Değerli yazar arkadaşım Hüseyin Mümtaz bey, Türk Edebiyatı dergimiz için çok değerli müşahedelerine dayalı, milli hassasiyet ve kutsal öfke dolu bir yazı gönderdi bana. Bütün ülkemizi, devlet ve hükümetimizi derinden sarsacak olan bu değerli yazının, sadece T.E. dergisi okuyucuları ile sınırlı kalmasına gönlüm razı olmadığından bugün ve yarın, takdirle huzurlarınıza sunuyorum.
CAMİDE KOKTEYL, DAĞDA FRENKÇE KONSER, RUM METROPOLİT''İN EVİNDE YEMEK yahut DEĞERLERİN İNTİHARI "Okuyunca tüylerim diken diken oldu..
İntertoto Kupası için Trabzon''a gelen İtalyan Perugia takımı yetkililerini utandırmış, havaalanında çiçeklerle karşılamış, büyük Türk konukseverliğinden unutulmaz örnekler vermişiz. Onbeş sene kadar önce; antik Elen efsanelerinden birini canlandırmak için Kafdağının ardındaki altın post''u aramak maksadıyla ahşap kürekli tekneleriyle gelen Yunanlı "Argonotları" da uğradığı her Karadeniz limanında beldenin resmi yetkilileri yine böyle halk oyunu ekipleriyle karşılamamış mıydı? Aşağılık duygusu ile malül bu hastalıklı kompleksin adı ne zamandan beri "geleneksel konukseverlik" oluyor? Bu İtalyanlara Ayasofya''da kokteyl vermişler, Ve böylece aynı şeyi yapmayan İstanbullulara "fark" atmışlar. Ben İstanbul Ayasofya''da kokteyl verilebildiğini zaten hatırlamıyorum. Trabzon''da İtalyanlara kokteyl verilecek yer mi kalmamıştı? Kokteyle katılan sivil ve askeri erkan Ayasofya''nın bahçesinde Romalı askerin mezartaşının ayak ucuna atılı bulunan "Türk padişah sandukalarının yanıbaşında içkilerini yudumlarken neler hissetmişlerdir acaba? Bir an için Ayasofya''yı Yunanlıların dini değil fakat milli mücadelelerinin bir motifi olarak kullandıkları hiç akıllarına gelmedi mi? Ama geçen sene Cumhuriyet''in 75''inci yılı dolayısı ile Karadeniz''e, bu arada Trabzon''a "Cumhuriyet ateşini" taşımak için gelen "Cumhuriyet Kültür ve Sanat Gemisi"ndeki sanatçıların (!) limandan Vilayet''e bile uğramadan Ayasofya Müzesine (!) gitmelerine çıt çıkarmayanlardan bunu akıl etmeleri zaten beklenemezdi. Geceleri Trabzon''un aydınlatılan tek eski eseri olan Ayasofya şu an hâlâ bir Camidir. Vakıflar''ın malıdır. Üstelik şu an kadrolu müezzini bile vardır. Ama resmi sivil, mozaik tellallarının işgali altındadır. Trabzon''da yapılanlar ile geçen hafta içinde Giresun''da cereyan eden olayın, fikri sefalet açısından en ufak bir farkı yoktur. Bir Karadeniz gezisi dolayısı ile Giresun''da bulunan sayın Denktaş''a, görülecek yerler arasında Giresun''un son Rum Metropoliti''nin evi de gösterilmiş... Gösterilmekle kalınmamış, bir de mahalli yemekler ikram edilmiş. Allah, Allah... Giresun''da misafirlere, mahalli yemek ikram edilecek başka yer mi yoktu? Neden ille "eski Rum Metropoliti''nin evi"? O halde ikram edilen "mahalli" yemekler de herhalde Rum yemekleri idi. Rum evinde Türk yemeği ikram edilecek değildi ya! Yok Türk yemeği ikram edilecekse o zaman da Rum evine gitmenin ne âlemi vardı? Ben Giresunluyum, fakat Giresun''da Rum Metropoliti''nin Evi''nin bulunduğunu, bunun resmi programlara dahil edildiğini bu kadar yıldır duymamıştım! Bu münasebetsizlik cinayetini kim işlemiştir? Bu fecaate ses çıkarmayıp televizyonda Brezilya dizisi gibi seyrederek cinayete yardım ve yataklık yapanlar kimlerdir? Programı hangi ekalliyet zihniyeti düzenlemiştir. Sivil toplum örgütleri, dernekler, vakıf ve sendikalar, partilerin mahalli teşkilatları, ama daha önemlisi "halk" o ve sonraki günlerde neyle vakit geçiriyorlardı? Siz; Pire''ye giden Klerides''e son Osmanlı müftüsünün evi gösterilir mi zannediyorsunuz? Yoksa şimdiye kadar o evin yeri park mı olmuştur?
Atatürk Anıtı ve Osman Ağa mezarından sonra Rum Metropoliti''nin evini protokol listesine kim sokmuştur? Osman Ağa ile onu Rumlara karşı bizzat görevlendiren Atatürk''ün hatıralarına Rum metropoliti evini katmanın saygısızlık olduğunu akıl edememekte midir bu muhteremler? Meraklısı için ifade edelim Giresun''da Birinci Dünya Savaşı''nın son yıllarından itibaren tek Rum bulunmamaktadır. Bir kısmı Milli Mücadelenin başlamasıyla, daha önce Türklere yaptıklarından korkarak "kendiliklerinden" Rusya''ya göç etmişler, artıkları da "mübadele" ile Karadeniz''i terk etmişlerdir. O halde nereden çıkmaktadır bu "Rum muhibleri?" Bu ne sefil bir batı hayranlığı ve aşağılık duygusudur? Geçen ay biliyorsunuz Amerika Savunma Bakanı Cohen Türkiye''ye geldi; Başbakan, Başbakan Yardımcısı ve Milli Savunma Bakanı ile görüştü. Ben bu bakan beyefendinin Türkiye''ye hangi yoldan bilhassa geldiğine dikkat ettim. Çünkü Resmi bir ziyarette bulunan Amerikalı Bakan Türkiye''ye kapıdan değil "bacadan" girmişti. Bütün resmi misafirlerin yaptığı üzre Ankara Esenboğa''dan veya İstanbul Atatürk Hava Limanı''ndan değil de Adana, İncirlik''teki Amerikan Üssü kapısından giriş yapmıştı. Yani bir anlamda Türkiye''de Amerikan toprağı, askerleri ve bayrağı dururken oraya öncelik veririm, önce onları selamlarım, sonra size gelirim" demek istemişti... Allah aşkına milliyetçilik, meydanlarda atılan kuru sloganlardan mı ibarettir? Cohen aynı şeyi bir başka Batılı ülkeyi ziyaretinde yapmaya cesaret edebilir miydi zannediyorsunuz? Öyleyse Türkiye''de yapmasına nasıl müsaade ediliyor? Bence gösterilen bu olağanüstü hoşgörü yüzünden Amerikalıların yaptıkları densizlikler çoğaldı. Dışişleri Bakanı''ndan hemen sonra bu sefer Yardımcısını ağırladık... Çekik gözlü Harold Koh ve beraberindeki heyet, Şanlıurfa ve Mardin''den sonra Derik, Mazıdağ ve Kızıltepe''de HADEP''li Belediye Başkanlarıyla görüştü. "Bölgede insan hakları ile ilgili araştırmalarda" bulunduğunu söyledi ve köylerini terk etmek zorunda kalanların dönüşlerini ayarladı. Daha soruyorum. Türkiye vesayet altında mı? Bu yazı yarın devam ekecektir. A.K.

