Eskiden "cinnet-i muvakkata" denirdi. Biz, geçici cinnet, diyelim. Hele, "artıları", "öncüleri" ile peşimizi bir türlü bırakmayan şu zelzele sersemliği, işleyen kafaları, büsbütün işlemez kıldı. Kaba cahillik, sorumsuzluk ve ahlaksızlığı da, bilmem bu deprem dalgaları mı getirdi başımıza?
Ankara''da, her mevki ve makam yerinde ve hizmete hazır görünüyor. Ama vatandaşın bir işi ve ihtiyacı oldu muydu hiçbirini yerinde bulamıyorsunuz.
Bürokrasi, anlamazlık, kavramazlık, çaresizlik tatiline girmiş gibi.
Bu hal, zaten olur olmaz her şeyiyle "Merkez''e endeksli" taşranın, adalet, eğitim, yönetim, asayiş, ticaret, hukuk, borsa, gazete, mafya vesairesinde işleyen bütün terazileri bozmuş, birbirine katmış ve yanlış tartar hale getirmiştir. İşi, hangi açıdan ele alsanız, hepsi cinnet diyarındaki görünüşlerdir.
Başörtüsü, sakal, uzun saç vs''nin hepimizi çıldırtan resimlerine de göz atın. Yüksek İlim Kurumu''muz olması gereken fakat son yıllarda tımarhanelik güldürgelerin Hollywood''u haline gelen üniversitelerimize de bir bakın, fakültelere yeni yazılmak gibi en masum, yurtsever ve kutsal amaçlarla, koşan kız erkek çocuklarımızın haline de bir göz atın. Bakın nasıl zindana sıkıştırılmış. Gürültüler, itip kakmalar, coplar, sopalar?
Bir yabancı görse "isyan var" diyecek.. (Ama, bir milletvekili: "Filan zelzele bölgesindeki, yolsuzluk ve ihmaller halkı isyana sevkeder" diye gerçeği söyledi mi, devletçi ve kızgın birtakım yumruklar sıkılıyor.) "Üniversite" denilen yerde, genç kızlar dayaktan geçiriliyor. Bir kızımızın uğradığı muameleyi gönlü götürmeyen gençler, babalar, analar: "Vay sen nutuk vererek basın toplantısı mı yapıyorsun?" diye tepelenerek, alaşağı ediliyor. İki kolundan çeke çeke sürüklemekle kalmıyorlar; ayrıca kafalarına vuruluyor, bellerine, bacaklarına yumruklar ve tekmeler.
Yani bu işkence filmleri "barbarların ülkesinden yeni görüntüler" diye haber başlıkları yapılarak ABD, Avrupa, Avrasya, Habeşistan TV''lerinde YÖK''çü başkanlara, dalkavuk rektörlere ve halimizden utanmaz bazı siyasilere gösterilmez mi sanıyorsunuz? Sorsanız: Biz güya, bu şekilde "uygarlık savaşı,
Batılılaşma sınavı" vermekte imişiz.
CEZAEVLERİ''nde bitmeyen ve bitmeyecek olan bu isyanlar, katliamlar, yargısız infazlar, temsilci memurların haftalarca esir edilmeleri bir devlet için nasıl bir felakettir? Düşündünüz mü hiç? Ya bunun sebeplerini? Biçare mahkumları devletle "İdeolojik çete savaşı" haline getirdiği durumu araştırdınız mı? Bu utanç verici şeylerin çoğu, bugün de tepemize tüneyen kişilerin günahı, halk düşmanlığı ideolojileri, ihmalleri, göz yummaları sonucu olduğunu, acaba hatırlayan var mı? Eğer memleketi yıkan işlere bu ölçüde aldırmaz boşverir ve unutkan bir millet olursak başımıza daha pek çok zindan azapları gelmesine hiç şaşmayınız.
Ben yazdıkça, bizler yazdıkça ve o zamanki muhalefet: "Etmeyin eylemeyin cezaevlerini terörler dershanesi haline getirmeyin!" diye yalvardıkça... Büyüklerimiz, "aman eşkıya başılara dokunmayın, bizim koalisyonumuz her şeyden daha önemlidir" diye konuşup bu sözlerini, size alkışlatmıyorlar mıydı?
"AH BU TÜRKÜLERİN GÖZÜ KÖR OLSUN" diyen şarkı gibi kimbilir daha neler demek istiyor gönlüm? Ama yine de kalemimin tutturabildiğini yazarak, size duyurmaya çalışacağım? Aslında şu karanlık zindan görüntüsünü hiç kimse istemiyor. Bunalımımızın, buhranımızın, başta gelen sebebi, hiç yoktan dert, sıkıntı ve çözümsüzlük arayıp bularak, kendi ördüğümüz işkence zindanından bir türlü çıkamayışımızdır.

