Kaydet
a- | +A

Geçtiğimiz 17 Ağustos, bir yıl önce aynı gün yaşanan büyük afetin yıldönümüydü. 18.374 kişinin öldüğü, 48.901 kişinin yaralandığı bir büyük afet. 91.983 konut yıkıldı veya ağır hasarlı hale geldi. 15.425 işyeri de aynı durumda. Orta hasarlı konut sayısı ise 90.536. Toplam hasarlı bina sayısı ise 285.211, toplam hasarlı işyeri 42.902 olarak belirlenmiş.

17 Ağustos günü ve gecesi, anma toplantıları düzenlendi. Geceyarısı ışıklar yakıldı, düdükler çalındı, siyahlar giyinilip, siyah kurdeleler takıldı. Bütün bunlar, biraz şekilci bir anmayı ortaya koydu. Bu anmanın anlamı ise, depremi hâlâ unutturmamak olarak ortaya konuldu. Acaba büyük felaketi unutmaması gereken, unutturulmaması gereken, halk mıydı? Yoksa, toplumsal ruh sağlığı açısından, normal yaşamın ve düzenin sağlıklı olarak kurulması için unutturulmaması gereken mi, halktı. Halka bu felaketi yeniden hatırlatmanın, üzücü görüntüleri gazete ve televizyonlarda tekrar sergilemenin, halka bir yararı var mıydı? Bunlar tartışılmadı.

Böylesi büyük bir felaketi yaşayanlar, evleri yıkılanlar, sevdiklerini kaybedenler, yaralananlar, hatırlatılmasa bile, zaten unutulabilirler miydi?

Depremi unutmaması gereken, unutturulmaması gereken halk mı? Hiç şüphesiz değil. Kamu otoriteleri ve makamları, merkezi idare, mahalli idareler. Çünkü, halkın güvenliğini ve sağlığını koruyacak, düzeni sağlayacak olanlar, onlar. Onlar, bunun için varlar.

Yeni bir büyük depremden korkuyoruz. Niçin korkuyoruz. Çünkü, yaşadığımız yerlere, konutlarımıza, işyerlerimize güvenmiyoruz. Onlara verilen inşaat izinlerine, iskan müsaadelerine güvenmiyoruz. Bir afet anında sağlıklı bir yardımın hızla bize ulaşacağına inanmıyoruz. Evimize bir şey olursa, kalıcı konut bir yana, kışlık çadırın, nakdi yardımın uzun süre gelmeyeceğini görüyoruz.

Sayın Prof. Dr. Işıkara, "depremle yaşamayı öğrenin" diyor. Ancak depremle nasıl yaşanacağını ne öğreten var, ne bilen. Bu doğru söz, kuru bir laftan öteye geçemiyor.

Varto, Van, Elazığ, 1967 Adapazarı depreminden ders almayanların, 1999 depreminden nasıl ders alacağını merak ediyoruz.

Bir büyük deprem ihtimali ile karşı karşıya olan İstanbul ve Marmara''da, daha fay hatlarının yerini dahi belirleyemiyoruz. Sadece sürekli tartışıyoruz. Hem de, bilim adına kehanetlerde bulunarak. Masa yıkılırsa ne yöne yıkılır, önce hangi ayağı kırılır? Bilinmez. Ama biz daha, masanın yerini ve kaç ayaklı olduğunu, hem de tahminlere dayalı olarak tartışıyoruz. Yıllar önce yapılması gereken sismik araştırmaların, jeolojik çalışmaların yapılmamasının acısını çekiyor, Avcılar''da heyelan mı var, yoksa fay mı var, atıp tutuyoruz.

Sorumsuzluk çok, ancak sorumsuzların sorumluluğu yok. 300 bine yakın yıkılan konut ve işyeri, 70 bine yakın ölü ve yaralıya karşılık, 1109 kamu davası ve 1155 tazminat davası var, tutuklu yok, sonuçlanan dava yok. Hakkımızın aranacağı yargı, yavaş çalışıyor, geciken adalet ise adalet olmuyor. Kaçak binalara göz yumanlar, çürük binalara iskân verenler, fay hattının üzerinde çok katlıya müsaade edenler, inşaatları yeterince kontrol etmeyenler, yıkılan binaların projelerini çizenler, binaları eksik ve kötü malzeme ile yapanlar nerede. Bütün gücümüz, Veli Göçer''e miydi?

İstanbul için bir büyük deprem riski var deniliyor. Afet planı nerede? Şimdi birkaç soru soralım. Cevaplarını bilen var mı, bilmiyorum?

1. İstanbul''da deprem olursa, çadır hastaneler nereye kurulacak, doktor ve hemşireler hangi yollardan nasıl toplanacak, buraya ulaştırılacak?

2. İtfaiye ve ambulanslar daracık İstanbul sokaklarından, park etmiş araçların ve yıkıntıların arasından nasıl giderek müdahalelerde bulunacak? Acil durumlarda kullanılmak üzere park yasağı bulunan sokaklar hangileri? Bu sokaklarda uyarı levhaları var mı?

3. Çadır kentler nerelere kurulacak, toplanma merkezleri nereleri olacak, iletişim ve acil çağrılar (telefon ve cep telefonlarının çalışmayacağı belli olduğuna göre) nasıl yapılacak?

4. Her mahallede, arama ve kurtarma ile acil yardım sorumlusu kimlerdir. Bunlar gerekli araç ve gereci nereden bulacak?

5. Acil durumda, kullanma yasağı, hangi ana yollar için olacak. İstanbul''dan ayrılmak isteyenler ile yakınlarını merak edip İstanbul''a geleceklerin tıkayacağı yollarda, acil yardımlar nereden gelecek.

Bütün bu sorunların yanıtlarını içeren planlar, bir an önce hazırlanıp, halka sunulmalı. Çünkü bu planları kullanacak ve uygulayacak olan, halk.

Yazarlar hep, sorunları ortaya atıp çözüm üretmemekle suçlanırlar. Bu defa çözüm de hazır. Deprem yaşayan ülkelere bakın. Japonya, Amerika, Meksika ne yapmış. Onlara bakalım, aynısını yapalım. Bu da yeter. Ama, siyasi hesaplarla oy kaygısıyla, maliyet hesaplarıyla, kaynak yetersizliği veya savurganlığı gibi kaygılarla, günü geçiştirici uygulamalarla değil.