Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sayın Bedrettin Keleştimur Elazığ''da bütün cemiyetlerimize örnek olabilecek bir kampanya başlatmıştır. İsmi "Türkçe konuşacaksak Türkçe konuşalım" olan bu kampanya Türk Edebiyatı Vakfı Elazığ Şube Başkanı sayın Meftune Güler tarafından ayrıca "Elazığlılar''a bildiri" adında bir yazı ile dile getirilmiştir. Sayın Keleştimur''un "Dil bir milletin hâfızasıdır. Dil kültürümüzün nesiller boyu taşıyıcısıdır. Türkçemiz yeryüzünde en fazla konuşulan 5 dil arasında yer alır" sözlerine ek olarak sayın Güler''in bu konudaki yazısından bazı bölümleri aktarıyorum: Şüphesiz yabancı bir lisan bilmek, hatta Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri gibi beş lisan bilmek fevkalade bir ayrıcalıktır. Ancak bu sömürge devlet zihniyetiyle olmamalıdır. Gerçi bugün Hintliler Pakistanlılar, Bangladeşliler, Mısırlılar, iyi İngilizce konuşuyorlar. Ama bu özenilecek şey değildir. Çünkü onlar tarihlerinde bir dönem İngiliz sömürgesi olmak bahtsızlığına uğrayarak bu dili öğrenmeye zorlanmışlardır. Biz Türkiye Türkler''i ise tarihimiz boyunca (Fetret Devirlerini çıkarırsak) hep efendi millet olmuşuz. Yabancı dilleri ancak istediğimiz için çağdaş kültürlere yaklaşmak için öğrenmişiz. Bir dayatma ve zorlama değil bu. Yabancı dil ile eğitim yapan orta öğretim ve yüksek öğretim kurumları, kurslara harcanan hesapsız paralar, İngiltere''ye akan dövizler... Bütün bunlar oturulup enine boyuna tartışılmalı, fayda zarar bağlamında artıları eksileri ortaya konulmalı ve bir sonuca varılmalı! Bu şekilde eğitime devam edilmeli mi, yoksa tercüme büroları mı geliştirilmelidir. 12 Eylül öncesi Türkiye''de devlet dayatmasıyla milletimize öğretilmeye çalışılan "Ucube Türkçe''den" sayın Kenan Evren''in bence en hayırlı çabasıyla kurtulduk. Ama başka bir tehlike daha beteriyle geldi: Teknoloji ve ukalalıklarla gelen yabancı kelimeler istilası dilimizi büsbütün anlaşılmaz kıldı. Araplar, teknolojik bir gelişme sonucu ülkeye giren bir âleti veya makinayı önce o işle ilgili insanlara gösterip nasıl adlandırdıklarına bakarak kendi dillerindeki karşılığını bulmaya çalışıyorlarmış. Bence Türkiye''de yapılması gereken budur. O zaman göreceğiz ki Türk milletinin zekâsından "buzdolabı", "uçak" veya Türkistan''daki soydaşlarımızın helikoptere "dikuçak" dedikleri gibi son derece güzel kelimeler ortaya çıkacaktır. Üzeri yabancı kelimelerle hatta bayraklarla dolu çantalar kalem kutuları, kitap ve defter kaplarına lüften dikkat edelim. Biz "Love you" kitap kabını almaz, tavır koyarsak üretici firma "Seni seviyorum" yazılı olanını üretmek zorunda kalacaktır. Yine fert olarak dikkat etmemiz gereken bir başka husus çocuklarımıza vereceğimiz isimler... Türkçe ve güzel manalı olmalıdır. Uysal dürüst ve güler yüzlü kızlarımıza, moda isim diye kaş, göz, dudak anlamında adlar takmışız. Ebru adını duyduğumuz zaman hiç birimize komik gelmez ama kızımızı kaş diye çağırmak ne kadar komiktir.
Bir kısım işyerleriyle övündüğümüz esnaflarımız var. Fakat "....Center", ".......Shop", "......Centroom", "....Showroom" vs gibi işletme adlarını görünce kendimi yabancı bir ülkede hissediyorum. Yabancı bir ismin satışı artırdığı gibi lâflar yanlıştır. Belediyeler böyle belirsiz isimler taşıyan işyerlerine ruhsat vermemeli bence. Sivil toplum örgütleri olarak bizler de bu kampanya çerçevesinde Türkçe işletme adı taşıyan dükkanları muhakkak Türkçeciliğe teşvik etmeliyiz. Elazığ''da düzenlenen bu kampanyayı ulusal boyuta taşımak mümkün. O da televizyon kanallarına göndereceğimiz uyarı telgrafları, belge geçerleri ve mektuplar ile sağlanabilir. Televizyon kanallarımız yabancı isimlerden ve yabancı adlı programlardan hemen vazgeçmelidir. Kampanyaya katılacak veya benim ıstıraplarımı paylaşan Türkçe dostlarına naçiz bir tavsiyem! "Türçe''nin Sırları" isimli Nihat Sami Banarlı''nın güzel eserini okuyarak dilimizdeki incelikleri, sırları, musikiyi hissetmeleridir.

