Ömer Öztürkmen kardeşimin yazıları her gün bekleniyor. Seyrek yazması dolayısıyle, okuyucularım bana soruyorlar: "Ömer Bey bu konuda acaba ne düşünüyor? Lütfen bize yazar mısınız?" Ben de onu seven okuyucularının hasretlerini gidermek için, çok önemli eserlerinden biri olan "BİLİMDEN DAMLALAR" adlı kitabının 143-144. sayfalarından bir makalesini sunuyorum. Türkiye''nin derin ıstıraplarını şikayetlerle dile getiren şu kaygılı satırlara önemle eğiliniz.
Türkiye''nin bilimsel geleceği Türkiye''de 30.000 araştırma görevlisi var. Ancak ilmî literatüre (Citation İndex) geçebilecek araştırma sayısı 300''ü bulmamaktadır. Yani 100 araştırmacıdan yalnız bir tanesi uluslararası bilim çevrelerinde kabul edilebilir bir yayın yapabilmektedir. Bir başka ifade ile 30.000 araştırmacıdan 29.700''ü bir yıl gibi kısa olmayan bir zaman diliminde randıman verememekte, bilim dünyasının kabul edebileceği bir yayın yapamamaktadır. Kötümser bir tablo çiziyorum, ama gerçek budur. Demek ki, sadece araştırma sayısını arttırmakla bilgi üretilemiyor. Bilgi üretmek ayrı bir şey, insanlara araştırmacı sıfatını takmak ayrı şeydir. İleri teknolojilere sahip gelişmiş ülkelerde 10.000 nüfusa düşen araştırmacı sayısı 60 civarındadır. Bu hesaba göre 55 milyon nüfusu olan Türkiye''nin en az 300.000 araştırmacıya, ama gerçek araştırmacıya sahip olması gerekir. Oysa gerçek araştırmacı sayımız 300''dür. Hazin bir tablodur bu. Siz hiç bilimsel yetersizliğinden ötürü bir öğretim üyesinin işine son verildiğini duydunuz mu? 40 yıllık meslek hayatımızda bir tek öğretim üyesinin işine son verildiğini biz duymadık. Duyan varsa lütfen bildirsin, sözümüzü geri alalım. Normal bir üniversitede bir yıl geçtiği halde hiçbir çalışması olmayan 29.700 araştırmacının işine son verilir. Ama Türkiye''de hiçbir iktidar; hiçbir üniversite böyle bir operasyona cesaret edemez. Değil binlerce öğretim üyesinin, iki öğretim üyesinin işine son verilse kıyamet kopar. Üniversitenin özerkliği çiğneniyor diye ayağa kalkarız. Bizde öyle öğretim üyeleri vardır ki, profesör unvanını aldığı halde yazılı bir tek eseri yoktur. İlmi kitaplar yayınlanır. Ama bu kitapların dünya bilim literatüründe tek satırla esâmesi okunmaz. Siz Türkiye''deki üniversitelerin saat 17''den sonra kapılarına kilit vurulduğunu acaba biliyor muydunuz? Evet Türkiye''de üniversiteler saat 17''de tatile girer. Bütün bir gece kapalı kalır. Tam 16 saat o canım laboratuvarlarda cinler, periler dolaşır. Üniversitelerin saat 17''den sonra kapatıldığı, öğretim üyelerinin baremle yükseltildiği bir ülkede bilimin geleceği hakkında iyimser tahminlerde bulunmak kolay değil. Şimdiye kadar 30 üniversite kurulmuş, 30.000 araştırmacı tayin edilmişse, bunları bilimsel kalkınmamızın alt yapısı gibi göstermenin ciddi bir tarafı olamaz. Buna, sayı kalabalığı ile göstermelik işlere başvurmaktan başka bir anlam verilemez. Dün sona eren Bilim ve Teknoloji Vakfı''nın 3 günlük sempozyumunda bu gerçeklere parmak basılmıştır. Umalım ki, bu gerçeklerin ışığı altında bilimsel çalışmalarımıza daha rasyonel, daha sonuç alıcı bir yön verilebilsin.

