Levanten çevrelerinde doğmuş bir çocuk olsam da sana aldansam isterdim Noel Baba! Yaşlıların ümidi çoktan tükendi bilirsin. Bu atomlar, sputnikler dünyası, bu kıtlık, bu cefa, bu hırs, bu sonu gelmez hürriyet, istiklâl, ekmek kavgası insanda teselli bırakmıyor. Lâkin pembe yanaklı körpe çocuklar, masal dünyasından yeni gelmiştir. Daha inanma ve ümit çağındalar. Dünyanın pisliğini, insanın kurtluğunu bilmesinler, istemez... Ev sıkıntısı, et, yağ, sebze kuyruğu, vesait derdi tanımasınlar. Daha vakitleri var. Felek kendilerini türlü kılıklara sokacak. Onlar da dünyanın kaç bucak olduğunu anlayıncaya kadar varsın senin masalına kansınlar. Biz, fakir çocukluğumuzun kürsü başı gecelerinde, gerçi seni bilmezdik. Zaten yılbaşı nedir, çikolata, oyuncak nedir, onu da bilmezdik. Sen, pabuçlarını sürüye sürüye iri değneğini yere vura vura üstümüze basmamıştın daha. Ümmeti Muhammed, o zaman böylesine şaşkın değildi. Bizim de kendi tarzımızda özellikler taşıyan bayramlarımız, seyranlarımız olurdu. Aklımızın kantarı, ataların terbiyesi ağır basardı. Semirmiş hindileri senin için yemez, dağdaki çamları kökleyip evlere taşımazdık. Hülâsa sen, gerçi Hıristiyan çocuklarını sevindirdin, ama bizi sevindiremezdin. Bizim de ümidimiz, beklediğimiz vardı. Oturmaya gelen komşular veya anam, bize Hızır Aleyhisselâm''dan bahsederlerdi. Anam: -O bir gün gelebilir. "Dile benden ne dilersen?" diye sorar. Siz, sakın duraksamayın. Ne isterseniz verir o size derdi. Biz ağzımızı şapırdata şapırdata, gözlerimiz sevinçten süzülmüş: -Peki ne isteyelim, ana? diye sorardık, kuru üzüm mü, potin mi? Güzel gözlü genç anam, içten içe
gülerdi... Bunları geçelim Noel Baba... Artık kimseye Hızır Aleyhisselam''ın büyüklüğü öğretilmiyor. Zamanenin "Hızır"ı sen oldun gayri. Mezarını bile bizim vatanda buldular. Artık vatandaşımızsın. Döviz de kaçırsan, çam da devirsen "git" demek olmaz sana. Torbanı sırtlamış, zenbilini doldurmuş gelmişsin neyleyim... Biz konuksever milletiz. Hele senin gibi "ecnebiden" gelirse tepemizin üstünde yerin var... Seninle meselem o değil Noel Baba! "Söyle bizim çocuklara bu yıl neler getirdin?" Noel Baba. Sen, bu yıl olsun, huyunu değiştir bari... "Zengin eşiklerini aşındırdığın artık yeter. Asırlarla ağarmış sakalına bu düzenbazlık yakışmıyor. Biliyor musun? Çıplak, aç, kış günü üşüyen, sabahın ayazında, karıncığını doyurmak için simit, gazete satan çocuklar var bizde. Büyümüş de küçülmüşler sanırsın. Suratlarına dert çöreklenmiş. Yüzleri ihtiyar ihtiyar.
Gel, beni dinle Hıristiyanlıkla bile ilgisi olmayan eski Baltık Tötonlarının putu olan Noel Baba. Bu yıl fakirleri ziyaret et. Zenbilinde ne varsa bırak eşiklerine. Bizi onları besleyememek utancından kurtar. Bir noktayı daha hatırlatayım: Senin tasvirlerin bir gariptir: Başında bembeyaz karyağdı külâh, boyluboyunca, geniş kollu, nakışlı bir kaftan giyinmişsin. Kuru ağaçtan budaklı değneğin, göbeğine kadar ak sakalın hepsi hoş! Lâkin sağ elinle omuzunda tuttuğun o taptaze, o yemyeşil çam fidanı ne oluyor? Hangi tepeden çekip çıkardın oncağızı? Ak saçına, sakalına, o körpe yeşillik yakışıyor mu yani? Sen hangi soydan, hangi dindensin Allah aşkına? Her din, her ahlâk ağacı sever de sen sevmez misin Noel Baba.

