Kaydet
a- | +A

Bu haftaki yazımızı, 2001 yılı bütçe gelirlerine ayırmıştık. Ancak geçen hafta, 3. GSM sözleşmesinin imzalanması, yeni vergilere ilişkin görüşlerin olgunlaşması, iki bankanın yönetiminin daha Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devri gibi önemli gelişmeler olunca, bizim köşenin gündemi de değişti.

Haftanın son günleri, önce kamuoyu sonra ve özellikle borsadaki yatırımcılar için 3. GSM sözleşmesine ilişkin imzaların atılıp atılmayacağı tartışması ile geçti. Hatta bu iş tam anlamıyla müşterek bahis konusu olacak şekle dahi dönüşürken, nihayet imzalar atıldı.

Sözleşmenin imzalanmasının tehlikeye girmesinde iki önemli faktör vardı. Bunlardan birincisi, KDV konusu. Telsim ve Turkcell''de konuya iki sene sonra uyanan Maliye yönetimi, bu defa uyanıklık yapıp, KDV''nin sözleşmenin imzalanmasından önce tamamının ödenmesini istedi. Maliye Bakanlığı, hem de hiç kimse için kullanmadığı ve ancak genel bir düzenleyici işlemle ve objektif kriterlerini söyleyerek kullanması gereken yetkisini, sadece İŞ-TİM için bireysel işlemle kullanarak, bedeli taksitle ödenecek sözleşmenin KDV''sinin tamamının sözleşmenin imzalanmasından önce ödenmesini istedi. Kabul edilebilir olmayan bu istek, kabul edilmeyince de geri adım atıldı. Telsim ve Turkcell''in sözleşmeden doğan KDV borçları yargı konusu iken, ne bu şirketler ne de İŞ-TİM için KDV''nin var olduğuna ilişkin tatmin edici bir açıklama ortada yokken, Bakanlığın bir şirketten kira niteliğindedir diye istediği vergiyi diğer şirketten satış diye istemesi çelişkisi ortada iken, İŞ-TEM''den bu vergiyi kuzu kuzu hemen baştan almayı düşünmek zaten bir yanılgı idi. Konuyu köşesinde değerlendiren Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ise, bu gelişmeleri, Maliye Bakanlığı''nın bu tavrını, (ben yaparım olur) mantığı ile açıklıyor, vatandaş olarak Maliyenin nalıncı keseri gibi hep kendisine yontmasına alışığız" şeklinde yorumladı.

Bir başka önemli gündemi ise, mevcut vergilerden eğitime katkı payı, özel işlem vergisi, özel iletişim vergisi gibi bir kısmının sürdürülmesi, taşıt vergileri, damga vergisi ve harçlar gibi bir kısmının ise oranının % 50-%70 oranında artırılması idi. Bunlar, AKAD''ın dediği gibi "ben yaptım oldu" mantığı ile nalıncı keserini hep kendinize yontarsanız hiç şüphesiz yapılabilir. Ancak, bunlar vergi politikasına, vergilendirme tekniğine ve vergide eşitlik ve adalet ilkelerine uygun olur mu? Tartışılması gerekir. Hatta, bence tartışmaya dahi gerek yoktur. 2000 yılı enflasyon oranı % 40''larda beklenirken, memura % 10-15 aralığında zam yapılırken, ev sahiplerine kiralara 2001 yılında % 10''dan fazla zam yapamazsınız denilirken, vergilerin ortalama % 60 arttırılması, ekonomi politikasının kendi içinde bir çelişki olmayacak mıdır.

Menkul sermaye iratlarında enflasyondan arındırma oranının hesaplanışını yıl başında öngörüp revize etmeyeceksiniz ve bu sayede milyarlarca lira hazine bonosu ve tahvil faizi elde edenlerden vergi almayacaksınız, milyarlarca lira mevduat faizi ve repo geliri olanları genel orana göre sadece düşük oranlı stopajla vergileyeceksiniz, borsadan elde edilen milyarlık kazançları adeta vergilendirmeyecek bir düzenleme getireceksiniz, yatırım indiriminde stopaj konusunu kamuoyundaki tartışmalara ve açılan davalara bakıp 4444 ve 4503 sayılı kanunlarla düzene bağlamayacaksınız, lüks arabayı ayırmayıp bütün araba sahiplerini hedef alıp (taşıt vergileri arttırılıyor) veya mevcut yükümlülükler için beyanname vermeye çalışanlara (beyannameler üzerinden alınan eğitime katkı payları arttırılarak sürdürülmesi düşünülüyor) bütçe açığını kapattırmaya çalışacaksınız. Bütün bunlarla, zaten kaybolmaya yüz tutmuş vergilendirme adaletini ve vergilendirme ilkelerini yok etmiş olmayacak mıyız? Niçin, konuya ilişkin ilkeleri nazara alan, açıkları, çelişkileri, boşlukları olmayan çağdaş bir vergi sistemi arayışına girmeyip, günlük tedbirler ile bütçe açığını kapatmaya çalıştığımızı anlamak mümkün değil.

Gündemden önemli bir olay da, iki bankanın yönetiminin daha Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu''na geçişi idi. Böylece yönetimi fona ait olan banka sayısı, 10''a çıktı. Yine karşımıza çıkan sorun, bankaların mali bünyelerinin zayıflatılmasına veya hortumlanmasına engel olacak, tedbir, düzenleme ve denetleme eksikliğine dayanıyor. Tartışılması gereken, mevzuat mı eksik, yoksa mevzuat tam da uygulayan mı eksik. Mevzuat eksikse, tamamlamayan veya düzeltmeyen mi eksik.

Geçen hafta, bunlarla geçti. Bakalım gelecek hafta neler getirecek.

Soru ve sorunlarınız için Fax: 0212 211 99 52