Bize kan ağlatan yolsuzluk, hırsızlık, adaletsizlik, faşist ve kapitalist yumrularının bütünüyle Hukuk Devleti bozukluklarından doğduğu, bugün artık Türkiye ve dünyanın parmak koyduğu en zalim gerçeklerdir. Kapısında beklediğimiz ve daha çok bekleyeceğimiz anlaşılan Avrupa Topluluğu, baştan tırnağa o görüşü haykırıyor. Kanunsuz ve hukuksuz bırakılmış ve önüne gelenin milleti tehdit ettiği T.C.''nin bu haliyle "Avrupalı olamayacağı", her yerde açık açık ilân ediliyor. Sadece, her türlü vatandaşa karşı yapıp yaptırdığımız insan hakları ihlalleri ile, âdi işkenceler Türkiye''nin adını dünyanın en feci haksızlıklariyle, karalıyor. Hatta devlet bütçemizden fazla tazminâtlarla bizi cezalandıran suçlara mahkûm etmiştir. Nitekim içerde de bu hukuk devletsizliği suçumuz her gün dile getiriliyor.
Başta sayın Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer ile Yargıtay Başkanı Sayın Sami Selçuk gibi, yaşadığımız çağı kavrayan üstün hukuk adamlarımız bu konuyu yineliyorlar. Dört beş yıldan beri hükümetlerin başında veya önünde bulunan sayın Mesut Yılmaz da, bir bakıma, kendi devrindeki hukuksuz, zorba, faşist icraatlara karşı, en ağır suçlamaları ısrarla yapıyor. Son bir hafta içinde, hukuk ve hukuk devleti için yapılmış olup milletimizi dosta düşmana karşı küçük düşüren suçlardan kurtulmak çarelerini şimdi o yetkili zevattan dinleyelim: Sayın Cumhurbaşkanı 26 Haziran günü şöyle konuşuyor: "Özgürlükçü demokrasilerin en önemli ilkesi, devletin insan için var olduğu anlayışıdır. Toplumda her şey insan hak ve özgürlüklerini korumaya ve geliştirmeye yönelik olmalı. İnsan haklarına saygılı demokratik, laik, sosyal hukuk devleti Türkiye insan hak ve özgürlüklerini evrensel standartlara uydurmalıdır. Türk anayasası yeniden gözden geçirilerek, sözleşmelerde öngörülen evrensel standartlar hukukumuza kazandırılmalıdır." Sayın Sezer''in 30 Haziran konuşmasının, başlığı daha da vecizdir: Bu sorumsuz devlet tutumu ile adam gibi yaşayamaz anlamına da bir sözdür. "Türkiye Demokrasi Çıkmazını aşmalıdır." Sayın Selçuk''un 30 Haziran''da bir panelde yaptığı, aynı doğrultudaki konuşması da şu çarpıcı cümleleri içeriyor. "Yargı bağımsızlığı bugünkü Anayasa ile vurgun yemiştir. Tanzimattan bu yana yapılan bütün anayasalarda yargı bağımsızlığından söz ediliyor. Ama bir sonuç alınamadığına göre demek ki sistemde bir sıkıntı var. Bir maddeyi değiştiriyorsunuz, başka maddeden yeni bir sökük ortaya çıkıyor. Bu Anayasanın(!) neresini düzelteceksiniz? En iyisi yeni bir Anayasa yapmaktır." Sayın M. Yılmaz ise 26.6.2000''de ANAP grubu toplantısında, kendi iktidar zamanını eleştiren yürekli bir konuşma yapmıştır. Bu şeylerin artık olmayacağına dair bir çeşit teminat hükmündedir. "Millet olarak düşünceye özgürlük sloganları atarken, devletin hemen hergün düşüncelerinden dolayı yazarları ve gazetecileri hapse gönderdiğini, insan hak ve özgürlüklerini genişletme konusunda dünyaya söz verirken devlet bir kısım insanları tehlike olarak görmeye devam ediyor. Yaptığımız her şey devlet ve rejimi ayakta tutmak için diyoruz. Devletin ise adaletsiz ayakta kalamayacağını unutuyoruz. Adaletin yerini bulmamasından şikayet ediyoruz. Ama onu düzeltecek adımlar atmakta zorlanıyoruz. Devletin asıl gönüllere hakim olması gerektiğini ise görmezden geliyoruz. Millet olarak özgürlüğün sınırlarını genişletme tartışmalarını her gün yapıyoruz, ancak Devlet olarak halkın oylarıyla ayakta duran partileri kapatmakta beis görmüyoruz."

