Kaydet
a- | +A

Masallar hep böyle "Vaktin birinde, geçmiş zaman içinde veya bir varmış bir yokmuş" diye başlar. Söyleyeceği her ibreti ve her hakikati de tatlı dille çocuklara, büyüklere söyler. Üstelik bekçi, zaptiye ihbarcı zulmüne de hiç uğramaz.

Hakikatlerin tümü masalların içinde olduğu gibi komedya ve tragedyalar da oradadır. Gelenek, üzüntü ve sevinçlerimizin tümü de masallara gizlenir. Onun için çocuklarımıza sunacağımız önemli terbiye ahlâk, vatan sevgisi unsurları da masallarla anlatılır.

Hele Türkiye''mizin masal ülkesi olarak, vazgeçilmez ayrı bir yeri vardır. Sizler beni dinleyin de yurdumuzu asla masalsız bırakmayın. Yoksa tümden dilsiz, gazetesiz hattâ TV''siz kalırız dünyada.



Geçende, ünlü bir hekimimizle sohbetteyiz. Bazı ülkelerde başgösteren yolsuzluklar, hırsızlıklar, kavgalar, vurgunlar adam kayırmalar, fakir fukaraya eziyetler üzerinde muhabbet kızışırken doktor bey, âdeti olduğu üzre lafı bir masalla güzelleştirmez mi?

-Bu konuda bir masalım var.

Şimdi sırası geldi. Anlatayım:

Vaktin birinde, hani Masal ya! Bağdat, Şam taraflarında bir diyar varmış. Ahalisi zehir yutar kan ağlarmış. Adına da bütün dünyada "Hırsızistan" derlermiş.

Hâristan (eşekler ülkesi) Kelbistan (köpekler diyarı) dedikleri üzre buranın da fena şöhreti var, gördün ya nitekim başka yerlerinde yaşayan insanlar, Hırsızistandan pek korkar pek de uğramazlarmış.

Hatta dış görevliler oraya zorla gönderilir gidenler de rahat anlaşıp çalışmak için aylarca staj görürlermiş.

Neymiş bu Hırsızistan''ın özelliği? Bu ülkede yüksek mevki tutacak büyüklerden çoğunun, uğruluk ve mafyalık fakültelerinden mezun olmaları gerekirmiş.

En üst makamlara bakalım meselâ: Tabiî devir orta çağ, rejim de kökten dinci demokrasisi yani gerici Klerikal devlet olduğu için en başında da öyle mollamsı devlet adamları bulunuyor. Lakabı da Kadıbaşı.

İşte, Hırsızistan''a gelen Çin-Maçin Elçilerinden biri bu ülkenin "Baş Rüşvetçi" denilen büyük kadının evini, özel yaşayışını fikirlerini merak etmiş. Maiyetini de yanına alıp hediyelerini katar katar develere yükleyip varmışlar Kadıbaşı huzuruna.

Kadıbaşı, bol hediye getiren, üstelik de çok meraklı gördüğü bu Çin-Maçin''li misafirleri kuş tüyü yataklar sofralar donatarak, kırk gün kırk gece ağırlatmış.

Çin Maçinlilerin büyükleriyle yaptığı sohbetlerde yönetmekte olduğu bu ülkeye niçin Hırsızistan denildiğini, bura insanlarının, maldan mülkten, dürüstlükten, adaletten, kanundan asla hoşlanmadıklarını anlatmış. Ayrıca bura halkının kendilerine yiyecek, ev, giyecek olarak fazla gelen herşeyi, Rüşvet Nezareti denilen bakanlığa, gönüllü olarak götürüp yatırdığını, kendisinin de bu yüzden Başrüşvetçi diye çok sevilip sayıldığını anlatmış.

Kendi aralarında devletin adı dahi Vurguniye imiş. Ayrıca bu ülkede, yerli misafir herkesin göze girmek ve barınmak için "rüşvete" dayalı olan felsefesini izah etmiş.

Çin-Maçinlilerin, iyice ağırlanıp, şişmanladıkları son günlerinde Kadıbaşı, onlara son talimat ve mükâfatlarını şöyle bildirmiş:

-Değerli konuklarım! Töremiz elbette rüşvet, vurgun vs.''den ibaret değil. Sizin gibi, hediyesi bol, aziz misafirlerimizi boş çevirmeyip ödüller, hediyeler, armağanlar bahşederiz. Bu bizim, "Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez" diyen atalardan kalma töremizdir. Şimdi siz, uzak ülkenize dönüyorsunuz. Dileyin, benden dilediğinizi...

-Aman efendim, bahşettiğiniz yeter! demeğe kalkarlar fakat kanun engeldir. Mutlaka isteyeksiniz der. Elini açar gösterir.

-Şu dağları, dereleri, bomboş alanları görüyor musunuz? İşte hepsi, Kadılığımızın size armağanıdır. Yalnız, soğuk iklimimizde 8 ay, dağı taşı tutan şu karları görüyor musunuz? İşte onlar için, yılda 8 ay "İşgaliye vergisi" isteriz. Onu vermeden ayrılmayın lütfen. Malûm vergisiz dönmüyor ülke.