Kaydet
a- | +A

1998 yılının ortalarında, Gelir Vergisi Kanunu''nda yapılan önemli değişikliklerden biri de, geçici vergi ödenmesine ilişkin yöntemde yapılan değişikliktir. Geçici vergi, aslında bir peşin ödeme sistemidir ve bütün çağdaş vergileme rejimlerinde uygulama alanı bulmaktadır. Özünü, kazandıkça öde (pay as you earn) şeklinde sloganlaştırılmış bir ilkeden almaktadır. Nasıl ki ücretliler vergilerini gelirlerini elde eder etmez -hatta daha ücretlerinin yüzünü dahi görmeden- ödüyorlarsa, tacir, çiftçi, serbest meslek erbabı gibi kişilerin de, ücretliler gibi hemen vergilerini ödemeleri gerektiği esasına dayanır. Hazine bu yöntemle, vergi alacaklarına hem uzun vadeye bırakmanın sakıncalarını gidererek bir an önce ve enflasyona uğramamış olarak kavuşmayı amaçlamakta, hem de ücretliler ile diğer mükellef grupları arasındaki eşitsizliği gidermeye çalışmaktadırlar. Peşin ödeme sistemi, Türk Mevzuatına seksenli yılların başlarında girmiş, "peşin ödeme", "dahili tevkifat" adları ile çeşitli şekillerde karşımıza çıkmıştır. Anılan sistemin son görünümü ise, "geçici vergi" adını taşımaktadır. Sistemin özü, cari yılın kazancından alınacak yıllık gelir veya kurumlar vergisinden mahsup edilmek üzere, yıl içerisinde muhtelif dönemlerde peşin olarak bir miktar verginin alınması şeklinde açıklanabilir. Gelir ve kurumlar vergisi kanunlarımızın öngördüğü sisteme göre, gelir vergisi mükelleflerinden ticari kazanç sahipleri ile serbest meslek kazancı sahipleri ve kurumlar vergisi mükelleflerinin tamamı geçici vergi ödemekle yükümlüdürler. Öte yandan adi ortaklık (zirai faaliyetle iştigal edenler hariç), kollektif ortaklık veya adi komandit ortaklıkların ''(komanditer ortaklar hariç) ortakları da geçici vergi ödemekle yükümlü kılınmışlardır. Bu mükelleflerin geçici vergiyi, üçer aylık dönemler itibariyle saptayacakları kazançlarının üzerinden ödeyeceklerdir. Geçici vergiye ilişkin bir önemli nokta, geçici vergi matrahının % 10 eksiği ile beyan edilebileceğidir. Zira gerek Kanun, gerek Maliye Bakanlığı''nın 217 sayılı Genel Tebliğinde, geçici verginin % 10''a kadar eksik beyanı halinde ikmalen veya re''sen vergi tarh edilmeyeceği, % 10''dan fazla bir eksiklik bulunması halinde ilave tarhiyat yapılacağı, yapılacak tarhiyatın ise % 10 oranını aşan kısım için olacağı açıklanmıştır. Bunun anlamı, hukuken savunulabilir nitelikte olmasa da, maalesef, geçici verginin % 10 oranında eksik beyan edilebileceğidir. Geçici vergi beyannameleri için yeminli mali müşavir tasdikine ihtiyaç yoktur. Ancak yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamelerini serbest muhasebeci veya serbest muhasebeci-mali müşavire imzalatmak zorunda olanların, geçici vergi beyannamelerini de anılan meslek mensuplarına imzalatmak zorundadırlar. Gelir Vergisi Kanunu''nda öngörülen geçici vergiye tabi hesap dönemleri, yılın üçer aylık dönemleri olarak kabul edilmişti. Her üç aylık dönemin bitimini izleyen ikinci ayın onbeşinci günü akşamına kadar hesaplanan vergi beyan edilerek ödenmekte idi. Ancak bu dönemlerin kısalığı ve getirdiği iş yüküne yönelik eleştiriler karşısında, üçer aylık dönemler 4444 sayılı Kanunla altışar aylık olarak değiştirilmişti. Nitekim 2000 yılında ilk geçici vergi dönemi, bu yasa değişikliği uyarınca 1 Ocak-30 Haziran''dır. Ancak bu arada, geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir Bakanlar Kurulu kararı ile 2000 yılının ikinci yarısı için, yeniden üçer aylık dönemlere dönülmüştür. Bu değişiklik, esas itibariyle hükümetin Aralık 1999''da IMF''ye verdiği bir niyet mektubuna dayanmaktadır. Bu değişiklik sonucunda 2000 yılının geçici vergi dönemleri aşağıdaki gibi olmuştur. Birinci Dönem: 1 Ocak-30 Haziran İkinci Dönem: 1 Temmuz-30 Eylül Üçüncü Dönem: 1 Ekim-31 Aralık Bu dönemlerin Geçici vergileri ise, her bir dönemin bitimini izleyen ikinci ayın onbeşinci gününe kadar ödenecektir. Dolayısıyla ödeme süresi ve geçici vergi oranı bakımından bir değişiklik söz konusu değildir. Öte yandan bu değişiklik sadece 2000 yılını ilgilendirmektedir. Gelecek yıl geçici vergi yine altışar aylık dönemler itibariyle hesaplanacak ve ödenecektir. Bu değişikliğin, çeşitli açılardan değerlendirilmesi mümkündür. Hukuki açıdan, bir yetki kullanımı niteliğinde olsa dahi, özünde yasama iradesine aykırılığı söylenebilir. Ancak, hazinenin iç borçlanma ihtiyacını ortadan kaldırma yeteneği açısından değerlendirilmesi halinde, ekonomik sonuçlarının olumlu olduğu da görülecektir.

Yatırım fonlarına gizli vergi Hatırlanacağı gibi geçen hafta köşemizde, vergi ve sermaye piyasası mevzuatlarının çelişkisinden, yatırım fonları için kanunda dahi öngörülmeyen gizli bir verginin, stopajın mahsup imkanının tanınmaması dolayısıyla doğduğunu ve bunun tahsilinin fon bünyelerini zayıflatacağını ve neticede sermaye piyasasının zarar göreceğini yazmıştık. Yazımız üzerine konuyu inceleyen Maliye Bakanlığı, yazımızdan hemen üç gün sonra yayınladığı 2000/1 sayılı Kurumlar Vergisi Genel Tebliği ile sorunu çözdü ve yatırım fonlarını tehdit eden gizli vergiyi ortadan kaldırdı, bir hukuk dışılık daha sistemden ayıklandı. Olay, enflasyon dizginlenerek ekonominin önünün açılması ve Türkiye''nin düzlüğe çıkması için gerekli pembe tabloların çizilmesini sağlayan ve sistemden ekonomiyi de etkileyecek hukuk dışılıkların ayıklanmasını amaçlayan etkin yönetim anlayışının sadece bir örneği. Bu sebeple, Gerek Maliye Bakanı Sayın Sümer Oral''ın, gerekse Gelirler Genel Müdürü Sayın Akif Hamzaçebi''nin konuya yaklaşımları ve sorun çözümlemedeki hız ve etkinlikleri özel olarak kutlanmaya değer.