Kaydet
a- | +A
Kızımın yatak yarasından kurtulması için yardım istiyorum
Başlık ResmiKızımın yatak yarasından kurtulması için yardım istiyorum

Feridun Ağabey, İstanbul Bahçelievler’de ikamet ediyorum. Adresimi iletişim bilgimi ve %90 engelli raporunu size gönderdiğim kızım şu an 26 yaşında. Dokuz yaşından beri de epilepsi hastası. İmkânlarım dâhilinde tedavi ettirmeye çalıştık ama kızım her geçen gün daha da ağırlaştı. Son beş yıldır da hastalığı iyice ilerledi. İki aydır da yataktan kalkamaz hâlde ve en üzüldüğümüz durum da 'yatak yarası' başladı. Muayene eden Genel Cerrah bir havalı yatak lazım olduğunu söyledi. Kızım Bakırköy Nöroloji Bölümünde tedavi görüyor. Ben asgari ücretle çalışan biriyim. Yattığı için bez kullanmak durumundayız. Elimden geleni yapıyorum ama maddi imkânlarım kızıma bakmaya yetmiyor. Bir havalı yatak tedariki gerekiyormuş. Bunu almaya benim ekonomik olarak gücüm yetmiyor. Sizin aracılığınızla Bahçelievler Belediyemizden veya Bahçelievler Kaymakamlığımızdan veya bir hayır sahibinden yardım talep ediyorum... Allah sizlerden razı olsun. Saygılarımla...

Rumuz: “Çaresiz bir baba”

Yüreğin sızlamayı bilir mi hâlâ?

Birilerinin dostu, birilerinin kardeşi, birilerinin ailesi kan ağlıyor. O "birilerinin" isimleri hep değişiyor da yüreklere düşen acı hiç değişmiyor.

Onca kadın cinayeti yetmezmiş gibi genç eller altında nefesi kesilen gencecik hayatlar... Her olay sonrası olduğu gibi haber kanalları, gazeteler yazdı; sosyal medyada destek paylaşımları yapıldı. Peki ya sonra? Sonrası yok... Çünkü hepimiz sorun odaklıyız, çözüme kimse yanaşmıyor bile. Her haber sonrası birkaç hafta konuşuyor ve sonra fırtına öncesi sessizlik misali susuyoruz!

Kimse sormuyor “bu şiddet ve öfke bu kadar niye?" diye. Sormadıkça, suçun neden çocuklara kadar indiğinin nedenini aramadıkça ve bu nedenleri engellemedikçe ahvalimiz daha da kötüye gitmeye devam edecek.

Haberleri bir film gibi tepkisizce izleyenlere sesleniyorum. Eğer yüreğimizde hâlâ ufacık bir sızı oluşuyorsa çözüm yollarını arayalım. Şiddeti meşru gösteren her şeyden uzak kalalım. Kibarlığın zayıflık görüldüğü, en çok can acıtanın en "güçlü" sayıldığı bu dünyada basmakalıp ifadelerin yerini sevgiyle, saygıyla, nezaketle değiştirelim. Silah, bıçak gibi zararsız görülen oyuncakların kolay elde edilmesinin, satılmasının ve tehlikenin farkına varalım.

Bu ülkenin suça değil sanata, edebiyata, bilime sürüklenen vatansever evlatlara ihtiyacı var. İster kalemle ister kelamla artık bu gidişata dur demenin vakti geldi de geçiyor.

Soruyorum sana Türkiye'm, yüreğin sızlamayı bilir mi hâlâ?

Nefise Sıla Kurt

Zembil, içindekini sen bil!

Haberlerde kısa sürede zenginleşen ve bu zenginliğini bir paye gebe paylaşan, karizmasını, gücünü itibarını bu zenginleşmeyle sağlamaya odaklanmış kimseleri haberlerde sık okuyup görüyoruz. Bu kimselerin çoğu bir eli yağda bir eli balda misali ihtişam, debdebe ve israf içinde yaşıyorlar. Bakın dünya çapında marka olmuş birçok firmanın sahiplerinde bile böyle abartılı bir hayat yok. Son derece mütevazı yaşıyorlar. Müsrif bir hayat yaşayan birçok kimse aslında bedenen, zihnen sıkıntılı ve topluma zarar veren ruh hâlini temsil ediyorlar. Bu kimselerin bu paylaşımlarında ve gösterişlerinde nice kıt kanaat geçinmeye çalışan insanın hakkı yok mudur? Bu kimselerin tutumları toplumun vicdanını yaralamakta, yeni kuşakların gelecekle ilgili düzgün planlara yönelmesini engellemektedir. Eskiden atalarımızın sözü şimdi kimseler tarafından kullanılmaz oldu... Ne derlerdi: “Zembil, içindekini sen bil” Tamam kardeşim senin imkânın var almışsın, bulmuşsun ulaşmışsın ama alamayan var, göremeyen var, bulamayan var. Bu insanların göz hakkını niye düşünmüyorsun? Şimdi sosyal medya aracılığıyla aksine paylaşımlar yaparak görmeyenlerin bile görmesine uğraşıyorsun. Gören gözün hakkı var demişler bilmiyor musun?

Mustafa Aydınlı

Anlat Derdini Feridun Ağabey'de önceki yazılar...

ÖNE ÇIKANLAR