Kaydet
a- | +A

(Kaymakam iken tanıyıp, Harran''da gezerken bana oraların tabiatını, insanını, töre ve geleneklerini tanıtan Siirt Valisi sayın Osman Acar bey''den bir mektup aldım. Enfes bir tevazu ve samimiyetle Siirt halkına saygı ve sevgilerini ve onlara hizmetten duyduğu zevk ve şerefi bildiriyor. Böylece hoşnutluk ve başarılı hizmet sevincini Allah bütün görevlilerimize nasip etsin.)

Büyük bir şevk ve heyecanla 09.11.1997 tarihinde başladığım Siirt Valiliği görevim, sona ermiş bulunmaktadır. Görev yaptığım 2 yıla yakın süre içerisinde gece-gündüz demeden cansiperane bir şekilde çalıştım. Bölge insanını içinde bulunduğu açmazdan çıkarmak, eğitimle ışığa, ekonomik faaliyetlerle işe ve aşa kavuşturmak için sizlerin yol göstericiliği ve desteği ile TOKAP projelerini hayata geçirdim. Siir''ten büyük bir huzurla ayrılıyorum. Zira önceleri ürkek, umutsuz bakan gözler artık kendilerine sahip çıkıldığının farkında, ümit parıltıları ile ışıldıyor. Cehaletin karanlığında kendini ifade etme aczine düşmüş kadınımız, artık okuyor. Okula gitmenin "lüks" sayıldığı varoşlarda, sokaklarda çamurla oynayan çocuklarımız şimdi okullu. Dört duvardan ibaret dünyasının dışına çıkamayan genç kızlarımız şimdi üretken, aile bütçelerine katkı sağlıyor. Kısacası; insanlarımızdaki hüzün ve karamsarlık yerini sevinç ve umuda bırakmış durumda. Bu çalışmalarımda beni yalnız bırakmayarak her türlü desteği veren siz değerli dostlarıma en içten duygularımla teşekkür eder, selam ve saygılarımı sunarım. Osman Acar

Vali  New York''tan aldığım bu mektup aslında hepimizi dilhûn eden tarafgirlik hastalığımızdan yakınmaktadır. Değerli Ahmet Kabaklı hocam, ben sizin bizzat öğrenciniz olamadım ama yıllardır yazılarınızı okuyarak size öğrenci olma şerefine eriştim. Değerli hocam, kafama takılan birçok mesele var. Bunlardan biri de bu ülkede nasıl oluyor da köşebaşları hayinler tarafından tutulmuş oluyor? Bir profesör katlediliyor fakat bu facianın ardından yalnız kartel medyasınca makbul adamlar gündeme geliyor. Göz göre göre katledilen milliyetçi şehitler, sanki hiç mevcut değilmişler gibi unutturuluyor; hiçe sayılıyor. Hatta "varsın gebersinler onlar" gibi bir hava estiriliyor. Bir zamanın militanları bile büyük hizmet gördükten sonra katledilmiş devlet ve basın adamlarından daha faydalı gösteriliyor. "Faili meçhul" denilerek, her şeyimize hakaret olan bir iz''ansızlıkla unutulan seçkin adamlarımız elbette unutulmamalı ve anılmalıdırlar ama... Bu, medeni insanlara yakışır tarzda, sağcı solu ayırdedilmeden yapılmalıdır. Oysa bu ülkede en üst düzeyde katledilen kişi Gün Sazak beyefendi değil mi? Onun katilleri de bulunmadı ve yargı önüne çıkarılmadı. Eğer yayın kuruluşları art niyetli olmasalardı ondan da bahsederler ve kin kusmadan genele hitap eden bir yayın yaparlardı. Sizin bu konuyu açıklamanızı rica ediyorum. Sevgi ve selamlar.

Selam Türkiyem Selam sana ülkemin en yüksek dağından Nuh Peygamberin batan gemisinin diyarından Vatanımıza ilk doğan güneşin ufuğundan Eteğinde biten güller tepesinde küflenen karından Selam Hani Babayı gölgesinde yatırandan Mevlânâ''ya çok ıraktan el sallayandan Veysel Karani''ye yakın komşu olandan Baş düşmanın hevesini kursağında bırakandan Selam Süphandağı ve Köse dağından Aladağ, Tendürek ile kendi küçüğünden Komşusu İbrahim Hakkı''nın Palandökeni''nden Fırat''ın babası Murat''ın doğduğu yerden Selam peygamberler şehri Urfa''nın Fatih Mehmed''in yurdu İstanbul''un

Osman Gazi''nin başkenti Bursa''nın Gece gündüz nöbetini tutan Ağrı''dan Mehmet Cengizoğlu

(Ağrı) (Hocam bu şiirimi gazetenizde yayınlayın. Bildiğiniz bir sanatçıya beste olarak verin, saygılarımla)