İstiklâl Marşımız, belki de en karanlığını yaşadığımız günlerde dahi: "Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım HANGİ ÇILGIN bana zincir vuracakmış, şaşarım" demişti. O kadar yoksul ve çaresiz günlere rağmen, Mehmed Âkif''i konuşturan o yürek neydi? O güven neydi? Biz imanımızla vatanı âdeta sırtımıza vurarak cümle kötülük ve düşmanlardan kurtarmamıza rağmen şu 75 senelik uzun yolda neleri düşürdük, hangi cevherleri kaybettik ki bugün hür yaşamak, bütün Türklüğü kurtarmak, İslâmı yüceltmek azminde birinci TBMM kadar sağlam değiliz? Aynı günlerde, Yahya Kemal de, Âkif kadar kesin değil ama, içli bir dua şeklinde, ama Türklüğe ve İslâmlığa düstur şeklinde bir dua kıt''ası söylüyor:
Şu kopan fırtına Türk ordusudur
Yârabbî Senin uğrunda ölen ordu budur
Yârabbî Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed
nâmın Glib et, çünkü bu son ordusudur
İslâmın.
Daha sonra, yine onlar kadar kaygılı ve ıstıraplı Necip Fazıl, maddede kurtarılmış ama manada öz suyu kesilip kirletilmiş Sakarya''ya bakarak, büyük şeyler kaybetmiş olmanın acılarını söylüyor:
Vicdan azabına eş, kayna kayna
Sakarya! Öz yurdunda garipsin, öz vatanında
parya.
9 Haziran 1999 Çarşamba. Türk Edebiyatı Vakfı''nda hatipler ve genç kızlar, merhum Türk dünyası kahramanı İsa Yusuf Bey''i anıyorlar. Servet Kabaklı, Ahmet Türköz, Kemal Çapraz Çin esaretindeki Doğu Türkistan''ı sömüren dehşeti anlattılar. Üniversiteden, gayretli kızlarımız; Ahsen Olcay, Cevahir Altun, Tuğba Tayfur, Elif Pınar, Arzu Acarbaş, Çin zulmü altındaki 35 milyonluk büyük kültür ağırlığımız olan Doğu Türkistan''da, dünyanın gözü önünde ve maalesef Türkiye''yi idare edenlerin bilgisizlik, düşünmezlik ve gafletine sığınarak insanlık dışı her işkenceyi yaptıklarını gözler önüne serdiler. Genç kadınlarımıza zorla kürtaj yaptırılıyor... Birden fazla çocuk doğmuşsa, onu hemen öldürüyorlar. Daha kötüsü, bülûğ çağında çocuklar yakalanıp kısırlaştırılıyor... Küçük yaşta idamlar, dünyanın her hukukunda yasak olduğu halde Doğu Türkistan''da, Türkler 15 yaşında bile kurşuna diziliyorlar. O da ne ki, Çinli askerler şehir sokaklarında, Türkler''i hedef alan, silâh talimleri yapıyorlar. Bizimkilerin canına kıymak suç sayılmıyor. Doğu Türkistan, milyonlarca Çinli''nin yerleştirildiği, çok zengin bir sömürgedir. Çin''in bütün gücü ve kalkınması da işte Doğu Türkistan''ın bitip tükenmeyen madenlerine, petrollerine dayanmaktadır. Tam insafsızlık ve pervasızlıkla, bu anavatanımızda nükleer denemeler yapılıyor. Çinliler, zaten Doğu Türkistan''ı Türk Cumhuriyetleri''ne bir istila kapısı olarak kullanıyorlar. Hattâ, Çinliler''in Türkiye sınırına komşu olmak gibi hayalleri bile var. (Acaba hayal mi?) Acaba hayal mi? diye soruyorum. Çünkü TC''nin 56. ve 57. hükümet programlarında Çinli''ye karşı (neden olduğu bilinmez!) övgülü muhabbet sürdürülüyor. Meselâ dünyada hiçbir devletin yüz vermediği fesatçı bir Çinli, geçen yıl Türkiye''ye gelip, özenle ağırlanmıştır. "Kızıl Çin Düşmanı" dediği 17 TC vatandaşının kellesini istemeye dahi cüret etmiştir. Daha fenası, merhum İsa Yusuf Bey''e bağlı veya onun adını taşıyan bazı müesseseler dahi Çin Büyükelçiliğini''nin isteğiyle geçen hükümetler tarafından kapatılmak, cezalanmak istenmiştir. İşte ben, bu vatanperver gençlerle genç üniversiteli kızlarımızın naklettiği Doğu Türkistan facialarını ağlamaklı dehşetle dinledim. Bir de, yukarıya aldığım üç şiiri düşündüm. Devletimizin en harap bir çağında "Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım" diyen imanlı azimli söze takılıp kaldım. Sonunda Âkif''in, Yahya Kemal''in ve Necip Fazıl''ın mısraları arasında, edebî bir mana kıyaslaması yapılsın diledim. Ayrıca, acaba. D. Türkistan''ın facialı haliyle, bizim cehaletimiz, gafletimiz, vurdumduymazlığımız arasında bir münasebet var mı? diye tarihten sual ettim.

