"12 Eylül öncesi ve sonrası" adlı yazımda yanlış anlaşılan ve keyfi takdirlerle uygulanan "Kültür ihtilâli"nden de bahsetmiştim. Dilimiz, dine bakışımız ve hele ahlâk, vatanseverlik, millet, edebiyat ve sanat anlayışımız zayıflayıp yozlaşmıştır.
Bu yozlaşmanın esas sebebi, milli iradeye el koyan baskıcı ve toptancı kişilerin demokrasiye, halk iradesine ve bizi ayakta tutan manevi varlığımıza önem vermemeleridir. Aşağıya aldığım yazıda bu tatsızlığın yorumunu bulacaksınız.
Bu başlığı görenlerin Çin''deki kültür ihtilâlinden daha fazla şaşırmaları muhtemeldir. Ama az bir düşünmeden sonra Türkiye''de tam bir kültür ihtilâli yaşadığımız anlaşılacaktır.
Bolşevik idaresinin kurulduğu ilk devrede, komünist ihtilâlciler, bir "Proleterya kültürü" hareketine de girişmişlerdi. Nitekim Bolşevikler, bu taşkınlık yıllarında, burjuvanın kökünü kazımak maksadıyle, milyonlarca inasanı katl ve açlıkla yok ederken Ruslar''ın kültürünü de tasfiyeye başlayarak millî ve beşerî bütün yüksek değerleri yıkmaya çalışmışlardı. Onlarca tarihî, edebî ve san''ata ait burjuva kıymetleri yerine "amele kültürü" kurulmadıkça istenilen yeni nizâm kurulamayacaktı.
Fakat bu çılgınlık tecrübesi millî ve insanî kıymetlerin direnişi karşısında iflâs etti. Rejimin milli kültürsüz yaşayamayacağı gerçeği meydana çıktı. Bu anlayış komünizmin başarısızlığına ve milliyetçiliğe dönüşe başlangıç oldu. Bundan sonradır ki, bir yandan, büyük komünist mütefekkirler imha edilirken öte yandan da lânetlenen tarihi şahsiyetler artık millî kahramanlık mevkiine çıkarıldı; Rus kültürüne ait eserler de kutsiyet kazandı. Böylece yeni Sovyet İmparatorluğu Marksist ama milliyetçi esaslara dayanmış oldu... Yenilmez bir kuvvet olan din ise hâlâ komünizmin karşısında dağlar gibi direniyor.
Türkiye''de uzun bir müddet tarihî, dinî, edebî, lisan ve san''ata ait bütün kültür değerlerine karşı girişilen amansız mücâdele devri yaşayan bizler kültür ithalinin tam içinde bulunduğumuza göre hiç de şaşılacak bir hadise yoktur. Bu münasebetle sâdece aynı mefhûmları gösteren "İhtilâl" yerine "devrim" ve "kızıl muhafız" yerine de "devrimbaz" kelimelerinin konulması da kâfi gelecektir.
Hattâ bizde, ne Rusya gibi mücadeleden dönüş ve ne de Çin''deki gibi kargaşalık bahis mevzuu olmadığını düşünürsek, bizim kültür ihtilâlinde daha kudretli olduğumuz bile söylenebilir.
Nitekim bizim "Dil Devrimi" (ihtilâl) için giriştiğimiz mücadeleyi ne Rusya ne de Çin düşünebilmiştir. Ruslar kendileri için bir dil devrimine cesaret edememişlerdir. Bunu sadece Sovyet İmparatorluğunda sömürdükleri Türk halklarının dilleri için becermişlerdir. Böylece TC devrimcilerine de yardımcı olmuşlardır.
Stalin, dilin tren gibi bir vasıta olduğunu ve burjuvazi gibi proleter cemiyete de hizmet edeceğini söyleyerek bu bozguncu devrimi reddetmiştir. Bu durumda Stalin de bize göre bir "gerici" sayılır mı acaba? Çinliler de o garip yazılarına asla dokunmamışlardır. Daha mühimi Ruslar''ın vazgeçtiği ve Çinliler''in kargaşalığa düştüğü kültür ihtilâli Türkiye''de hızını kaybetmemiş, hattâ demokrasimiz içinde bile devam ettirilmiştir. Avrupa, burnu dibinde bulunan ve kendi birliğine girmeye çalışan Türkiye''yi ve kültür ihtilâlimizi tanımaya çalışsaydı Rusya''daki Kızıl Muhafızlar hareketi karşısında şaşırıp kalmazlardı.
Başka memleketlerde nasıl içtimaî meseleler sosyalizmi doğurmuş ise bizde de kültür ihtilâli, sosyalizme zemin hazırlamıştır. Bu sebeple bir zaman moda halinde gözüken sosyalist cereyana "Kültür Sosyalizmi" adını vermek münasip olur. Bu da kültür ve irfanda gittikçe ilkelleşmemizin sonucu olsa gerek...
Prof. Osman Turan (Türkiye''de Siyasi Buhranın Sebepleri)

