Kaydet
a- | +A

Meşrutiyet ve Cumhuriyette, yani 90 sene okullarımızda öğrenilmesi mecburi olan "tarih"e bakarsanız 1909-1999 arası, yani üç-dört nesil boyu Türkiyemizde hür gazetecilik, serbest fikir, sansürsüz düşünce özgürlüğü, devletin görüşü hatta tebessümleriyle karşılamıştır. Basın ve medyada (gazeteler, TV''ler, beyanatlar, şiirler)den ötürü suç işleme kavramı ortadan kalkmıştır. Bu sebeple, 90 yıldan beri fikir suçlusu ithamı, zaten unutulmuştur. Dolayısı ile hiçbir gazeteci, fikir adamı, şiir okuyan ve yazan hatta siyaset yapan kimse takip edilmemiş, zindana girmemiş, hapse atılmamış, sürgün edilmemiş, yurt dışına kaçmamıştır. Bu konuda çok titiz ve iddialı davranıp kendisini de, "Batılı ve Batı medeniyetinden olmuş" ilan eden devletimiz, dışarıdan hiçbir laf ettirmeyecek tarzda dikkatlidir. Ancak ülkemizin çıkarlarına pek fazla zarar veren, yıkıcı ve milleti kavgaya düşürücü çok kötü şeyler yazarak basın hürriyetini kötüye kullanan kişiler olabilir.

Onları Hukuk Devleti icabı, adil yargıya, tarafsız nahkemelere sevketmek ise devletin görevidir.

Sansür ve fikir özgürlüğü konusunda söylenenleri yazalım: Gerçekten bu böyle midir? Türkiye, şu doksan yılın bir tek saatinde bile sahici basın özgürlüğüne ve dünyada demokrasilerin tanıdığı öbür hürriyetlere kavuşmuş mudur? Adalet bakanları, Yargıtay Başkanı ve diğer yargı sorumluları, partiler ve namuslu yayınlar daha dün, bugün, hâlâ istediklerine göre "Hukuk devleti"ne de ulaşılmış mıdır? Gazeteciler, medya mensupları, fikir adamları, siyasetçiler, üniversite hocaları baskı altında değiller. Sütunlardan, kürsülerden ilim ve gerçekleri haykırıyorlar, desek kuyruklu yalan olmaz mı bu? Gazeteciler ve basından sorumlu derneklerle kuruluşlar "biraz hürriyet yahu" diyerek Cumhurbaşkanını, yüksek devlet beyinlerini rahatsız edip merhamet diliyorlar. Yıllardır hapiste yatanların yüzlerini bile unuttuk. Sayın Cumhurbaşkanını ziyaret eden ilgili basıncıların ilan ettikleri rakamlar korkunç, hazin ve inanılmazdır. Yüzlerce meslektaşımızın hapiste, tutuklu veya mahkemede olduğunu açıklıyorlar. Cumhurbaşkanı''na yakınanlar ancak, Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Uğur Mumcu gibi kendilerinden saydıkları büyük kayıplarımızı saymışlardır. Daha yüzlerce "faili meçhul" cinayetlere, haksızlıklara kurban gidenlerin acısını unutmuşlardır. Ama olsun bu da bir iştir. Onları dinleyen sayın Cumhurbaşkanı ise mutad vecizeli üslubu ile yakınmalarımıza daha büyük şikayetlerle katılmaktadır. Anlaşılan basın hürriyetini kurtarmak için daha başka gayretlere ihtiyaç var. - Bu işte (20-30 yıllık bu faili meçhuller konusunda) Devlet denetleme kurulu görevlendirilmelidir, temennisinde bulunuyor.

Çünkü bu yüksek makamda aynen şunları söylüyor: "Cinayetler acı olaylardır. Ancak failin bulunmaması da en az onun kadar acıdır. Faili meçhul cinayetler, devletin otoritesine darbedir. D.D. Kurulu, bu hususta görevlendirilmelidir. Görülüyor ki aslında sansür asla kalkmamış, binbir ihtisas ve karaktersizlik dallarına ayrılmıştır. İçimizin yanık olduğu bu konuyu sansürün müsaadeleri ölçüsünde yazmaya devam edeceğim.