. Hukuk ve hukuk devleti kavramlarının bizde ve dünyada vazgeçilmez dirilişlere mazhar ve muhtaç olduğu şu günlerde, 30 yıl önce, barbar baskılar ile ziyan ettiğimiz büyük hukukçu ve rehber hocamız Prof. Başgil''i Allah''ın rahmetine ısmarlamak bana da hepiniz gibi teselli veriyor. Cinisli''nin sözlerinden işte bazı bölümler:
Hoca Olarak Üstünlüğü "Ali Fuad Hoca salonu selamladı; "Arkadaşlar" diye söze başladı. Kelimeler ağzından su gibi akıyordu. Ali Fuad Başgil gibi bir âlim bizi "Arkadaş" olarak kabul ediyor, bizi önemsediğini hissettiriyordu... İlk dersinde "Hukukun ana meseleleri" üzerine konuştu; insan ve toplum hayatı için hukukun lüzumunu anlattı. Zalimlerin bile bir gün hukuka muhtaç olacağını vurguladı. Adaleti, insanlığa sunulmuş ilahî bir nimet olarak yorumladı."
1960 Darbesi ve Başgil "Azgın ve insafsız bir terör bütün gücüyle Ali Fuad Başgil''i hedef seçmişti. Bir bakıma herşeyi, herkesi sindirmişlerdi, tek başına Başgil Hoca ile başedemiyorlardı. Vakarlı bir duruşla bir elinde ilmi diğer elinde cesareti ile ayaktaydı. Bu onurlu duruş Başgil''i büyütüyor, darbeciyi, solcu eyyamcıları çıldırtıyordu. Üniversite gençliği öğrenci olmaktan çıkmıştı. Militan olarak kullanılıyordu. Solcu hocalar da bu senaryoya uyum sağlamışlardı. Savunma güdüsü ile solcu olmayanlar çare aramaya başladık. Tabii ilk sığınağımız Hocamız oldu. Feneryolu''ndaki evine gittim. Olanları anlattım... Hoca hüzünle düşündü... Milletin içine nifak sokulmuş, halk sıkıntılar içindeydi. Korku ve belirsizlik tehlikeli boyutlara ulaşmıştı. Böyle bir ortamda Ali Fuad Başgil can pahasına mücadeleye girdi "İlmin ışığında günün meseleleri"ni yazarak herkesi aklı selime davet etti."
Fuad Başgil Hoca Balmumcu''da "Balmumcu garnizonunda tutuklu olan hocayı ziyarete gitmiştik. İki üniformalı subayın nezaretinde geldi. Biz karşı tarafa sıralandık. Elini öpmeye masaların genişliği mâniydi. Hocanın gözleri hasta, sağlığı iyi değildi. Çok üzülmüştüm... -Hocam görüyorum ki, burada çok rahatsızsınız, sağlığınız bozulmuş. Yazılarınıza bir süre ara verseniz olmaz mı? Gülümseyemedi, dedi ki: -Yavrum ben Samsun''un Çarşamba ilçesinde mütevazı bir ailenin çocuğuyum. Bu millet beni okuttu, Avrupalarda tahsil yaptım, bugüne geldim. Aziz milletimin bu dar gününde hizmet etmezsem borcumu ne zaman öderim?.. Yanımdaki arkadaşım: -Hocam memleketin durumunu nasıl görüyorsunuz? dedi. Bu suali bekliyormuş gibi sanki subayların raporuna geçsin diye, sesini yükselterek; -27 Mayıs darbesi memleketi elli sene geriye götürmüştür. Bugün memleket azgın dalgalı denizde sürüklenen kırık bir teneke gibidir. Su alıyor ve limon kabuğu gibi sallanıyor... İstikrarsız... Sisler içindeyiz.."

