Vaktin birinde, Kaf Dağı ardında Yedi Deniz Adası denen bir ülke varmış. O memlekette bizim gibi insanlar yaşarmış. Hepsi canından bezmiş adamlarmış. İşleri yolunda gitmemiş. Komşuları Çin-Maçin ülkesini kıskanır dururlarmış. İkide bir tapınağa gider, ellerini açar: "- Hey Allahım! derlermiş. Bizi de onlar gibi yaratmamışsın amma velakin, kafa vermiş "baş" vermemişsin. Bize yürek vermiş huzur vermemişsin. Diş verip aş vermemişsin. Seve seve yaratmışsın, lâkin başımızdan belâyı eksik etmemişsin... Bir nidâ gelir hepsini ürpertirmiş o zaman: - Size baş da verdim, beyin de, yürek de verdim, ciğer de, aş da verdim tava da verdim. Ama siz pişirip yemeği bilemezseniz buna ben ne yapayım. Huzuru ben sizden almadım, onu siz kaçırdınız. Belayı ben size göndermedim, onu siz arayıp buluyorsunuz. Çekin çekeceğiniz kadar. Her millet lâyığına doğru koşar... Bu ses, onlara pek zâlim gelirmiş. Koyunlar gibi meleşir, figan ederlermiş. Yere kapanır ağlaşır; "yarılsa da yere geçsek" derlermiş. Sonra bir aralık hepsi de bahtsız zavallı gevşek, korkak, miskin insanlar olduklarını unutur: - Bu hale sen sebep oldun! Hayır sen sebep oldun! diye birbirlerine düşer, döğüşür, tepişir, boğazlaşırlarmış. Aralarından "Bende kuvvetler" diye bir takım çıkıp ötekileri pes ettirmiş. Allaha bile yan bakarlarmış bunlar, kabadayı mı kabadayı, kopuk mu kopukmuşlar. Tabii, bu arada hayat yürür, sefalet artar, borç boğaza ulaşır, ormanlar, hayvanlar tükenir, ocaklar tütmez olur, ama dişler bilenir, yumruklar sopalar çalışır, göz dağı, Himalaya tepesinden daha sivri çıkarmış. Tabii bu arada, komşu Çin-Maçin ülkesinde yaşıyan adamlar, bunların haline bakar, ellerini birbirine vurur "kas kas" gülerlermiş. Bunlar, bu halleri ile mi bize yetişecekler? diye eğlenir, alay ederlermiş. Ama Yedi Deniz Ülkesi''nin mazarratı, yoksulluğu, kargaşalığı, artık o hale gelmiş ki, bir gün Çin-Maçin ülkesine de sıçramış. Çünkü karşı yandaki Kızıl Kutup Devleri, Yedi Deniz Adasını bir alsa, Çin-Maçin Krallığı da tehlikeye düşecekmiş. Bu korku yüzünden bütün Çin-Maçin adamları toplanıp akıl danışmışlar. En sonu, canını kurtarması için Yedi Deniz Adası''na silah, yiyecek ve para yardımı yapmaya karar vermişler. Heyhât! Yedi Deniz Adası, ıslah olacağa benzemezmiş. Artık büsbütün ekip biçmeği, okumayı, çalışmayı bırakıp, hazır yiyici olmuşlar. Aldıkları parayı lüks ve eğlenceye harcamışlar...
Bir gün tekrar bir nida duymuşlar: - Ey garip kullarım! Size peygamber yolladım, sözünü tutmadınız. Size ahlâk gönderdim, çürüttünüz. Size ilim, irfan, teknik verdim. "Böyle şeye aklım yatmaz!" dediniz. Gayret verdim, çalışmadınız, ekmek verdim, fırlattınız. Varın belânızı arayın! Lâyığınızı bulun da tepe tepe kullanın...

