Öcalan için "Bölücü Başı" falan gibi, şişirici ünvanlar kullanmanın bir zeka geriliği olduğunu söylemiştim. Bölükbaşı, Akıncıbaşı gibi tarihi kahramanlarımızı çağrıştıran, böyle sıfatları rastgele bahşetmek herşey gibi yiğitlere, kaatillere paye dağıtmakta da ne kadar gerilediğimizi gösteriyor.
Ancak, gittikçe artan olaylar, Öcalan''ın büyük hatalarla dünya çapına çıkardığımız büyük nüfuz ve şöhreti üzerinde, hâlâ ne kadar yanıldığımızı gösteriyor. Bu bakımdan, 30 bin kişinin kaatili bu korkunç yaratık hakkında değil "bölücübaşı" ünvanı, doğrudan mesela "Terör Devleti Başı" mevkii, dünya protokolündeki yerine çok uygun düşecek.
Neden? Diye sorarsanız bin kere hak ederek aldığı "idam" cezasının, beş kıta içinde kabul görmeyip hatta cebren imkansız kılınması gösterilebilir. Bizim sorumluların dahi böyle milletlerarası bir"sözde hak" kalkışmasına karşı nasıl boyun eğdikleri ve renkten renge girdikleri de ayrı değildir. Bizim forsumuz bu işte! 30 bin zavallı Türk ve Kürtün onbinlerce Mehmedimizin, köylümüzün, kaatili olan bir tek caninin cezalandırılması, adeta "milletlerarası tahkim" ile yasaklanıyor.
Bu da birşey mi yani! Türk adaletinin tasdiklediği bu idam mahkumu, sözcüleri (sözde avukatları) aracılığı ile "Türkiye ve Dünya Kamuoyuna" diye, dünya çapında, hem de "PKK Genel Başkanı" sıfatını kullanarak (tabii, TC: devletini karşısına alarak) bizim devlet haysiyetimiz bakımından, kemiklerimizi sızlatacak şu ünlü bildiriyi yayımlatıyor:
"PKK''yı 1 Eylül 1998''den beri, tek taraflı yürütmeye çalıştığı ateşkes sürecinden... 1999 Eylülünden itibaren silahlı mücadeleye son vermeye... Ve güçlerini barış için SINIRLAR DIŞINA ÇEKMEYE çağırıyorum. Böylelikle DEMOKRATİK ÇÖZÜM YOLUNDA YENİ BİR DİYALOG VE UZLAŞMA AŞAMASININ GELİŞECEĞİNE İNANCIMI BELİRTİYORUM."
Öcalan''ın, kendi muavinleri, sözcüleri tarafından, pervasızca yayımlanan, sözde basınımızca asla üstüne varılmayan, devlet sorumlularınca dahi, sanki olağan karşılanan bu beyanat bizce çok önemlidir. Devletçe ve milletçe de son derece tehlikeli birtakım oyunların devamı olarak görülmektedir. Ayrıca hiç de tesadüf değildir.
Bir kere, Öcalan PKK, Genel Başkanı sıfatıyla, mevcut terör devleti başkanlığının halen devam ettiğini açıklıyor hem de teyid ediyor. 2) Türkiye, ve bütün dünyada emrini bekleyen uyruklarına, "yıllar boyu yürüttüğünüz silahlı mücadeleye peki... Fakat bu Eylül başından tutarak, silahlı mücadeleye son veriniz" buyuruyor. Neden acaba "bugünden itibaren" demiyor.
3) En mühimi ise, PKK''lı teb''asına: "Gelin TC adaletine teslim olun" demiyor da onların kuvvetlerini "SINIRLAR DIŞINA ÇEKMEĞE" çağırıyor.
O zaman ne olacakmış? "Demokratik çözüm yolunda yeni bir diyalog ve uzlaşma çaresi bulunacakmış...
Apacık görünüyor ki, bu Öcalan''ın ve sözcüsü olan avukatların kendiliklerinden yapabilecekleri, basit bir girişim değildir. Başta Amerika, daha sonra da AB''li akıldânelerin Öcalan''ı Türk kanunlarından kaçırmaya ve "Terör devleti başı"na ülkemizden, vatanımızdan bir bölge vermeye hazırlanmalarıdır.
Türk-Amerikan dostluğuna sığmayan, pek tabii T.C. bağımsızlığına dahi asla yakıştırılmayan bir teşebbüstür bu.
Bunun delili ise; sözde "insan hakları avukatı olarak, günlerden beri Şanlıurfa, Mardin ve Diyarbakır''da, münasebetsiz ziyaretler ve patavatsız laflarla dolaşan, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Harold Koh''tur. Bu adamın sömürgeci suratını Ankara''da hesap verdikten sonra yazacağım.

