Seyyîd Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri 27 Kasım 1943''te Hakk''ın rahmetine kavuşmuştur. Bu büyük zatın ilmî ve tasavvufî üstünlükleri yanında Necip Fazıl Kısakürek gibi eşsiz bir şairimizin mürşidi ve merhum Seyyîd Ahmet Arvâsî dostumun yakını olmak gibi müstesna bir durumu da vardır.
Vefatının 56. yıldönümünde bu muhterem bilgin ve ermiş insanı en iyi anlatan Necip Fazıl''ın kaleminden size tanıtmayı düşündüm. Bunun için N. F. Kısakürek''e ait "O ve Ben" adlı kitabın 83. ve 150. sayfalarını siz okuyunuz. Ben de birkaç bölüm sunacağım.
Her üçünün aziz ruhlarını birlikte selamlamanın huzuru içindeyim.
"-Abdülhakîm Efendi Hazretleri..."
"-Nasıl bir zat?"
"-Görürsünüz!.. Orada dineyecekleriniz halk için, nâs için söylenen sözler... Siz o sözlerin içine girmeye ve ötesindeki hikmete ulaşmaya bakın!.."
***
"Beyoğlu... Fuhuşun merkezindeki câmi... Ağa camii... Orada, yalnız cuma günleri ders veren büyük veli... Nâs için söylenen sözler... Sen onların içine girmeye, o sözlerin ötesindeki hikmete ulaşmaya bak!.. İsmi Abdülhakîm Efendi Hazretleri..."
***
Efendi hazretleri bana sordular:
"-Siz tasavvuftan bir şeyler biliyor musunuz? Okuduğunuz kitap oldu mu?"
Bahriye mektebindeki hatıramı anlattım. (Semerat-ül Fuad); ve (Divan-ı Nakşi)yi söyledim. Son zamanlarda da karıştırdığım (Marifetname).. Nakşi divanının kimin eseri olduğu sualine cevap veremedim.
İşte, ateşten harflerle beynimi dağlayarak söyledikleri ilk fikir:
"-Bu iş kitapla olmaz. Akılla da varılmaz... Hiç yemeğin lezzeti çatal bıçakla aranıp bulunabilir mi?"
***
Tâbir onundur:
"-Velinin kerameti, tâbi olduğu Resulün mucizesidir."
***
"Bankadan istifa edip İstanbul''a geliyor ve huzurunda taş gibi oturup kalıyorum.
Eli yanan adam onu soğuk suya sokunca ne olur? Acı kesilir. Gel de çıkar şimdi elini sudan... Acı bin misli artacaktır.
Ben de böyleyim... Onu görünce uyuşuyorum, hafifliyorum, fakat ayrılır ayrılmaz, tamam!.. Öyle de bir edeb ve heybet sarmış ki beni, ona karşı kendisinden açıkça hiçbir şey istemiyor derdimi bildiremiyor, ilâç isteyemiyorum.
Ama, her şeyi bildiğini biliyorum.
"-Bu sohbetler size iyi geliyorsa sık sık buyurun!.."
***
"1860 yılında, Van''da dünyaya gelmişler.. Van, Başkale kazası, Arvas köyü... Van''ın cenup şarkında; İran sınırına yakın, 2400 metre yüksekliğinde gayet sarp ve engelli bir saha..
Arvas, şeyhleri ve mürşitleri Seyyid Fehim Hazretlerinin de köyü..."
***
Ve Allah Resulünün:
"-Mü''minin görüşünden korkunuz; zira o Allah''ın nuriyle nazar eder."
Ölçülerindeki sırdan en küçük nasip, bu farkı hemen kestirir."
***
İşte veli!..
"Üstünde tek toz zerresi barındırmayan, hilkatten temizlik, her çizgi ve her edasında içli ve dışlı şeriat uygunluğu, insanda nebat ve hayvanı tam tasfiye edip insana yükselmiş olmanın (bizimse ismimiz insan) mucize çapında hali; küçük bir esneme, sağa sola bakınma, şu veya bu noktaya takılma yok. Ve en büyük kerameti kendisine edilen ilâhî ikramın örtülmesi, peçelenmesi..."
***
Şu hikmetler kendilerinin:
"-Cemiyetteki ruh hastalıkları iman eksikliğinden doğuyor..."
"-Mânevî acının yanında, maddîsi hiç.."
"-Kur''ân şifadır; fakat şifa suyun geldiği boruya bağlı... Pis borudan şifa gelmez."
"-Ruhun kuvveti neyledir efendim?"
"-İmanla..."

