Kaydet
a- | +A

Siz Muradiye denince, Fatih''in babası 2. Murat''tan sonra bir süre Bursa''ya gömülen Osmanoğulları''nın bir sanat ve ihtişam külliyesini ve mezarlıklarını hatırlarsınız. Gözümden gönlümden çıkmayan öyle Cem Sultanlar mekânı ki, ebedi hükümranlıkları bu mimari içinde hâlâ sürer gider.

Ama yanılıyorsunuz. Ben, 24 Kasım çarşamba Öğretmenler Günü''müzde Bursa''nın kimi acıklı tarih sayfaları yazılı Muradiye''sinde değildim. Ankara''nın Kursaklar''ındaki Muradiye Ana Okulu, İlköğretim Okulu Kız Fen Lisesi ve Kız Meslek Lisesi''nde.

Nazik davetleri üzerine, Türk Edebiyatı Vakfı Müdürümüz Gazi Altun''la birlikte gittiğimiz mükemmel Muradiye Okulları, tesislerde, bin çocuğumuzun ve gencimizin çağdaş eğitimle feyizlendiği öğrenciler, öğretmenler cennetinde idik.

Her köşe bucağında, her sınıf ve koridorunda öğrencilerin bahar çiçekleri gibi gruplaştığı, gülüşüp koşuştukları, miniklerinde kaydırak oynadıkları bu manzara, benim yıllanmış hasretimdir. En çok oralarda canlanır, zindeleşir, neşelenirim. Hele bu yüzlerce çocuk, kendileri gibi gayretli ve hareketli zarif öğretmenleri ile etrafımızı sarıp sevgi, duygularını söylemeye başladılar mı, ben yine, 1950''lerde, Diyarbekir''de sınıflara girip "memleket, insaniyet, sevgi" diye ortalığı çınlatan taze öğretmen olurum. Bu günün ve o günün bütün öğretmenleri gibi onlara da derim ki:

Arkadaş! Bu dünyada öğretmenin bir tek müdürü, bir tek müfettişi ve bir tek âmiri vardır. O da kendi vicdanı ve talebelerinin beğenisidir. O saf masum çocukların, bütün bir ömür için öğretmenlerine verecekleri "nottur". Bir an haksızlık etseniz, zengin fakir, farkı, ideoloji ayırımcılığı sevgi veya sevgisizlik kayırması yapsanız sizin öğretmenliğinizden artık hayır gelmez. Onun için aman! derim. Sorumlu vicdan olmayı elden bırakmayın. Ömür boyunca anılarak hattâ rahmetle hatırlanacak olgunlukları gösterin onlara. Bir de çocuklarınızın gönlünü, karartmayın... Zira Yunus der ki: "Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil"

Bir eski öğretmenleri olarak, aralarında duyduğum büyük sevinci, bilmem nasıl anlatmalıyım? "Rastgele bir konferanstan birini vereceğim" zannıyla gittiğim salonda beni bir sınıf kürsüsüne davet ettiler. Edebiyat öğretmenleri Pervin Ayşe Yaşa kızımız, âşinası olduğum karatahtalarına şu vecibeleri yazdırmıştı:

"Ders: İnsanlık... Konu: Ahmet Kabaklı... Süre: Bir Ömür"

Böyle sevgiler karşısında, elli yıllık naçiz hizmetimizin bu kadar nazikâne ifade edilişi benim ruhumu göklere çıkardı. Gönül okşayan Öğretmenler Günü''nde, gerçekten ömrümün anlamını özetliyen sevgi seli içindeyim. Bu halde gözleriniz yaşarmaz da ne yaparsınız? İşte ben de, kendimi tutamayarak, güzel çocuklarımızın garipsediklerini bile bile sevinç gözyaşları döktüm.

Sade bu kadar mı ki? Değerli koordinatör Nuri Öztürk, Kız Meslek Lisesi Müdürü M. Ali Sayar İlköğretim Okulu Müdürü Muttalip Hasdemir, Burhan Bal, Savaş Yasa, Mehmet Arıcı, Fatih Gayretli beyler, cazip sohbetleriyle doyurdular bizi.

Muhabbet''in "Muhammed, ismiyle birleştiği, Kurtuluş Savaşı''nın, Gazi Mustafa Kemal ile bütünleştiği o güzel günde, bizi coşturan sergiler mi açmamışlar? Pervin Ayşe Hanımefendinin iki sevimli öğrencisi Tuğba Bora ve Nuray Polat, mesleğimin en genç günlerinde, tâ Aydın''da Aşık Veysel''i misafir ettiğimiz günlere kadar beni sorguya mı çekmediler? Velhasıl İstanbul''dan telefonla aldıkları sesleri, hoparlörle büyük salona veriyorlar. Bir baktım eşim matematik öğretmeni Meşkûre Kabaklı konuşuyor. Sevgili arkadaşım Yavuz Bülent Bâkiler beni mahçup edecek tarzda göklere çıkarıyor, alicenaplığı ve sevgisi ile ruhumu ısıtıyor. Yine değerli yazarımız Beşir Ayvazoğlu, zarafetiyle güzel üsluplu dostluklar koyuyor ortaya. Gazi Altun vakfımıza ve hocasına olan sevgisini genç dinleyicilerimize döne döne anlatıyor.

Daha neler neler!.. Harput türkülerimi, Fatih''in kavuğunun başına yakıştırmış çocuklar mı yeni yeni sorular mı istersiniz. Doğrusu bugünün neşesi ile mestim.