Kaydet
a- | +A

"Altınoluk" dergisi, Ağustos sayısını, (Hakk''a yürümüş olması kederiyle) ümmet, millet ve cemaatımızın büyük zatlarından Musa Topbaş Efendi''ye ayırmış. Kapakta rahmetli Veli''nin nur yüzlü fotoğrafı ile şu yazı, insana, ebedi hayatın anlamına derin bir imrenme hissi katıyor.

"NE MUTLU YÜZÜ AKI İLE AHİRETE GÖÇEBİLENE..." Evet, manevi anlamda, veli, sahib-i zaman ve kutup denilir onlara. Dünyada oluşları, konuşmaları, hayra arka çıkmaları, ümitsiz dünyada, bitmeyen bir huzurdur. Ayrıca ümit olarak cennetten bir koku taşırlar. "Bir mübarek sefer" peşinde olan kervanın bayraktarıdırlar. Onların, İslâm tarihi boyunca, ümmet lütfedilmiş benzerlerini, okuyup düşündükçe anlarsınız ki, hayat bir kuru kavga olmayıp Rabbin hikmetinden âyetlerdir.

Onların "Dünya" değiştirmeleriyle, ümitler, ilhamlar, gayretler elbette bitecek değil. Yalnız, öldüresiye bir hüzün sarar insanı. Bu da bahşedilmiş ve alışılmış saadeti kaybetmek acısıdır. Yoksa Rabbim kayıp zannedilenin yerine yeni ma''nalar bahşeder. Nitekim Yunus Emrelerin Hak diliyle söylediği ilâhi heceler dilimizde değil mi? Ben, merhum Musa Topbaş Efendiyi, ne yazık ki, yakından görüp tanıyanlardan değilim. İnsaniyet ve gönül sıcaklığını uzaktan menkıbeler gibi okuyup sevinenlerdenim. Bunun için onu yakından tanımak bahtiyarlığına ermiş olanlardan birkaç hayranlık imân ve muhabbet cümlesi nakledeyim de, bizi Muhammedi köklerden beslemek için yıllardan beri, her ay cemaate irsal ettiği şu Altınoluk dergisini, çocuklarınız için saklıyasınız. Bu sayede de, Müslüman Türk çocuklarının neye ve kime imrenmeleri; neden ve kimden sakınmaları gerektiğini anlatmaya çalışalım. Derginin Yazıişleri Müdürü, değerli yazar Ahmet Taşgetiren bey "Kâmil ve Mükemmil" adlı yazısının özünde şunu söylüyor. "83 yaşın yüze yansıyan çizgilerine bakınız, ubudiyetin (iyi kul olmanın) güzelliğinden başka ne görebilirsiniz? Teslimiyetten başka.... Hayırhahlıktan başka... Dizginleşmiş bir nefsin duruluğundan başka... İmtinandan başka, rızadan başka... Muhabbetten başka... Engin bir kalbin, durulmuş bir ruh dünyasının yansıması vardır o nûranî vecihte. Sanki gölgesi bir sima... Hiçbir gizlisi saklısı olmayan, saydam bir deniz. İçine atıldığınızda doyasıya kulaç atabileceğiniz bir dünyanın kapısı sanki... Osman Nuri Topbaş beyefendi de Gönüller Sultanı-Üstadımız, Babamız Musa Efendi (K.S) yazısında: "O, âdetâ bir tevâzu âbidesiydi. Hayatı boyunca gösterişten korkmuş, ürkmüş ve çok sakınmıştır. Çünkü tasavvufun bir gâyesi de, ilâhî azamet, saltanat ve tanzim karşısında kulun kendi zayıflık ve "hiç"liğini ve Rabbin yüce kudretini idrâk etmesidir. Muhterem pederimiz Mûsâ Efendi''nin de, tevâzû, hiçlik ve kendinde bir varlık hissetmeme yolunda vârislerine yapmış olduğu vasiyetnâmesini açtığımızda ilk paragraflarda onun bu yüksek hâl ve fazîletini ifâde eden şu satırlarla karşılaştık: "Her dünyaya gelen, vakti saati, sayılı nefesleri tamamlandıktan sonra ebedî âleme intikal edecektir. Ne mutlu o kimseye ki, hayatını Hakk yolunda ifnâ etmiş ve yüzünün akıyla âhırete göçmüştür!.. Fakir de, bu hususu nasibim derecesinde bilebildiğim halde lâyıkıyla kulluk edemedim. Pir-i fânî olduğum halde kendime çeki düzen veremedim. İslâm büyüklerinin şuurlu ve şerefli hayatlarını okudum, lâkin nefsimde tatbik edemedim. Hatâlarla dolu bir ömürden sonra Rabbimiz Teâlâ Hazretleri''nin huzûruna ancak mağfiretini umarak gidiyorum. Çünkü O, Rahmân''dır, Gaffârdır." Böyle bir ömre, böyle bir vasiyete nasıl imrenmezsiniz. Gönlü ve ruhu daima yoksullarla beraber, mekânı Cennet olsun.