15 Temmuz perşembe günü padişahların niçin evlenmediklerini, büyük devletimizin parçalanmasını önlemek için törenin buna cevaz vermediğini anlatmıştım. Demek ki bu bir zulüm veya "normalden kaçış" değil, "Saray''a gelin olanların" yüzlerce nüfuzlu akraba getirmesini engelleyerek devleti soymalarına fırsat vermemekti. Zamanımızda bile "Hükümdar" ve "Vezir" yakını olanların devleti nasıl soydukları iddiaları varken Osmanlının bu töresi elbette alkışlanmalıdır. Aksi halde padişahın bu akrabaları, şehirlerde, o sıfatla büyük nüfuz kazanacaklar, şımarmaya, hükmetmeye kalkacaklardı, ticaret ile vurgunlar yapacaklar, padişahın gücünü kullanarak korkunç ve kârlı işlere girişebileceklerdi ki, imparatorluk 700 yıl yaşayacağına, birkaç yıl içinde batardı.
Kızları vasıtasıyle padişaha, dolayısıyle devlete söz geçirtmeye, hükmetmeye kalkanlar olurdu. Bizzat, padişahın hanımı olan kadının devlet üzerinde hak iddiası tükenmezdi. Bunun için saray hareminden, (hiçbir aşk, his meselesi, nazarî olarak düşünülmeden) sadece padişahın ihtiyaçlarını karşılamak ve hanedanın devamını sağlamak için gönlüne uygun cariyeler seçmesi tarzı uygun görülmüştür. İstenilen bu cariyelerin soyları sopları, ana babaları, kardeşleri, akrabaları, bilinmemesi ve onların hiç olmazsa Türkiye sınırları içinde mevcut bulunmaması idi. Böyledir de tarihimizde "kadınlar saltanatı" diye bahisler yok mu? Vardır ama, kadın parmağının en az dolaştığı yer yine de Osmanlı sarayıdır. 600 yıl yaşamış bir imparatorluğun birkaç Kösem Sultan, Hürrem Sultan macerası, Avrupa ve Doğu saraylarında olan kadın entrikaları ile kıyas dahi olunmaz. Kaldı ki bu "Valide sultanların", bu "Hasekilerin", bu "Kadın efendilerin" resmi hiçbir sıfatları, devlet protokolünde yerleri, halk nazarında isimleri, sıfatları yoktur. Bazı şeyler yapmışlarsa, kendi meziyetleri, zekaları sebebiyle padişahlar üzerinde sağladıkları tutkunluktur. Kaldı ki, o kadınlardan çoğunun da akıbetleri kötü olmuştur. Osmanlı''da devlet, her şeye üstün tutulmuştur. Padişahlar ve şehzadeler bile ona feda edilmiştir. Padişahların evlenmelerine, gönül işlerine dahi el koyan bu töre ve usuller bugünün basit mantığı ve yuvarlak Batı kafası ile kınanabilir. Fakat, dünyada benzeri görülmemiş bir ebedi devlet fikrinin uygulanışları olduğu unutulmamalıdır. Nizam-ı âlem" için hanımları, evlatları, hatta padişahları feda edebilen en yüksek bir devlet şuurudur bu. Kaldı ki dünyada görülmüş en yüceltici devlet, adalet, hatta bir mânâda millet saygısı ülküsünün de Osmanlı''nın bu sistemi ile sağlanabilmiş bulunduğunu, bugün 75 yıllık Cumhuriyet tecrübesinden sonra çok daha iyi kavrayabiliriz. Cumhuriyet devrimizde, kimi cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanların, kızkardeşleri, kardeşleri, oğulları, yakınları hakkında çıkan suiistimal, nüfuz ticareti, şımarıklık rivayetleri ve olayları devleti sarsan, rezaletlere sebep olmuştur. Hükümetleri, demokrasiyi gölgeleyen büyük buhranlar yakın akrabaların başı altından çıkmıştır.
Görülüyor ki Osmanlı Devleti, kurmuş bulunduğu eşsiz nizam ile, dünyada tek ve en orijinal olarak bu çeşit dedikodu, nüfuz ve yolsuzluk imkanlarını, daha başlangıcında "olamaz" hale getirmiştir.

