Merhum, milliyet ve inanç hocamız Prof. Z. Fahri Fındıkoğlu''nun uzun yıllar ilmî emek ile çıkardığı memleketin ciddî ve önemli dâvalarına el atan "Meslek" gazetesini karıştırırken gerçekten laik ve dindar bir insana rastladım. Bir zamanlar, bir İstanbul ilçesinde müftülük yapan Mehmet Fuat Çamdibi, aslında Yüksek Kimya Mühendisi imiş. Merhum hocanın ilgi çekici hayat hikâyesini, kendi ağzından dinliyoruz. "-1929''da, İstanbul Üniversitesi Kimya Bölümünden yüksek kimya mühendisi olarak mezun oldum. Bir ara serbest çalıştıktan sonra Teknik Üniversite''de Sınaî Tahlilleri kürsüsünde asistan olarak görev aldım. Burada sekiz yıldan fazla bir süre çalıştım. Bir gün, üniversiteyi denetlemeye gelen devrin bir Bakanı, beni sakallı olarak gördüğü, namaz kıldığımı duyduğu için beni bir bahane ile oradan uzaklaştırdı. Bundan sonra ben de kendimi tamamen dine verdim. İlk önce köylere gidip "Köy imamlığı" yaptım. Daha sonra 1950''lerde Beyoğlu Fetva Müsevvitliği''ne getirildim. Son beş yıldan beri de Müftü olarak görevimi yapıyorum." * * *
Sayın Çamdibi, tahsili ve görgüsü nisbetinde aydın, ilimsever, hoş görücü bir insandı. Dünya işlerinde ilmin herşeye üstün olduğuna inanır. Batı''nın refah seviyesine erişmek için yabancı dil öğrenmenin, yabancı ülkelere giderek esaslı tetkikler, denemeler yapmanın lüzûmunu, her fırsatta söyler. Kimya mühendisliği gibi kârlı bir işi bırakıp neden böyle az gelirli, feragatli bir işe girdiğini soranlara şu cevabı vermektedir: "-Ben vatanın dinî ihtiyaçlarını cevaplandırmak, Müslümanlığın kıymetini herkese anlatmak için bu yolu seçtim. Hayatımdan çok memnunun. Dünyanın en büyük nimetlerini bugünkü görevime değişmem." * * * İmdi, çoğumuzun bir türlü çözemediğimiz, yobazca, fanatik bir din düşmanlığı ile karıştırdığımız "laiklik problemi" bu sayın müftünün söz ve davranışları ile gayet güzel açıklanmıştır. Kendisi hem bir müsbet ilim adamı, hem de az kimsede bulunur ölçüde samimî din mensubu bir dindardır. Demek ki, onun sağlam kafasında din ve ilim, hiçbir zıtlığa hiçbir gelişmeye uğramadan barınabilmektedir. Buna karşı, adı her ne ise, onu, sakal bıraktığı ve namaz kıldığı için üniversite asistanlığından atan adı malûm Bakan tam ve katmerli bir yobazdır. O adamcağızın ruhu körelmiş gibi ne de dine ne de ilme inanmaktadır. Daha önce gelse, "Şeriat isteriz!" âvazeleri ile yenilik hareketlerine karşı çıkar ve taassup alaylarının başına geçebilirdi.
Üstün, çağdaş, ilmi güzellikler taşıması gereken "Devrimcilik"i eski yobazların "şeriatçilik" kafası ile yürüttüğü için namaz kılan bir ilim adamını harcamaktan sakınmamıştır. Şu halde Laik kafa ne demek? Laik kafa ileri kafa demektir. Böyle kafa namusludur ve tarafsızdır. Partizan değil, doktrin hastası değil, hakikate saygılı, hoş görücü ve başkalarının fikrine değer vericidir. Laik kafa, dindar ise, ilme de önem verir. Dinsiz olan bir laik ise, din işlerine saygılıdır. Velhasıl bu iki şeyi birbirine karıştırmaz. Her türlü fikir ve insanın, bir toplum içinde, boğuşmaksızın yaşıyabileceklerine inanır. Bilindiği gibi, en büyük fizik ve matematik bilginlerinden olan Pascal, aynı zamanda eşsiz bir din ve inanç adamıdır. "Hıristiyanlığın" en ateşli savunmasını yapmıştır. İlâhiyat konularında, hâlâ sayılan bir büyük bilgindir. "Taşra Mektupları" adlı eserinde, hem aklı ikna edecek mantığı hem de gönüllere söz geçirmek yolunu bulmuştur. Çünkü Pascal, hakkiyle lâik bir insandır. Görülüyor ki, din, fikir ve devlet adamlarımızın sahiden "laik" olmasında devlet ve milletimizi kaynaştırıp yükseltecek insanlık cevherleri vardır.

